Geride bıraktığımız yılın son haftasında, “Türk belgesel sineması” adına yüz ağartıcı bir proje daha sessiz sedasız tamamlandı ve tıpkı hayatını ele aldığı o büyük Türk düşünürü gibi alabildiğine vakur, gürültüsüz patırtısız bir tanıtım yaklaşımı içinde izleyicisiyle buluştu. Bu yapıt, seçkin isimlerden oluşan bir yürütücü ekibin geçen yılın ilkbaharından bu yana üzerinde çalışmakta olduğu “Türkiye'nin Ruhu: Cemil Meriç” belgeseliydi.
Belgesel sinemacılık cephesinde olup biten gelişmeleri yakından takip eden meraklıların haricinde, kamuoyunun büyük bir bölümünün hakkında yeterli düzeyde bilgi sahibi olamadığı film, ilk olarak 22 Aralık 2008 Cumartesi akşamı, Harbiye-Cemal Reşit Rey Konser Salonu'nda düzenlenen bir gala gösterimiyle izleyicinin huzuruna çıktı. Sanat, siyaset ve medya dünyasından ünlü konukların katılımıyla düzenlenen bu galanın hemen 4 gün sonrasında da (26 Aralık Cuma) bu kez TRT-2'de özel bir gösterimi gerçekleşti. Yapımcı şirketin yetkililerinden öğrendiğim kadarıyla, “Türkiye'nin Ruhu”nun biraz daha uzun ve ayrıntılı bir versiyonu, yakın zamanda devlet televizyonunda yeniden gösterilecekmiş.
Tanıtım adına sergilenen bütün bu çabalar ve yapılan özel gösterimler gayet iyi güzel… Fakat, kültür ve sanat dünyamız son bir kaç yıldır tozun dumana karıştığı öylesine kaotik bir süreçten geçiyor ki geniş kitlelerin “Recep İvedik” ve “Muro” gibi kitsch sinema başyapıtlarına ya da “Yemekteyiz” gibi dedikodu programlarına teslim olduğu bu denli yoz bir atmosfer içinde, her türlü kalburüstü sanatsal ürün de kolaylıkla güme gidebiliyor. Benim ise “kötü”nün, doğası gereği çıkardığı o kulak tırmalayıcı gürültüler ve kopardığı yaygarayla her alandaki “iyiler”i korkutup kaçırdığı böylesi fetret devirlerine karşı ilk gençlik yıllarımdan beri özel bir alerjim var. O yüzden, ruhunu giderek kaybetme tehlikesi içinde bulunan Türkiye'de, “Türkiye'nin Ruhu” belgeselinin sınırlı katılımlı bir gala ve görece az izlenen bir kültür kanalındaki iki gösterimin ardından arşivlerin raflarında unutulup gitmesine gönlüm razı gelmiyor. Bu endişemden hareketle, en azından editörü olduğum bir sayfada boynumun borcu olan ayrıntılı bir tanıtımı yaparak, kaliteli bir yapıtın isminin karşısına -zaten fazlasıyla hak ettiği- bir saygı şerhini düşmeyi istedim.
Aydın olmak, yaşadığı ülkenin vicdanı olmayı gerektirir. Her aydından beklenebilecek bu ağır sorumluluk, kendisini “aydın” olarak tanımlayan herkesin de harcı değildir. Çünkü, böyle bir sorumluluğu üstlenmenin olmazsa olmaz bazı şartları var: Geniş bir düşünce ufku, ait olduğu ülkenin kültür köklerine pazarlıksız bağlılık, yaratıcı bir zekâ, gelişmiş bir vicdan duygusu ve bitimsiz bir fedakârlık...
