
Yeni Şafak, İstanbul'da bir balık malzemeleri dükkanından satın alınan can yelekleriyle başlayıp kimi zaman Egenin karanlık sularında ölümle, kimi zaman Midilli sahillerinde hayata ayak basarak sonuçlanan mültecilerin umuda yolculuğunu an be an görüntüledi.
Afgan ve Suriyelilerden oluşan yaklaşık 100 kişilik mülteci grubunu, önceki gün Zeytinburnu'nda balık malzemeleri satıcısından can yelekleri aldıkları andan itibaren adım adım izledik. Aralarında çocukla ve kadınların da bulunduğu grup, çantalarıyla sahilde akşama kadar bekledikten sonra otobüs durağına yaklaşan 18 kişilik minübüslere 25-30'ar kişi doluşarak yola çıktı. Eceabat-Çanakkale feribotunda da takip ettiğimiz ölüm dolmuşlarındaki insan tacirleri, feribotta dikkat çekmemesi için mültecileri araçtan indirmedi.
Gece geç saatlerde Balıkesir'in Ayvacık ilçesi yakınlarındaki Kadırga Koyu'na kadar takip ettiğimiz minibüsler farlarını söndererek tarlalar arasında izlerini kaybettirdi. Gün ağardığında ise mültecilerin Kadırga Koyu ya da Yeşil Liman'daki çalılık alanda saklandıkları ortaya çıktı. Gün boyu bu alanda dikkat çekmemeye çalışan mültecilerle ilgili Sahil Güvenlik'i bilgilendirdik. Sahil güvenlik botlarının devriyeleri sırasında kendilerini tamamen kamufle eden mülteciler, akşama doğru Zeytinburnu'nda balıkçıdan aldıkları can yeleklerini giyerek 4 ayrı botla sahilden ayrılarak kaderlerine doğru yola çıktı.
Türkiye'ye gelmiş binlerce Afgan, Çeçen, Uygur ve Özbek'in İstanbul'da ilk durak kabul ettiği ve halen en az 50 bin yabancının ikamet ettiği Zeytinburnu'nda, şu an en az 30 bin Suriyeli yaşıyor. Ölüm yolculuğunun ilk durağı buradaki bir balıkçı dükkanı. Çünkü kime sorsak aynı dükkanı işaret ediyor: Onar Av Malzemeleri. Dükkan sahibi can yeleklerini 30 TL'den sattıklarını söylüyor. “İstediğiniz büyüklükte yelek mevcut” dedikten sonra minik Alyan'ın cansız bedeni zihnimizin bir kenarında, dükkanda çocuklar için can yeleği olup olmadığına bakıyoruz. Dükkan sahibi merakımızı gideriyor: “Çocuklar için can yeleği yok...”
Malzeme dükkanından can yeleği satın alarak ellerinde büyük poşetlerle çıkan mültecilerin peşine takılıyoruz. Adres hep aynı: Zeytinburnu sahili. Muhtelif zamanlarda bu bölgede toplanan grupların minibüs ve otobüslerle bölgeden ayrıldığını dile getiren seyyar satıcıların yanına konuşlanıp mültecileri almaya gelecek otobüsleri beklemeye koyuluyoruz. Bu arada can yeleği satın aldıktan sonra kendilerini takip ettiğimizi anlayan mültecilerin istiflerini bozmaması ilginç. Yanına yaklaştığımız iki genç konuşmaktan kaçınıyor.
Sahilde büyük bölümü erkek olan ve bir kısmı Suriyeli bir kısmı Afganlılardan oluşan yaklaşık 100 kişilik grubu izlemeye devam ediyoruz. 16.00 civarında mülteci grubu hareketleniyor. Sahil yolundaki üst geçidin hemen altına park etmiş 3 ayrı minibüs, grubu bekliyor. İlginç olan, insan tacirlerinden olduğunu düşünebileceğimiz hiç kimsenin ortada olmaması. Mülteciler, irtibatta oldukları kişilerden telefonla talimat alıyor. Kapasitesi 18 kişi olan, okul ve personel servisi amaçlı kullanılan minibüslerin istikametinin neresi olacağı o an itibariyle meçhul. Tahminimiz Çanakkale ya da Edirne. Toplamda 54 kişi kapasitesi olan 3 araca 100 kişilik grup tıka basa biniyor.
