Müslüman, sağlam bir inanç sahibi olur

04:0020/02/2026, Cuma
G: 20/02/2026, Cuma
Yeni Şafak
Arşiv.
Arşiv.

Mehmet Nezir Gül

Allah’ı seven kişi, öncelikle O’na tam anlamıyla iman eder. Bütün getirdiklerine inanır. İnanç esaslarını O’nun istediği çerçevede oluşturur. Yani Allah’ın vahyine, O’nun istediği şekilde iman eder. İman olmadan İslam olmaz.

İnanç; tüm zihin, akıl ve ruh dünyamızın şekillendiricisidir. Davranışlarımıza ve hayatımıza yön veren ilkelerdir. Hareket noktası eksik veya yanlış olduğunda yol ve yürüyüş de hatalı olur.

Kimse zorla Allah’a inandırılamaz. Kişiler hür iradeleri, özgür düşünceleriyle inanır veya inanmazlar. Sonuçlarına da hem bu dünyada hem de ahirette katlanırlar.

İnanmadaki özgürlük, inanç esaslarının yaşanmasında söz konusu değildir. Bu sebeple inanan bir mümin erkek veya kadın, Allah’ın emirlerine uymalı, yasaklarından da kaçınmalıdır. Bu konuda bir müminin haram ve günahı tercih etme hakkı yoktur.

Bir binanın temeli gibidir inanç. Dört bir tarafının sağlam zeminde sağlam ve olması gereken hâliyle hazırlanmalıdır.

İman tecezzi, bölünme kabul etmez. Bir kısmına inanıp bir kısmını reddetmek asla kabul edilmez.

İnanç esaslarının sağlaması yapılmaz. Modern ve çağdaş anlayışlarla mukayesesi yapılmaz. “Bu ayetler günümüz anlayışına uymuyor donduralım, kenara koyalım, tarihseldir geçmişte kalmıştır, yenilikler için reform gerek…” gibi fikirler, İslam’ın ruhunu, inanç yapısını kavrayamamaktan kaynaklanan batıl sözlerdir.

Kur’an-ı Kerim ve sünneti seniyyenin bir kaynak ve esas olarak varlığı, kayıtsız şartsız bir inanç, iman ve kabul konusudur. Bir mümin bu esaslara iman eder ve gereğini yapar. Yorumlardaki farklılıklar ise bir inanç değil tevil konusudur. Tenzili inkâr küfürdür, tevili değil…

Müslüman, Rabbini Tanır, İsim ve Sıfatlarını Bilir.

Allah’a iman eden müminler O’nun isim, sıfat ve özelliklerini de bilirler. Zaten Rabbimizin gerek Kur’an’da gerek hadisi şeriflerde geçen isim ve sıfatlarını bilmek, O’nu en doğru şekilde bilmek demektir. Rabbimiz kendisini nasıl vasıflandırmış, isimlendirmişse bizim de öyle inanmamız gerekiyor. “Esmâü’l- Hüsna” dediğimiz en güzel isimler O’nundur. “Allah, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır, en güzel isimler O’nundur.” (Taha, 20/08)

İnsan bildiğini sahiden sever. Ve her şey o sevgiyle başlar.

Şu bir gerçektir ki, Rabbimizi tanıdıkça O’na olan sevgimiz, bağlılığımız daha da artar. Emirlerini yerine getirme, yasaklarından kaçınma hassasiyeti doruk noktasına çıkar. O’nun güç ve azametini idrak eder, sadece ona boyun eğer. O’nun yaratıcılığını bilir, kullukta zirve yapar.

Kâinatın yegâne hâkimi olduğunu, eşi benzeri olmadığını, ezeli ve ebedi olduğunu, yüce ve hikmet sahibi olduğunu, hiçbir varlığa benzemediğini, hay ve kayyum, her şeyi bilen, işiten, gören, takdir eden, yaratan, planlayan zat olduğunu ve daha pek çok özelliklerini kavrar. O’nu tanımayanlar, “Allah’ın kadrini gereği gibi bilemediler…” (Zümer, 39/67)

Allah’ın asla hayatın gidişatından gafil olmadığını, uyku, yorgunluk, yeme içme, uyuma gibi beşeri hiçbir zaaf taşımadığını, bir salisede, saniyede olan işlerin bile O’nun izniyle olduğunu, kâinata müdahalesinin, emirlerinin geçerliliğinin devam ettiğini bilir. Onunla güç bulur. Rabbinin bu sınırsız gücünün adalet, rahmet ve hikmet üzere olduğuna inanarak daha çok sever, bağlanır ve güzel işler yapar.

“Bir gün Peygamberimiz (sav) bir zatı, askeri birliğin başına göndermişti.  O zat birliğe imam olduğunda namazı “İhlas” suresi ile kıldırmıştı. Birlik geri geldiğinde, bu zatın kısa bir sure olan “İhlas” suresi ile kıldırdığı, uzun sure okumadığı Peygamberimize şikâyet edildi.

Sevgili Peygamberimiz,

“Bunu ne maksatla yaptığını kendisinden sorun!” buyurdu. Sordular, o zat da şu cevabı verdi:

“İhlas” suresi Allah’ın sıfatlarını ihtiva ettiğinden onu okumayı seviyorum. Onun için namazı bu sure ile kıldırdım.” Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:

“Siz de ona müjdeleyin, Allah kendisini seviyor.” (Buhari, Tevhid, 2; Müslim, 45)

#Ramazan
#Aktüel
#Mehmet Nezir Gül