Ne yazık ki Türk toplumu olarak, çağımızda bu şartları taşıyan aydınlarımızın sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. İşte, böylesine çetin ceviz bir tanımlamaya eksiksiz biçimde uyan aydınlarımızdan biri de Cemil Meriç'ti. Ülkesinin geçmişini, hâlini ve geleceğini sırtlanan bir aydındı o…
“Türkiye'nin Ruhu” belgeseli de Meriç'in ayna kişiliği üzerinden, başta Cumhuriyet dönemi olmak üzere son iki yüz yıllık düşünce ve siyaset serüvenimizi, Batılılaşma çabalarımızı ve bu uğurda yapıp ettiklerimizin toplumumuz üzerindeki etkilerini, sanat ve edebiyat sorunlarımızı irdelemek ve yarınlarımıza daha kendinden emin bakabilmek için gerekli düşünce ipuçlarına vâkıf olmak, kısaca “Türkiye'nin Ruhu”nu sorgulamak amacıyla yapıldı.
Cemil Meriç üzerine üç önemli kitap hazırlamış olan Yeni Şafak gazetesi yazarı Dücane Cündioğlu'nun danışmanlığında gerçekleştirilen “Türkiye'nin Ruhu”nda metin yazarı/senarist olarak ise çok yakın bir dostum, araştırmacı-yazar Metin Tavukçuoğlu'nun imzası bulunuyor. Üniversite yıllarından sınıf arkadaşım olan sevgili Tavukçuoğlu'nun geçen ilkbahardan itibaren söz konusu proje için kendini nasıl da perişan ettiğinin en yakın tanıklarından biriyim ben. Öyle ki geçen yılın ortalarında taşındığım müstakil evin bahçesinde çay içip sohbet etmek üzere kendisine bütün bir yaz ve sonbahar ayları boyunca ısrarla yaptığım pek çok daveti, “Doğrusu çok iyi olurdu, iki lafın belini kırardık, fakat hazırladığımız belgesel üzerinde aralıksız çalışmak zorundayım” diyerek üzüntüyle geri çevirişlerinin yankısı da hâlâ kulaklarımda duruyor. İşinde son derece titiz olan bu can dostumun tozlu arşiv belgeleri ve yığınla kitap arasında geçirdiği onca zamandan sonra ortaya çıkan entelektüel sonuç ise izleyince daha iyi gördüm ki bütün o eve kapanmalarına değmiş. Dublaj aşamasından önce, projenin danışmanı Cündioğlu'nun yanısıra merhumun kızı Prof. Dr. Ümit Meriç'in de okuyup onayladığı seslendirme metni, bu büyük Türk düşünürünün mücadelesine ilişkin olarak söylenmesi gereken hemen her şeyi, yapılması gereken bütün önemli saptamaları içeriyor. Özellikle açıkta bırakılan kimi bölümler ise belgesele konuk olan kültür-sanat ve bilim dünyamızdan ünlü simaların anlatımları üzerinden verilmiş.
Büyük bir bölümünde geleneksel belgesel dilini kullanırken bazı bölümlerinde de kurmaca/drama tekniğine başvuran “Türkiye'nin Ruhu”, BBO yapım adlı şirket tarafından gerçekleştirildi ve çekimler süresince yönetmen koltuğuna -yapılan iş bölümü uyarınca- üç ayrı isim oturdu. Bunlardan, söz konusu şirketin de yöneticisi olan ünlü televizyoncu Şafak Bakkalbaşoğlu projenin hem yapımcılığını hem genel yönetmenliğini üstlenirken, bir başka deneyimli belgeselci Soner Sevgili ise yönetmen pozisyonundaydı. Filmdeki “canlandırma” ve “muamma” bölümleri de yine aynı ekipten Funda Uluköse tarafından çekildi.
“Türkiye'nin Ruhu” belgeselinde “anlatıcı ses” görevi, sinema ve tiyatro dünyamızın büyük ustalarından Cüneyt Türel'e teslim edilmiş. Cemil Meriç'i ise yine çok değerli bir oyuncu, Ahmet Mümtaz Taylan seslendiriyor. Bu arada, tiyatro, sinema ve televizyon dizisi çalışmalarından tanıdığımız Erdal Beşikçioğlu da filmin en özel bölümlerinden biri olan “muamma hikâyeler”in anlatıcısı olarak çıkıyor karşımıza…
Tabiî, bu arada, film için yapılan kaliteli müzikal çalışmaya değinmeden geçmek de doğru olmaz. Belgeselin müzikleri, daha önce “Kurşun Yarası”, “Son Osmanlı: Yandım Ali”, “Elveda Rumeli” gibi marka olmuş dizi ve sinema filmleri için besteler yapan Kemal Sahir Gürel'in imzasını taşıyor.
