Rekin Teksoy: 1928-2012 / 'Centilmen sinema yazarl
İnsana her türlü politik mülahazadan uzakta sırf insan olduğu için insan gibi muamele eden, yeni tanıştığı birileriyle ideolojik yakınlık ya da uzaklık üzerinden bir ilişki tesis etmeyecek kadar olgun tavırlı eski kuşak sinema yazarlarının son temsilcilerinden biriydi Rekin Teksoy... Okulda da benim dindar bir öğrenci olduğumu bilirdi ve bu yöndeki hayat tercihim onunla öğrenci-hoca hukukumuzda asla bir sorun teşkil etmezdi. Kendisinin ahirete göçüp gidişiyle birlikte, bunca “çiğ” adam ve kadının arasında şimdi bizim meslekî arena da, hayatımın geneli de bir parça daha ıssızlaştı.
alimuratg@yahoo.com
Geride bıraktığımız hafta içinde
(30 Mayıs Çarşamba)
bir büyük sinema ve edebiyat emekçisini daha sessiz sedâsız ebedî âleme uğurladık.
1928-İstanbul
doğumlu
Rekin Teksoy
, Cumhuriyet döneminde bu memleketin topraklarında yetişmiş en kaliteli film eleştirmeni, sinema yazarı ve sinema tarihçilerinden biriydi.
84
yaşında hayata vedâ eden
Teksoy
'un sinema yayıncılığına bir ömür boyu verdiği emeklerin yanı sıra, anadili düzeyinde vâkıf olduğu
Fransızca
ve
İtalyanca
'dan yaptığı çevirilerle dilimize kazandırdığı Batı klasiklerini de anmadan, onu ve meslekî donanımını hakkıyla vurgulamak mümkün olmayacaktır. Öte yandan, kendisinin hem
İstanbul Hukuk
, hem de
Roma Hukuk Fakültesi
'nden mezun çifte diplomalı bir hukuk kuramcısı olduğu faslına hiç girmiyorum bile!
Ne mutluyum ki,
1985-1990
yılları arasında okuduğum
İstanbul Üniversitesi Basın-Yayın Yüksekokulu
'nda
(şimdiki İÜ İletişim Fakültesi)
rahle-i tedrisinden geçtiğim birbirinden saygın hocalar arasında
Rekin Teksoy
da vardı. Okulun son iki yılında kendisinden sinema tarihi ve estetiği üzerine iki ayrı ders aldım, yanı sıra yine aynı alanda kafama takılan ne kadar soru olduysa o yıllarda kendisini okulun koridorlarında her yakaladığımda engin bilgisi ve tecrübelerinden bol bol istifade ettim.
Teksoy
'un benim hayatımdaki stratejik rollerinden biri de
1987
yılında çektiğim,
1989
yılı
İFSAK
(İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği)
Ulusal Kısa Film Yarışması
'nda bir
“özel ödül”
kazanmama vesile olan
süper 8 mm
formatındaki filmim
“Pasif Direniş”
i bu ödüle lâyık gören jürinin başkanı oluşuydu. Yandaki iyice solmuş siyah-beyaz kare de işte o yarışmadan,
24 Şubat 1990
günü
Taksim-Fransız Kültür Merkezi
'nde düzenlenen ödül töreninden kalma bir hatıradır bana…
Aynı jüride bulunan bir
İFSAK
temsilcisinin sonradan anlattığına göre,
Rekin Hoca
, jüri üyelerinin yaptıkları değerlendirme toplantısında, binbir türlü garibanlık eşliğinde
(hoş zaten, o dönemdeki ekonomik koşullarımı ödül töreninde giydiğim ceket ve pantolondan da iyi kötü anlayabilirsiniz)
, mekân olarak evimizin kömürlüğünü, oyuncu olarak da kız kardeşimi ve mahalle arkadaşlarımı kullanmak suretiyle çektiğim o
9 dakikalık filmi
izleyince,
“Bu çocuğu kesinlikle boş göndermemeliyiz. Güçlü bir sinema duygusu var. Belki birincilik alacak kadar yetkin bir çalışma değil, fakat biraz üzerine düşülürse çok iyi bir hikâye anlatıcısı olabilir”
demiş. Bunun üzerine diğer jüri üyeleri de onun yaklaşımına katılarak bana oy birliğiyle bir
“özendirme ödülü”
vermişlerdi.
Velhasıl,
1990
yılı kış aylarında gerçekleştirilen o mütevazı ödül töreninin, hayatımın en mutlu günlerinden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.
Rekin Teksoy
salonu dolduran sinemaseverlerin önünde plaketimi verirken
“Ali Murat, değerlendirme toplantısının sonunda başvuru formuna bakınca fark ettim, sen benim okuldaki öğrencilerimden biriymişsin yahu, ne güzel oldu bu karşılaşmamız”
demişti. Ben ise sözcüklerin boğazıma düğümlendiği o anda, yalnızca
“Beni çok mutlu ettiniz hocam”
demeyi başarabilmiştim sahnede… Sonrasında da başım her sıkıştığında çok değerlî meslekî yardımlarını gördüm. Özellikle,
TRT-2
'de yıllarca hazırlayıp sunduğu
“Sinema ve Edebiyat”
adlı program bugünkü film beğenimin oluşmasındaki temel kılavuzlarımdan biri olacaktı.
İnsana her türlü politik mülahazadan uzakta sırf insan olduğu için insan gibi muamele eden, yeni tanıştığı birileriyle ideolojik yakınlık ya da uzaklık üzerinden bir ilişki tesis etmeyecek kadar olgun tavırlı eski kuşak sinema yazarlarının son temsilcilerinden biriydi
Rekin Teksoy
… Okulda da benim dindar bir öğrenci olduğumu bilirdi ve bu yöndeki hayat tercihim onunla öğrenci-hoca hukukumuzda asla bir sorun teşkil etmezdi. Kendisinin ahirete göçüp gidişiyle birlikte, bunca
“çiğ”
adam ve kadının arasında şimdi bizim meslekî arena da, hayatımın geneli de bir parça daha ıssızlaştı.
Rekin Hoca
bir süredir
Antalya
'da münzevî bir hayat sürmekteydi. Duyduk ki önce organ yetmezliği nedeniyle mayıs ayının başlarında hastaneye kaldırılmış, sonrasında ecel geldiğinde de yine kendi arzusu üzerine orada törensiz şatafatsız sessizce toprağa verilmiş. O benzersiz alçakgönüllülüğe ne kadar da yakışan bir final!
Hoşça kalın
Rekin Hoca
; son dönemlerde sinema yazarları câmiâsını kaplayan bunca düşük kalibreli karakterin arasında sizi eskisinden çok daha fazla özleyeceğim.
* * *