Aracımızla minibüslerin peşinden hareket ediyoruz. Mültecileri taşıyan minibüsler, Mahmutbey gişelerini geçerek mola vermeden ilerliyor. Bizi farkeden minübüsler zaman zaman hızlarını 30-40'a kadar indirerek yol alıyor ve takip edip etmediğimizi anlamaya çalışıyor. Zaman zaman önlerine geçerek, çoğunlukla da uzaktan peşlerinde kalmaya devam ediyoruz. Ve minibüsleri Eceabat-Çanakkale arasında çalışan feribotlarda yakalıyoruz. Bir kafeye girip onları izliyoruz. Tıka basa dolu minibüslerde mültecilerin dikkat çekmemeleri için 45 dakikalık feribot yolculuğu sırasında tuvalet gibi insani ihtiyaçları için bile inmelerine müsaade edilmiyor.
Minibüsler, Çanakkale'ye geçtikten sonra Balıkesir istikametine yöneliyor. Polis kontrollerine yakalanmamak için dağ yolunu kullanmayı tercih ediyorlar. Gülpınar köyünden Kocaköy'e geçen minibüsler, burada denize yakın ve yerleşim yerlerinin az olduğu noktalardan birine yaklaşırken farlarını söndürüyor. Gece 12.30 civarı buraya ulaşan minibüsleri bu noktalardan birinde yine farları yanmayan bir otomobilin beklediğini öğreniyoruz. Bu andan itibaren gece karanlığında taşlı yollarda ilerlemeye başlayan minibüsleri gözden kaybediyoruz.
Ölüm yolculuğunun bundan sonrasını gün ağarınca öğreniyoruz. Mültecileri sahile yakın bir noktaya kadar ulaştıran minibüsler, yolcularını indirip geriye boş dönüyor. Mülteciler ise gece saklandıkları çalılıktan gün ağarınca çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak için ayrıldıklarında farkediliyor. Sivrice Burnu'ndan Küçükkuyu'ya kadar yaklaşık 50 km alandaki her tenha noktadan geçiş yapmaya çalışan mülteciler insan tacirlerinin yönlendirmesiyle akşam saatlerine kadar Sahil Güvenlik botlarıyla köşe kapmaca oynuyorlar. Sürekli devriye gezen sahil güvenlik botlarını atlatarak geçmeye çalışan mültecilerin sahil şerindeki dramı ise yürek yakıyor.
Mültecileri çalılıkların arasından izleyişimiz akşam saatlerinde son buluyor. Bölgede konuştuğumuz vatandaşlar mültecilerin çevresinde silahlı kişilerin dolaştığını iletince tedbirli olmak için sahili göreceğimiz bir noktaya çıkıyoruz. Bu esnada İzmir Sahil Güvenlik Komutanlığı yetkililerine ulaşıp bilgi veriyoruz. Yaşanacak bir kazada ölümlere engel olmaları için vicdanen görevimizi yapmış olmak amacımız. Sahil Güvenlik tekneleriyle adeta köşe kapmaca oynayan mülteciler, teknelerin gözden kaybolmasıyla bir anda botlara doluşuyor. Yeşil Liman ya da Kadırga sahilinde bekleşen mülteciler aynı anda 4 ayrı botla hareket ediyor. Mülteciler eğer denizin üzerinde 14 km gitmeyi başarabilirlerse Midilli'ye boğulmadan ulaşıyor.
Mültecilerden biri denize açıldıktan hemen sonra tıkış tıkış bottan suya düştü. Tekrar bota alınmayan mülteci karaya yüzmek zorunda kaldı.