Projenin yapım aşamasında, İstanbul, Ankara ve yazarın doğduğu kent Hatay'ın yanısıra, Cemil Meriç' in hayatında özel bir yere sahip olan Paris'te de çekim ve arşiv tarama çalışmaları gerçekleştirilmiş. Aynı süreçte, Meriç'in hayatında şu ya da bu biçimde yer almış 70 dolayındaki kişiyle de özel röportajlar yapıldığını öğrendim ekip üyelerinden. Tarihe ışık tutan bu görüşmeler, filmin akışı içinde çeşitli oranlarda yer almakta…
“Türkiye'nin Ruhu” belgeselinin jenerik tasarımı, “greenbox” çekimleri ve üç boyutlu animasyon gerektiren bölümlerini PROTO şirketinden Ercan Diler üstlenirken, RASTA-RULES şirketinden Efe Işıldaksoy ve ekibi de iki boyutlu animasyonları hazırlamış.
Her ne kadar gırtlağımıza kadar ulusal ve yerel kanala, yanısıra da film festivaline boğulmuşsak da, Türkiye'de -benim de çok sevdiğim bir alan olan- “belgesel sinema”nın gösterim mecraları son derece kısıtlı. TRT ve tematik yayıncılık yapan diğer bir-iki kuruluş haricinde hiç bir majör kanal belgesel sinemayı sevmiyor, desteklemiyor. Çünkü bu türün doğasında, adına “yüksek rating” denilen o yaman “medeniyet yıkıcısı”nın beslenmek için ihtiyaç duyduğu hiç bir cıvıklık yok. O yüzden de “gerçeğin aynası” konumundaki belgesel yapımlar pek fazla itibar görmüyor ülkemizde…
Ancak, manzara böyle diye bizim de bu çürüme karşısında pes edecek hâlimiz yok. Elbette ki sonuna kadar savaşacak ve kolumuzun uzanabildiği her mevzîyi elde etmeye çalışacağız. “Türkiye'nin Ruhu”nun da TRT tarafından bir, hadi bilemediniz iki gösterimin ardından bu kurumun arşivlerine kaldırılıp unutulmasını istemiyorum doğrusu. O yüzden de TRT yöneticilerinden dileğim, gerek üzerinde çok emek harcanarak hazırlanmış bu belgeseli, gerekse aynı alanda ortaya konulan diğer nitelikli ürünleri, inatla, ısrarla ve tekrar tekrar Türk halkıyla buluşturmaları…
Bunun dışında, eğer hukukî bir engel yoksa, BBO şirketinin söz konusu yapıtı en kısa zamanda ve hiç bir ticarî kaygı gütmeksizin bir DVD'ye dönüştürüp ülkemizdeki bütün edebiyat ve felsefe fakültelerine, sinema okullarına, kültür ve sanat ekseninde faaliyet gösteren önemli derneklere ve vakıflara, belgesel film festivallerine, yanısıra da -ücretsiz olarak gösterimini yapabilmeleri için- Anadolu'daki yerel kanallara ve belediyelere göndermelerini öneriyorum.
Böylelikle, bu toprakların 20'nci yüzyılda yetiştirdiği en büyük beyinlerden biri olan Meriç'in bıraktığı o hoş seda, çok sevdiği vatanının sathında biraz daha gür bir biçimde yankılanma fırsatı bulacaktır.
Emeği geçen herkesin ellerine sağlık…
“Türkiye'nin Ruhu: Cemil Meriç” belgeseli hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek ve bu yapıtın bireysel izleme ya da çeşitli kültürel etkinliklerdeki toplu gösterim imkânları hakkında yapımcılarından yardım talep etmek için aşağıdaki adrese başvurabilirsiniz:
BBO Yapım'ın internet sitesi:






