Milli Şef Almanlarla dost, İngilizlerle müttefik idi!

00:009/05/2010, Pazar
G: 3/09/2019, Salı
Abdullah Muradoğlu

Cumhuriyet Halk Partisi''nin ''değişmez genel başkanı'' ünvanlı İsmet Paşa''nın Milli Şeflik rejiminin belki de tek olumlu tarafı her ne pahasına olursa olsun Türkiye''yi 2. Dünya Savaşı''na sokmamaktır. ''İngilizlerle birlikte'' savaşa girilmesi telkinleri karşısında Maraşal Fevzi Çakmak''ın ileri sürdüğü şartlarla elini kuvvetlendiren İsmet Paşa, Hitler''e de bir mektup göndererek ''saldırmazlık'' sözü almıştıİkinci Dünya Savaşı İsmet Paşa''nın “Milli Şeflik” döneminde cereyan etmişti biliyorsunuz.Türkiye''nin

Cumhuriyet Halk Partisi''nin ''değişmez genel başkanı'' ünvanlı İsmet Paşa''nın Milli Şeflik rejiminin belki de tek olumlu tarafı her ne pahasına olursa olsun Türkiye''yi 2. Dünya Savaşı''na sokmamaktır. ''İngilizlerle birlikte'' savaşa girilmesi telkinleri karşısında Maraşal Fevzi Çakmak''ın ileri sürdüğü şartlarla elini kuvvetlendiren İsmet Paşa, Hitler''e de bir mektup göndererek ''saldırmazlık'' sözü almıştı

İkinci Dünya Savaşı İsmet Paşa''nın “Milli Şeflik” döneminde cereyan etmişti biliyorsunuz.

Türkiye''nin bu dönemde yürüttüğü politika genel hatlarıyla bu büyük yıkıcı savaşa dahil olmama yönündeydi.

CHP''nin ''değişmez genel başkanı'' ünvanlı İsmet Paşa''nın Milli Şeflik rejiminin belki de tek olumlu tarafı da her ne pahasına olursa olsun Türkiye''yi savaşa sokmamaktır.

Gerçi hem Atatürk hem “Milli Şef” döneminin ''değişmez'' Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak''ın da İngilizlerin önüne koyduğu “askeri teknolojinin yetersizliği” çerçevesinde ileri sürdüğü şartların “karşılanamayacak” nitelikte olmasının da İsmet Paşa''nın elini güçlendirdiğini belirtmeliyiz.

Bu dönemde İngilizlerin Mareşal Çakmak''ın işi yokuşa sürmesinden hiç de hazzetmedikleri bilinir.(1944''de İsmet Paşa''nın Mareşal Çakmak''ı görevinden azletmesi İngilizleri pek sevindirmişti)

Öte yandan Türkiye''nin Londra Büyükelçiliği''ne getirilen Birinci Dünya Savaşı''nın “Hamidiye Kahramanı “ ve sonrasında Milli Mücadele''nin önderleri arasında yer alan Rauf Orbay''ın da İngilizlerin burnunun iyice sürtülmesine dönük raporlarının da “tarafsızlık” politikasını güçlendirdiği kabul edilir.

CHP içinde, başını Recep Peker''in çektiği bir grubun “savaşa girmeliyiz” yönündeki girişimlerinin başarılı olması bu yüzden pek mümkün değildi.

Aynı dönemde “Cumhuriyet” gazetesinin ve Nadir Nadi''nin Alman yanlısı bir siyaset izlenmesi gerektiği yönündeki telkinleri de sonuç vermeyecekti.

FÜHRER''DEN MİLLİ ŞEF''E GÜVENCE

Altan Öymen, İsmet Paşa''nın Hitler Almanyası''na müzahir bir dış siyaset izlediği yönündeki eleştirilere yanıt vermek isteği duymuş.

Oysa aklı başında hiç kimse İsmet Paşa''nın doğrudan doğruya Hitler Almanyası''na müzahir bir politika izlediğini iddia etmiyor.

Öymen, “Radikal” gazetesinde 1941''de Hitler''in İsmet Paşa''ya, İsmet Paşa''nın da Hitler''e yolladığı iki mektuba yer vermiş.