Behramkale'de oturan vatandaşlar gece boyunca durmadan gelen otobüs ve minibüslerden tedirginler. Köylüler buraya Türkiye'nin dörtbir yanından mülteci taşındığını anlatıyor. “Gündüz saatlerinde zeytinliklerin içinde saklanıyorlar. Durumları çok perişan, üzülüyoruz" diyen köylüler, birtakım gasp çetelerinin, mültecileri soymak için bölgede bulunduğuna dikkat çekiyor. Buna göre, 15-20 kişiden oluşan gasp çetesi, ellerinde bıçak, sopa, biber gazı ve elektrikli şok cihazlarıyla mültecileri tehdit ederek onları soyuyor. Geri gönderilme korkusuyla polise de gidemeyen mülteciler, çaresizlik içinde yollarına devam ediyor.
Mülteciler önce Yunanistan'a ardından Avrupa ülkelerine gidebilmek için önce Suriyeli ya da Afgan organizatörlerle irtibat kuruyor. 'Abi' dedikleri bu kişiler, minibüslerin organizasyonunu yapıyor. Görünüşe bakılırsa sadece minibüslere binip Ayvacık'a ulaşmak ve buradan botlarla Midilli'ye gitmekten ibaret bu umut yolculuğu için kişi başı 2 bin dolar ödüyor olmaları oldukça düşündürücü. Bu paranın bir kısmının Midilli adasına ulaştıktan sonra Avrupa ülkelerine geçebilmek için Yunanistan'da rüşvet olarak verildiği sanılıyor. Zeytinburnu Emniyeti, insan tacirlerine yönelik operasyonlarında aralarında Suriye uyruklu kişilerin de bulunduğu 16 kişi gözaltına almış, ardından 6 zanlı tutuklanmıştı.
Dünyayı sarsan 2 yaşındaki Aylan bebeğin sahile vuran cansız bedenini kucağında taşıyan asker olay
gününü anlattı.
İç savaşın sürdüğü Suriye'den kaçak yollarla Avrupa'ya gitmeye çalışırken ailesiyle birlikte bindikleri botun alabora olması sonucu ölen 2 yaşındaki Aylan bebeğin sahile vuran cansız bedenini kucağında taşıyan asker olay gününü anlattı. Jandarma Astsubay Kıdemli Üstçavuş ve Olay Yeri İnceleme Tim Komutanı Mehmet Çıplak, çarşamba günü sabaha karşı 04.00 sıralarında 156 Jandarma İmdat hattına gelen bir ihbar sonucu, 'mülteci botunun battığı' ve 'kıyıya vuran cansız bedenler olduğu' bilgisini aldıklarını, bunun üzerine olay yerine gittiği söyledi. Sabah 05.00 sıralarında vardığı Bodrum sahilinde Aylan bebeğin cansız bedeninin kumlar üzerinde yüzüstü yattığını gören Çıplak, 'o anlar'ı şöyle anlattı:
“Aylan bebeğin yanına geldiğimde 'Allah'ım inşallah yaşıyordur' umuduyla hayat belirtisi aramaya çalıştım. Maalesef herhangi bir hayati belirtisi mevcut değildi. Çok üzülmüştüm. Her şeyden önce bir insanım ve 6 yaşında oğlu olan bir babayım. Aylan bebeği gördüğümde aklıma ilk oğlum geldi. Bir an kendimi de o bebeğin yerine koydum. Olay, tarif edilemeyecek kadar acı ve trajikti. Bazen insanlar cansız bedenlere yaklaşmaktan çekinirler. Aklıma hiç böyle bir şey gelmeden görevini yapan bir kolluk personelinden öte, yavrusuna sarılan bir babanın hissedebileceği duygular içerisindeydim. Aylan bebeğin kuş kadar hafif ama bir babanın oğlunun cansız bedenini taşıma zorluğunun ağırlığıyla cansız bedenini kucağıma alarak otopsi yapılmak üzere cenaze nakil aracına götürdüm. Ertesi gün fotoğrafları gazetelerde gördüğümde aynı acıyı bir kez daha hissettim. Aylan bebeğe üzülen herkes bana, bu kadar ağır bir yükü nasıl taşıyabildiğimi soruyordu...”















