2001 yayın hayatına atılan Altyazı, Türkiye'de sinema dergiciliğinin yaşadığı "yüksek maliyet", "düşük tiraj", "internetin hızını yakalayamamak" gibi geleneksel sorunlara karşın bu Eylül'de 54'üncü sayısına ulaşmayı başardı. Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi'nin koordinatörlüğünde, üniversitenin eski ve yeni öğrencilerinden oluşan bir ekip tarafından çıkartılan dergi, ta en başından itibaren sinema magazinine fazlaca prim vermeyen "zengin bir entelektüel içerik" hedeflemiş durumda. Bu yönüyle de düzenli okurları açısından oldukça tatminkâr bir yayıncılık gerçekleştiriyor. Ancak, söz konusu tercihi, onun bir sinema dergisinin olmazsa olmazları arasında yer alan "görsellik" boyutunu ıskaladığı anlamına da gelmiyor elbette. Altyazı bizce, önde gelen diğer iki refiki Sinema ve FilmArtı'ya göre, bu alandaki sınırlı örnekler arasında mizampajı göze en hoş gelen yayın olma özelliğine sahip…
Derginin öne çıkan özelliklerinden biri de sayfalarında yerli ve yabancı sinemaya oldukça dengeli biçimde yer vermesi... Altyazı, Türk yönetmenlerinin -kendi anlatımlarıyla- sinemaya ilk adım atış öykülerini aktardığı "Nasıl Başladım" söyleşileri ve "Benim Sinemalarım" başlıklı köşesiyle, ayrıca gösterime giren yeni Türk filmlerine cömertçe ayırdığı sayfalarla, bir süredir çıkışa geçmiş olan ulusal sinemamıza hak ettiği ilgiyi fazlasıyla gösteriyor.
Toplam 96 sayfa olan derginin ilk 80 sayfası renkli ve kuşe kâğıda basılı. Bir önceki ay gösterime girmiş olan filmlerin eleştirilerinin yer aldığı 16 sayfalık son forma ise siyah-beyaz ve ikinci hamur kâğıt olarak hazırlanmakta.
Türkiye'nin her yerindeki bayilerde (kimi zaman temin edilme konusunda sorunlar yaşansa da) yaygın dağıtımda bulunan Altyazı, 5 YTL üzeri fiyat ile satılıyor ve dileyenler için abonelik hizmeti de mevcut.
Genel yayın yönetmenliğini Fırat Yücel'in üstlendiği dergide, Nadir Öperli, Berke Göl, Şükran Yücel, Övül Durmuşoğlu, Dilek Aydın, Hande Çetin, Deniz Gödekoğlu, Kemal D. Yılmaz, Senem Aytaç ve Kemal Ural ise bölüm editörleri olarak görev yapıyorlar. Bunun dışında, Altyazı'nın sayfaları Boğaziçi câmiasından daha bir çok başarılı imzaya da ev sahipliği yapmakta…
Aslında ideal olan, her ay 15-20 YTL'ye kıyıp sektördeki bütün öne çıkan dergileri ayrı ayrı takip etmeye çalışmak… Çünkü her birinin bir diğerine göre üstün ya da zayıf olduğu yönleri mevcut. Ancak, aylık kültür bütçesinde sinema dergilerine ayıracak tek atımlık barutu bulunan ve bununla kendisine ödenen bedeli sonuna dek hak edecek nitelikli bir yayın izlemek isteyen bütün sinemasever okurlarımıza, zengin içeriğiyle Altyazı'yı özellikle tavsiye ediyorum.
Tanıtımımızı noktalarken, sizlere geçtiğimiz aylarda bu derginin yayın ekibiyle yollarımızı -nahoş bir olay çerçevesinde- kesiştiren ilginç (aslında daha ziyade traji-komik) bir anekdotu da aktarmakta yarar var.