3 Mart tarihli mektubunda Hitler Türkiye''ye saldırmayacağına dair bir güvence veriyor, Bulgaristandaki askerlerini Türk sınırına yaklaştırmayacağını belirtiyor, ardından da bu güvenceyi bir koşula bağlıyordu.

Bu koşulu Hitler, “Türk hükümeti bizi bu tutumumuzu değiştirmeye mecbur edecek önlemler almaya yönelmezse...” sözüyle açıklıyordu.

İsmet Paşa da 12 Mart tarihli cevabi mektubunda sözkonusu güvenceden ötürü Hitler''e teşekkür ediyor, Türkiye''nin de Alman birliklerine karşı tutumunun aynı şekilde olacağını belirtiyordu.

Alman hükümeti, Türk hükümetinin bu tutumunu değiştirmeye mecbur edecek önlemler almaya yönelmediği sürece Türkiye bir mesele çıkarmayacaktı..

TARAFSIZLIĞIN MİMARI VON PAPEN MİYDİ?

Almanya ile Türkiye arasındaki diplpmatik girişimlerin son noktası aynı yıl Türk-Alman Saldırmazlık Antlaşması''nın imzalanmasıdır.

Türkiye ondan önce İngilizlerle de bir antlşma yapmıştı ve bütün bu antlaşmaların odak noktası savaşın galiplerinin kesinlikle belli olmasına kadar hiçbir tarafta yer almamaktı.

Kimileri bu politikayı nabza göre şerbet vermek olarak niteliyorlar.

Bu tarafsızlık, Şükrü Saraçoğlu''nun “İngilizlerle müttefik, Almanlarla dostuz” sözüyle ifadesini buluyordu.

Prof. Niyazi Berkes bu formülün gerçek mimarının Von Papen olduğunu vurgular.

Hakikaten Hitler''le arası düzgün olmayan kurt politikacı ve tilki diplomat Von Papen, Türkiye''nin Almanya''ya karşı savaşa girmemesinin bir ödülü olarak İngilizlerle laftan öteye geçmeyen ve Almanya aleyhinde ciddi bir sonuç doğurmayan bir ittifak yapmasında hiçbir beis görmemiş, hatta desteklemişti.

Nadir Nadi''nin Almanya''ya karşı tarasızlık siyasetini iki yüzlü bir siyaset saydığını da hatırlatmalıyız.

Prof. Niyazi Berkes, Milli Şef''in “denge politikası”yla ilgili olarak şunları söyler:

“Türkiye''nin harbe girmesini isteyen devlet yoktu. Ne Almanya, ne Rusya, ne İngiltere, hele ne Amerika, başta Almanya olmak üzere, savaşan devletlerin gözünde Türkiye, ya cim karnında bir nokta, ya cepte keklik ya da gereksiz bir yüktü. Biz o zaman bunların hiçbirini bilmiyorduk. İki nedenden ötürü şimdi bile bilmiyoruz.: Birincisi Nazi Almanyasının çökmesi üzerine içerde başlayan demokrasi muhalefetine karşı Milli Şef''in yürüttüğü çok başarılı gizlenme ve yanıltma siyaseti. Nasıl demokrasiyi onun getirdiğine inandırılmışsak, savaşa da onun yüksek diplomasi becerisi sayesinde sokulmadığımıza inandırıldık.”

Berkese göre İngiltere ancak ikinci cephe açılması konusu ortaya çıkınca ve o zaman da Winston Churhchill''in bu cephenin Balkanlarda açılması fikrini ortaya atınca, Türkiye''nin savaşa girmesi tartışma konusu olmuştu. Churhchill''in bu projesini de Amerikan stratejistleri kesinlikle kabul etmediler. Bu yüzden ne Adana buluşmasında, ne de Kahire''de İnönü savaşa girip girmemek zorunluğu sorunu le karşılaşmıştır.

Yani, ne Almanya ne de İngiltere Türkiye''nin savaşa girmesini istemekteydi. Ama her iki tarafında da farklı nedenleri vardı. Von Papen''in kendi anılarında yazdıkları ile dönemin İngiliz Büyükelçisi Sir Hugh Knatchbull-Hugessen''in kendi anılarında yazdıkları, ilk bakışta birbirine zıt gibi gözükür. Fakat dikkatli okunursa, ikisi birbirini tutar ve tamamlar niteliktedir.

