
Enes Nilüfer’in ilk kitabı Ova Mülakatları okurla buluştu. Ketebe Yayınları etiketi taşıyan romanının yayımlanma sürecinde neler hissettiğini anlatan Nilüfer, “İlk eserim yayınlandığında sanırım ümit verici tüm duygular çoktan geride kalmıştı” diyor.
İlk eserim yayınlandığında sanırım ümit verici tüm duygular çoktan geride kalmıştı. Muhtemelen ait olduğum sosyal sınıfın tüm bireyleri de başına gelen iyi şeyleri böyle yorumluyor.
Bandrolünü kontrol ettim. Fikir ve düşünce dünyası ancak vergisini tam ödediği zamanlar muteberdir. Ayrıca “bunu annem okumaz” diye düşündüm bir aralık. Bu sıralar torunu için yelek örüyor, vakti olmayacaktır.
Tarık isimli biri. Eski ev arkadaşım. Ne zaman çağırsam geldi. Bilinen dünyanın öbür ucuna da olsa gelmişti. Bir gün dünyanın en ünlü yazarlarından biri olacağıma kamilen inanıyor. Bakalım nasip.
EŞREF’İN HİKÂYESİ BANA GÖNDERİLDİ
Okumaya yeni başlamıştım. yüzlerce roman okudum. Büyük büyük adamlar bizim mahalleden hiç bahsetmiyordu. Orhan Pamuk’un birazcık da olsa bizi anlatmaya yaklaştığını hatırlıyorum. Bu yeterli gelmedi. O sıralarda, hâlâ soyadını bilmediğim Cengiz isimli bir tapu memuru, bir gazeteci dostuma Eşref’in yok yere yitip giden hikâyesini iletmiş. Bana gönderilince de kaleme aldım.
Bunu anlatmazsam çatlarım dediğim an… Kuzey yarım kürede hangi vakte denk geliyorsa o anda yazıyorum. Bazen Zonguldaklı poğaçacılar işe yeni çıkmış, bazı zaman Mardinli midyeciler koşuşturuyor. Bazen henüz bozacılar işe çıkmamış oluyor. İstanbul’un hâli gibi...
Fakültede çok enerjik bir bilgisayar hocamız azmu cezmu kast eyledi ki bize on parmak öğretip bizi gericiliğin karanlığın pençesinden çıkarıp, aydınlık yarınlara yöneltecekti. Büyük ölçüde başarısız oldu. Hâlâ imza kalemine dünya kadar para veriyorum (mürekkebi çabuk bitiyor, deftere hızlı yazıyor.).







