
Ölümle tanışalı tam 23 sene olmuş… Annem, iki dedem, anneannem, dayım, eniştem derken babaannem de ailemdeki yedinci kayıp oldu. Eşin, dostun yakınlarını da sayarsam sanırım onu aştı bu derin kederlere şahitlik. Geçen Cuma haberi aldığımda ölümü kanıksadığımdan mı, yoksa babaannem için hazırlıklı mıydım bilemiyorum ama yüreğime bir taş oturdu o kadar... Sakin sakin yola koyuldum. O''nu en son iki gün önce görmüştüm. Eve giderken hep o halleri geldi gözümün önüne! Her ziyaret sonrası ayrılırken uzun uzun - kikir kikir öpüşmelerimiz geldi aklıma! O anlardaki gibi güldüm yine… Yüzümde tatlı bir tebessüm, içimde huzur vardı. Doya doya, dolu dolu yaşamıştık onunla birçok şeyi… Ona Allah çok güzel bir yaşlılık, acısız hastalık ve dertsiz bir ölüm nasip etti! Dedemin vefatına kadar elli yılı aşkın bir evlilik, iki çocuk, dört torun ve torunların beş çocuğu… Sayısız düğün, onca neşe-keder görmüştük birlikte. Son ana kadar hep sevgi çemberi içindeydi babaannem! Torunlarının biri gelir, biri giderdi hep… İki gözümüz gibiydi. Halam O''na çocuklar gibi baktı. Babam Tanburacı onun yaşam dopingiydi. Bakıcısı, doktoru, tahlili hiç eksik olmadı… O''da hep gülerdi etrafına zaten! Öyle de gitti…
Zaman zaman bir bana kızardı sanırım, “Yezit evlat” diye… Kızlarla gezip gezip bıraktığımı söylerdi, bacağımı çimdirerek!.. “Şöyle helal süt emmiş biri yok mu?” derdi hep… Her süt helaldi ama ben ona yaşatamadım, gösteremedim! Onun hayatında bir benim düğünüm eksik kaldı. Onca yıl dayandı, bekledi ama nasip olmadı görmek. Hatta hastaneye giderken eve gelen hemşirelerden birine hayran hayran bakıp bana nasılda göz kırpmıştı hasta yatağından. Her hemşireyi de bana almayı teklif etmiş hastanede… Canım Babaannem, bir düğün daha görürdün ama olmadı işte! Yanarım yanarım ben de ona yanarım… Hakkını helal et Cancağızım!
Sevmek ve sevilmek ekranlara sığacak bir şey değil ki...
Günümüzün modası merak. Çarşaf çarşaf ilanlar billboardlarda, sıra sıra reklamlar ekranlarda. Turkcell “Merak etmiyor musun?” diyor 3G teknolojisini tanıtırken. Malum “Alo”nun adı “Merhaba” oldu teknolojik olarak. Artık cep telefonları kulağımızda değil elimizde durur oldu. İngilizcesi “Üçüncü nesil” demek olan “3.Generation”ın kısaltması 3G… Nam-ı ecnebi “Tirici”! Ne sonu var ne de limiti bu işin artık! Teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin malzeme hep aynı. Üzerine oynanan tek şey de insanoğlunun zaafları! Reklamımız merak, içimiz fesat, teknoloji elimizde oyuncak. Laptopa da takıveriyorsun bir cip; ister göl kenarında, dilersen dağın başında ulaşıyorsun e-postalara! Tek şart kapsama alanı içinde olmak. Sevdiğine de, işine de ulaşmak bir tık uzakta. Tabii sevgin onun kapsama alanı içindeyse… Peki ya hasret? Dedeler çıkıyor reklamlara, çocukluklarına ve gençliklerine nazire edercesine. Eşini, çocuğunu, torununu görüp mutlu oluyorlar reklamlarda. Hatta “Daha ne isteriz ki” bile diyor Hakkı Bey! İlahi Hakkı Dede… Sen torunu kucağına almadan sevmeyi nereden öğrendin? Sen el öptürmeyi cebindeki telefondan nasıl yaptıracaksın ki? Sevmek ve sevilmek ekranlara sığacak bir şey değil ki… En güzel anları yan yana yaşamadık mı? El ele, göz göze… Dizi dibinde dinlemedik mi hayatı, geleceği, hayalleri? Bence hala en güzel anılar fotoğraflarda! Çünkü onlarda hep yan yana değil mi hayat... Kime yeter ki, telefon ekranındaki sevgi! Ya da onların kulaklarımızdaki sesi yıllardır yetmedi mi? … Yaşadığını bilmek, sevdiğini söylemek, sevildiğini duymak güzel de...
Rahmetli babaannem her öpüşmemizden sonra “Yine gel oğlum” derdi! Telefondaki her konuşmamızda da… Şimdi ne olacak peki? Telefon açsam ne olur ki! Resimler birer kanıt ve dizi dibinde yaptığımız sohbetler tatlı bir seda o koltukta… Gerisi bir anlık görüntü ve kandırmaca işte! Saçını görsen ne, öpücük yollasan kime ne? Tende bitmiyor mu özlem? Ya alev alev ya da soğuk işte…
Şam''ın şekeri…
Bazen yan yana olmak da yetmez hayata. En büyük sevgiler, hatta nice aşklar kavuşamamakla, hasretle geçmedi mi hayata? Ya da insanın çok sevdiği şeyler bile illallah dedirtmedi mi bazen? İster ara duy sesini, ister yat telefonunla geceler boyu! Gün olur, gelir yolun sonu…
Güzel hikayedir bu;
Günün birinde Anadolu''nun bir köyünde çok güzel bir kız varmış. Güzelliği dillere destanmış! En çok sevdiği şey de şekermiş… Talipleri onu istemeye gelirken envai çeşit şekerle gelirlermiş. Günün birinde zamanın Şam Kral''ı çıkagelmiş! Zamanın en güzel şekerlerini sunmuş güzel kıza. Ve ömrü boyunca kendisine yetecek kadar şeker vaat etmiş. Güzel kız varmış Şam Kralı''na! Dillere destan bir düğünle evlenmişler. Şekerler dağıtılmış ülkenin dört bir yanına. Şam Kral''ı da kadına pek bir düşkünmüş, eşinin şekere düşkünlüğü gibi. Cariyeleri bir tarafta, eşi bir tarafta! Her türlü devlet işine rağmen Kral, eşini hiç yalnız bırakmazmış. Her gece sevgi ve şehvetle sararmış güzel eşini. Evliliklerinin üçüncü yılında, bu zor şartlarda üçüncü çocuğa da hamile olduğunu anlayan eş, çok sevdiği şekerleri bile bırakıp baba ocağına geri dönmüş…
“Ne Şamın şekeri, ne arabın yüzü” lafı ağızdan ilk kez o zaman çıkmış!
Kıssadan hisse, her şey kararında ve zamanında güzel işte…
Merak ediyorum şimdi;
Hasret diniyor mu cepteki bir tebessümle?
Hangi hayal gerçekleşiyor ki “evet” demekle…
En büyük şahidimi kaybettim!
Ben şimdi kime beğendireceğim en sevdiğimi?
Nur içinde yat hayallerimin en güzel şahidi babaannem!
Dünle gittin, artık sen de ebedi şahidimsin…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.