Altyazı, 2006 yılı ilkbaharında "sinemada eşcinsellik propagandası yapan filmleri eleştirenleri" yerden yere vuran, her satırı zehir zemberek bir yazı yayımladı. Bu yazıda, o sıralarda tam gaz devam eden "Brokeback Dağı" filmi tartışmalarının etkisiyle, kaçınılmaz biçimde benim adım da "kötü adam" pozisyonunda geçmekteydi. Malûmunuz, sektöre yirmi yılını vermiş bir gazeteci ve özgür bir yurttaş olarak o dönemde en doğal hakkımı kullanmış ve bu filmin Türkiye'de herhangi bir yaş sınırlandırması olmaksızın, denetimsiz biçimde gösteriminin genç kuşaklar için hiç de olumlu etkileri olmayacağını savunmuştum. Eşcinsel aktivistler bu yaklaşımım karşısında (kendilerinden zaten beklediğim üzere) kıyametleri kopartırken, sinema yazarları câmiasından o koroya katılanlar arasında Altyazı ekibinin bazı üyeleri de vardı. Ve kendisi hakkında -yazılarından öte- hiç bir şey bilmediğim, kendisinin de benim şimdiye dek "Brokeback Dağı" dışında hiç bir sinema/TV içerikli yazımı okumamış olduğuna adım gibi emin olduğum genç bir yazar, bu kapsamda beni Polat Alemdar tarzı bir "harbi faşizm"in yılmaz savunuculuğunu yapmakla suçladı.
Söz konusu yazıyı gördüm, adımın üzerine yapıştırılmaya çalışılan çirkin etiketten dolayı üzüldüm de... Fakat, bu ülkede insanların düşündüklerini ifade etme özgürlüğü olduğundan (ya da ben mutlaka olması gerektiğine inandığımdan), şahsımı hiç hak etmediği boyutta bir suçlamayla karşı karşıya bırakan bu eleştiri metnine ne yazılı, ne de sözlü olarak cevap verme gereği duymadım. Kimbilir, belki de vermeliydim.
Sonrasında ise dergi çalışanlarına yönelik son derece talihsiz bir olay cereyan etti ve Boğaziçi Üniversitesi öğrenci câmiasından olup olmadıkları tam olarak bilinmeyen bir kaç lümpen Altyazı'nın hazırlandığı büroyu basarak dergi çalışanlarını tartaklayıp tehdit etti. İdeolojik duruşu her ne olursa olsun, sinemaya gönül vermiş ve ona hizmet eden -mostralık mahiyetteki bir kaçı hariç- hemen hemen bütün meslektaşlarını sevgiyle ve saygıyla anmaya alışkın benim gibi biri için, bu gerçekten de rahatsız edici bir durumdu. Oysa, çok sonraları sektördeki "fısıltı gazetesi"nden, dergideki bazı isimlerin bu olayı belli belirsiz biçimde de olsa -ne acıdır ki- benimle ilişkilendirdiklerini duyma bahtsızlığına eriştim.
Evet yazılarımda belki biraz hiddetli biri olabilirim; ama hayatımın hiç bir ânında meslektaşlarıma karşı orta ölçekli bir "mafioso" olmaya da soyunmadım doğrusu... Bütün ideolojik mücadelelerini belli bir medeniyet düzleminde ve yazıları üzerinden vermeye alışkın, bu tür bir aile eğitiminden gelen biri için oldukça çirkin ve incitici bir suçlamaydı bu. Nitekim, alıp almadıklarını bilemem ama, kendilerine faks yoluyla gönderdiğim "Geçmiş olsun" mesajı da aynı barışçıl yaklaşımımın bir uzantısıydı.
Dünya, insanlar birbirlerini tanımaya ve anlamaya çalıştıkça güzelleşecek. Aksi durumda hepimizin çocuklarını bugünden çok daha kaotik bir dünya bekliyor. Gençlerin görevi, doğaları gereği, tam olarak neyi hedeflediklerini anlayamadıkları büyüklerine öfkelenmek; bizim gibi yavaş yavaş "kemâl yaşı"na ulaşanların görevi ise onları anlamak olmalı…
O yüzden, Altyazı ekibini onlar beni sevmese de sevdiğimi ve beğenerek takip ettiğimi bu vesileyle bir kez daha vurgulamak istiyorum. Bakın, büyük yazar Bernard Shaw böyle durumlar için ne güzel söylemiş:
"Gençliğinde solcu olmayanın kalbi yoktur. Ama kırklarına geldiğinde hâlâ solcu kalmakta direnenin de aklı yoktur!"