Dönemin solcu-demokrat- Atatürkçü aydınlarından Prof. Berkes''in Milli Şef''in savaş politikasına dair görüşleri böyledir.

Milli Şef''in Türkiye''yi bir savaşa sokmaması nasıl yorumlanırsa yorumlansın kuşkusuz onun artı hanesine yazılması gereken bir hayırlı iş olarak anılmalıdır.

Babası Milli Şef döneminde mebus seçtirilen ve kendisi de bir süre CHP genel başkanlığı yapmış bulunan Altan Öymen''in İsmet Paşa''yı savunması anlaşılabilir bir şey ama Milli Şef''i Türkiye''ye demokrasi getiren bir şahsiyet olarak takdim etmeye çalışması o kadar da kolay kabullenilebilecek bir yaklaşım hiç değil.

Cumhuriyet gazetesi ve demokrasi tarihi..

“Cumhuriyet” gazetesinin kuruluşunun 86. yıldönümüymüş.

Bu vesileyle gazetenin kırk yıllık yazarlarından Hikmet Çetinkaya bir yazı yazmış..

Yazının son bölümü şöyleydi:

“Yunus Nadi, Nadir Nadi, Berin Nadi ve İlhan Selçuk...

Saydığım bu dört ad, Aydınlanma Devrimi''ne sahip çıkarken İnsan Hakları ve Temel

Özgürlükler Bildirgesi''ni demokrasinin evrensel anayasası olarak benimsediler.

Cumhuriyet dün olduğu gibi bugün de, yarın da aynı yolda yayın yaşamını sürdürecek!

Cumhuriyet''te bireyselik değil, çoğulculuk vardır... Tüm siyasal partilere eşit uzaklıktadır...

Cumhuriyet bugüne değin tüm güçlüklere karşın yayın çizgisinden ödün vermemiş, çoğulcu demokrasiyi savunmuştur.”

Etraflı düşünmeden sadece hisleriyle bu yazıyı kaleme almış Çetinkaya..

Zira Cumhuriyet''in bütün dönemlerde çoğulcu demokrasiyi koruyup kolladığı tarihi gerçeklere uygun düşmüyor.

Bugün Milli Şef''in İkinci Dünya Savaşı politikasını irdelerken Cumhuriyet gazetesi ve Nadir Nadi ile sık sık karşılaştım.

Ama ne Cumhuriyet, ne de Nadir Nadi, Çetinkaya''nın çizdiği profüle uyuyor.

Tam aksine Cumhuriyet de, Nadir Nadi de bu dönemde açıkça Alamancı bir yayın politikası izlemiş.

Sosyalist yazarlardan müteveffa Burhan Oğuz''un da dediği gibi Cumhuriyet Nazi Almanyası''nın borazanlığını üstlenmişti ve Nadir Nadi''nin “Almanlar safında savaşa girmek için daha ne bekliyoruz” yazısı dönemin sol aydınlar kuşağının belleğinden asla silinmemişti.

Nadir Nadi Alamancılığını o kadar abartmıştı ki bir yazısında Alman birliğini tarihi zaruretlerden neşet eden bir realite olarak görmek istemeyenlerin bugün''ü yanlış anladıkları için yarın''a da ters bakmaktan bir türlü kurtulamadıklarını belirterek “hakikat olan Alman birliğini faraziye halinde düşünmek bile onları sinirlendiriyor, istikbali karanlık gösteriyor” diyebilecekti.

Nadir Nadi''nin yazıları İngiliz muhibbi sayılan yazarlar ile Solcu aydınlar tarafından da şiddetle eleştirilmişti.

Necmettin Sadak, Alman reailietsini görmek tavsiyesi altında İngiliz ittifakını reddederek Almanların nüuzu altına girmek fikrini telkin etmekte vatan için bir çıkar bulunmadığını vurgulamıştı mesela..

