Bir Arap kralın itibarı

00:009/03/2000, Perşembe
G: 11/09/2019, Çarşamba
Akif Emre

Ortadoğu''daki Arap rejimlerinin hemen hepsi kendi meşruiyetlerini sağlamak için Türk ve Osmanlı düşmanlığı üzerine bir retorik geliştirmişlerdir.Ürdün Kralı Abdullah''ın Türkiye''ye yaptığı ilk ziyareti sırasında daha çok su konusunda yapılan pazarlıklar öne çıkarıldı. Gerçekten de dünyada su fakiri ülkeleri arasında yer alan Ürdün''ün Ankara ile su konusunu konuşmaya ihtiyacı var.Ürdün Kralı''na, su görüşmelerinden de öte Türkiye Büyük Millet Meclisi''nde konuşma imkanı verilmesinin üzerinde fazla

Ortadoğu''daki Arap rejimlerinin hemen hepsi kendi meşruiyetlerini sağlamak için Türk ve Osmanlı düşmanlığı üzerine bir retorik geliştirmişlerdir.

Ürdün Kralı Abdullah''ın Türkiye''ye yaptığı ilk ziyareti sırasında daha çok su konusunda yapılan pazarlıklar öne çıkarıldı. Gerçekten de dünyada su fakiri ülkeleri arasında yer alan Ürdün''ün Ankara ile su konusunu konuşmaya ihtiyacı var.

Ürdün Kralı''na, su görüşmelerinden de öte Türkiye Büyük Millet Meclisi''nde konuşma imkanı verilmesinin üzerinde fazla durulmadı. Kral Abdullah''a, aralarında en son olarak ABD Başkanı Bill Clinton''ın da bulunduğu ''TBMM''de konuşma yapan 16 devlet adamından biri olma ayrıcalığı tanındı. Protokolde gösterilen bu ilgi Ürdün''le Türkiye arasında stratejik yakınlaşmanın boyutlarını gösteren önemli bir gösterge.

Oysa Ürdün tarihî bakımdan, anti Arapçı, resmî Türkçü söylemin doğrudan muhatabı bir ülkedir. Kral Abdullah''ın büyük dedesi olan Şerif Hüseyin, Lawrance''in ayartmasıyla Osmanlı''ya karşı Arap ayaklanmasını başlatan isim olarak bilinir. İngilizler''in Şerif Hüseyin''e Osmanlı''ya karşı verecekleri "özgürlük mücadelesi" karşılığında vaadettikleri Suriye''den Hicaz''a kadar büyük Arap krallığı suya düşünce oğullarının payına küçük Ürdün toprağı kalmıştı. O zamanlar 350 bin kadar bedevinin yaşadığı çöllerle kaplı bu ülkeye hükmeden Haşimi hanedanının tarihi aslında her bakımdan zayıflığına rağmen ayakta kalmayı başarmanın hikâyesinden ibarettir.

Mescid-i Aksa''nın avlusuna bakan odalardan birinde Şerif Hüseyin''in nâşı gömülüdür. Mescid-i Aksa''da Şerif Hüseyin''in nerede gömülü olduğunu sorduğum Filistinli bir Arap Müslüman''ın soruma karşı gösterdiği tepki bu hanedanın sokaktaki bir Arap''a, özellikle bir Filistinli için neler çağrıştırdığını göstermeye yetiyor: "Görecek başka kimse bulamadınız da bu hainin mezarını mı ziyaret ediyorsunuz? Gidin şehitlerin, âlimlerin mezarlarını ziyaret edin." Gerek Arap, gerek Türk resmî tarih söylemini altüst eden tepkinin hiç de marjinal bir görüş olmadığını Kudüs''te, Filistin''in diğer bölgelerinde halkın arasına karıştığımda daha iyi anlayacaktım. Şerif Hüseyin''in oğlu Ürdün Kralı Abdullah''ın bir Filistinli tarafından vurularak öldürülmesinin ardından, cenazesinin Kudüs''e gömülmesine bile izin vermedi Kudüslü Araplar.

BM taksim planına göre İngiliz manda yönetiminden sonra Filistin''de bir Filistin devleti kurulacaktı. Ancak bölgedeki Arap devletleri, özellikle Ürdün bunu engellemek için elinden geleni yaptı. Batı Şeria''yı Ürdün topraklarına katarak Filistin devletinin doğuşunu engelledi. Ancak bu zayıf aşiret devletinin başındaki hanedan, saltanatını bu zamana kadar sürdürmesini İsrail''e sağladığı gizli desteğe borçludur. Öldürülen babasının yerine çocuk yaşta tahta geçen şimdiki kralın, geçen yıl ölen babası Kral Hüseyin''in Arap-İsrail çatışmasının en dramatik ve şiddetli dönemini yaşadığı günlerde bile İsrail''le gizli görüşmeler yaptığı artık biliniyor. Ortadoğu''nun hassas dengelerinde, saltanat gibi ateşten bir gömleği çocuk yaşta giyerek yarım yüzyıla yakın bir süre tahtta kalmanın dış destekten başka sırrı olmasa gerek.

Ortadoğu''daki Arap rejimlerinin hemen hepsi kendi meşruiyetlerini sağlamak için Türk ve Osmanlı düşmanlığı üzerine bir retorik geliştirmişlerdir. Tıpkı Süleyman Demirel''in "İlk başlarda, cumhuriyetin yerleşmesi için Osmanlı düşmanlığı yapmak zorundaydık" mealindeki sözlerini hatırlatacak türden bizde var olan Osmanlı ve Arap düşmanlığının karşılığı bir retorik. Türkiye''nin tarihî coğrafyasından kopması gibi Osmanlı''nın yerine kurulan irili ufaklı Arap ulus-devletleri de Türkiye''den kopan bir dış polika(sızlık) takip ettiler.

Burada Ürdün diğerlerinden çok daha ilginç bir rol oynadı. İçlerinde hem nüfus, hem coğrafi şartlar, hem de başına geçen hanedanın tümüyle dışardan ithal bir aile olması gibi nedenlerden dolayı en zayıf durumda olan Ürdün, dış bağlantıları sayesinde ayakta durdu. Gerektiğinde halkını karşısına alarak. Kral Hüseyin''in Filistinliler''e karşı saldırması sonunda Filistinliler gerilla kamplarını Ürdün''den boşaltılmak zorunda kaldılar. Böylece İsrail sınırı büyük bir tehditten kurtuldu. Ürdün, Türkiye ile tarihî husumetine rağmen Arap ülkeleri içinde Türkiye''ye en yakın duran ülke olmuştur. Ve genç kralın Türkiye ile stratejik ilişki kurmak istemesi ile Türkiye''nin Ortadoğu''daki stratejik ilişkileri arasında doğrudan bir bağlantı vardır. TBMM''de konuşma yapacak kadar önem verilmesi bu stratejik ilişkilerden kaynaklanmaktadır. Ürdün ve Türkiye''yi bu kadar yakınlaştıran unsurların başında ise; her iki ülkenin İsrail ile kurdukları stratejik ilişki gelmektedir.