Solcu aydınlardan Zekeriya Sertel ise “Almanya milliyetçi değil ırkçıdır. Almanya Türkiye gibi kendi milli hudutları içinde istiklalini temine çalışan bir millet değil dünya üzerinde hegemonya kurmak isteyen emperyalist bir devlettir” diyerek Nadir Nadi''yi eleştirecekti.

Nadir Nadi''nin hangi hikmete ve himmete binaen Alamancılığını abarttığı ayrı bir yazı konusu.

Nadi''nin Alamancılığı bir süre Cumhuriyet gazetesinin kapatılmasına bile neden oldu.

Milli Şef İsmet Paşa İkinci Dünya Savaşı yıllarında belli bir düzeye kadar Türk basınındaki Alamancı, İngilizci, Sovyet Rus yanlısı çizgilere, savaşa taraf olması muhtemel devletlere yönelik çok yönlü politikanın bir gereği olarak tahammül gösteriyordu.

Ama bir yere kadardı bu, Milli Şef''in hoşgörüsü pragmatik nedenlere dayalıydı..

Nitekim yeri gelmiş solcu “Tan” gazetesini, yeri gelmiş Alamancı “Cumhuriyet”i kapatmış..

Yeri gelmiş 1944''te, yani savaşın Almanya aleyhine sonuçlanacağı iyice ortaya çıkınca Türkçü-Turancı grupları içeri aldırmıştı..

1944''te İngilizlere hoş görünmek için Mareşal Çakmak''ı bile görevinden azletmişti.

Herneyse, bunları geçelim..

Cumhuriyet gazetesinin 1940''lardaki pozisyonunu Nazım Hikmet''in yüzüne tükürme kampanyası, “Tan” matbasının yakılıp yıkılması, yanı sıra Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi''nden solcu hocaların tasfiyesiyle ilgili olaylarda da ziyadesiyle utanılacak durumdaydı. Çetinkaya herhalde bunları biliyordur ama hatırlatmakta yarar var.

İNGİLİZLER TÜRKİYE''Yİ SUÇLUYORLAR!

Ancak şöyle bir durum var, Prof. Selim Deringil''in “denge oyunu” başlıklı kitabında yer verdiği bir belgeye göre Almanya''nın Ankara Büyükelçisi Von Papen Berlin''e gönderdiği bir yazıda Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu''nun Almanya İngiltereyi kesin bir biçimde dize getirdiğini kanıtlayana kadar Türkiye''nin birinci görevinin hiçbir tarafa kesinlikle bel bağlamamak olduğunu kendisine söylediğini aktarıyordu.

Milli Şef''in dış politika kurmayları bu arada İngilizlerle yaptıkları görüşmelerde Balkanlar''da Almanya aleyhinde bir müdahalede bulunmayacaklarına dair çeşitli gerekçeler ileri sürüyorlardı. Deringil''in yer verdiği bir belgeye göre İngiliz dışişleri bu durumu “Türk argümanlarının z karşısında artık Türk hükümetinin iyi niyetinden kuşkulanmamak olanaksızdır” diye not etmişti.

Öyle ki 25 Mart tarihli bu notlardan birinde şu ifadeler yer alıyordu:

“Türkler zavallılığın son perdesini oynadılar. Saldırıya uğramamak için her şeyi yapmaya, herşeye razı olmaya hazırlar. Korkarım ki bu Mihver''e(Hitler yanlısı blok) katılma derecesine kadar varabilecektir.”

Uzun lafın kısası Hitler ve İsmet Paşa arasındaki mektuplaşmalar Londra''da “Türk yetkililerinin Almanya''nın niyetlerini ''bilmezlikten'' geldikleri”şeklinde yorumlanmıştı.

Aslında Türkiye, Almanlara karşı da aynı rolü oynuyordu.

Hitler, Rusların Boğazlarla ilgili olarak bir takım koşullar öne sürdüklerine dikkat çekerek Almanya''nın Sovyet Rusya ve Türkiye arasında bir seçim yapmak durumunda olduğunu iletmişti.

Türkiye de bu durumdan yararlanarak Balkanlarda Almanya aleyhinde bir müdahaleye bulaşmama sözü vermişti.

Böylece Hitler de seçimini Türkiye''den yana yapmış ve Balkanlardaki ilerlemesini kolayca yürütmüştü.