Yazarlar Kütüb-i Sittede zayıf hadis var mıdır?

Kütüb-i Sitte'de zayıf hadis var mıdır?

Cemile Bayraktar
Cemile Bayraktar Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

Bir önceki yazıda haddimi aşarak “Hadis" mevzusuna girmiştim, aynı konuyla devam edeceğimi de ifade etmiştim, öncelikle birkaç düzeltme yaparak bu yazıdaki mevzuya başlayalım isterim.
“ Sünnet ; Rasulullah'ın devamlı olarak yaptığı, sahabenin Hz. Peygamber'den gördüğü ve kendilerinin de ona tâbi olarak yapmaya devam ettikleri, böylece o günden bugüne uygulamalı olarak bize tevatüren gelen Resulullah'a ait fillere denir." demiştim, tanımdaki “tevatüren" ifadesi tanımdan çıkarılırsa çok daha sağlıklı olur.
Hadis , 'Rasulullah'ın sözleri, davranışları ve onaylarıdır. Bazı hadis âlimleri, Hz. Peygamber'in yaratılışıyla ilgili özelliklerini ve ahlâkî vasıflarını da hadisin kapsamı içine almışlardır. Ve yine bazı âlimler, hadis teriminin kapsamı­nı biraz daha genişleterek sahabe ve tabiîn sözlerini bu kapsama almış, Hz. Peygamber' e ait olan hadislere merfu; sahabeye ait hadislere mevkuf; tabiine ait hadislere de maktu adını vermişlerdir.
Hadislerin tedvini…
Rasulullah'ın (SAV)'in, Kuran-ı Kerim ile karışır endişesiyle hadislerin herkesçe yazılmasına izin vermediği bilinmekle birlikte, yazılmasını tamamen yasaklamadığı da bilinmektedir. Nitekim Abdullah b. Amr b. As'a hadisleri yazması için izin vermiştir.
Hz. Ömer'in halifeliği dönemiyle birlikte artan fetihler, hadisleri bilen sahabîlerin vefat etmesi gibi durumlar hadislerin korunması konusunda tedbir almayı gerekli kılmıştır. Tanınmış sahabîlerin öğrencileri onlardan duyduklarını ezberlemiş ve kaydetmiştir. Böylece hadisler, onları rivâyet etmeyi ibadet sayan ashab ve talebeleri sayesinde kaybolmaktan kurtulmuştur.
Geçmiş yıllardan bugüne bir tartışma süregelmektedir; bir görüş hadislerin Kuran-ı Kerim gibi korunmuş olmadığını, doğru olamayabileceklerini ifade ederken, bir kısım ise Sahih-i Müslim ve Sahih-i Buhârî gibi eserlerde geçen yahut Kütüb-i Sitte'de geçen tüm rivâyetlerin sahih olduğunu ifade etmiştir. Ancak tartışma sürmeye devam etmektedir. Şimdi bu uzun soluklu tartışmaya bir yazı ile son verecek değilim ancak en azından neyin ne olduğunu izah edersem, mevzuya dair fikir edinmek isteyenlere bir ışık tutarım düşüncesiyle bu eserlere ve müelliflerine kısaca bakalım isterim.
Kütüb-i Sitte; İmam Buhârî ve Müslim'in es-Sahih'leri, İmam Ebû Dâvûd, İbn Mâce ve İmam Nesâî'nin es-Sünenleri, Tirmizî'nin el-Câmiu's-Sahih'i ile oluşturulmuş bir eserdir.
İlgilisi dışında çok bilinmemekle birlikte, Kütüb-i Tis'a dediğimiz, bu kitaplara ek olarak, Dârimî'nin es-Sünen'i, İmam Mâlik'in Muvatta'ı, Ahmed b. Hanbel'in el-Müsned'ini dahil ettiğimiz dokuz hadis kitabı bulunmaktadır.
Genellikle tartışmalar Buhârî ve Müslim üzerinden devam ettiği için onlara ağırlık vererek ilerleyelim.
Buhârî, vefatı hicri 256/miladî 870, -vefat tarihleri mühimdir zira âlimlerin dönemi, döneme ait bilgiler dolayısı ile bir veridir- el-Câmiu's-Sahih'in müellifi hadisçi.
Buhârî'nin Sahih'i, sahih hadisleri toplayan ilk eser olarak kabul edilir. Ancak bu tip eserlerde, müellifin hadisi eserine alma şartları vardır. İmam Buhârî, eserini 600.000 hadis arasından seçerek, İbnü's-Salah a göre mükerrerleriyle birlikte 7275 hadisle tamamlamıştır, tekrarsız rivayetlerin sayısı 4000'dir.
Buhârî'nin eserinde senedin başından bir ya da birden çok râvinin adını zikretmeyip sadece ilk râvisinin adını vermek (ta'lik) suretiyle yapılan nakiller görülür. Ta'lik bir isnad kusurudur, bu nedenle Buhârî bazı tenkitlere uğramış, ancak o, eserini mümkün olduğu kadar kısa ve özlü telif etmek düşüncesiyle bu yola başvurdu denilerek savunulmuştur.
İmam Müslim, vefatı hicri 261, miladî 875, Sahîh-i Müslim'in müellifi. Eseri, Sahîh-i Müslim, Kütüb-i Sitte'nin ikinci kitabı olup, içinde 4000 civarında hadis-i şerif vardır.
Gelelim mühim konuya: Müelliflerin eserlerine aldıkları hadislerin şartları…
Buhâri kendi hocasından sahabi raviye varıncaya kadar son derece güvenilir muhaddisler tarafından muttasıl bir isnad ile nakledilen rivayetleri kitabına almayı prensip edinmiştir. Bazılarının ileri sürdüğü gibi her tabakada birden fazla râvinin bulunmasını gerekli görmemiştir. Ancak, senette hoca ile talebesinin uzun süre görüşmüş olması esastır. Buna lüzum görmeyen Müslim ise, râvilerin aynı asırda yaşamış olmasını yeterli sayar. Şu halde Buhârî, bu konuda Müslim'den çok daha titizdir. Aynı şekilde İmam Müslim de, sahih rivayetlerin hepsini toplamıştır, en belirgin şartı, senedin başından sonuna kadar hepsi güvenilir olan kimselerin birbirinden muttasıl isnatlarla -şaz ve illetli olmayarak- rivâyet etmeleridir.
Buraya kadar bir sorun görülmemekle birlikte, bu iki esere bugüne kadar detaylı bir inceleme yapılmadığı da belirtilmelidir. Muhtasarları ve şerhleri bulunmaktadır ancak kapsamlı eleştirel bir okuma yapan eser bulunmamaktadır.
Kütüb-i Sitte'deki bir diğer müellif İbn Mâce'ye geldiğimizde, onun eserindeki hadisler için; 428'i ricâli sika olan sahih hadisler, 199'u hasen isnatlı hadisler, 613'ü zayıf isnatlı hadisler ve 99'u da ya çok zayıf/vâhî, ya münker ya da mevzû isnadlı hadislerdir, denilmektedir. Bununla birlikte, İbn Hacer'in "İbn Mâce'nin, sahih olduğu hâlde tek başına rivâyet ettiği hadislerin sayısı az değildir. Doğrusu zayıf olan hadislerin de metnine göre değil de ricaline göre zayıf olduğunu söylemek, daha isabetli olacaktır." dediği bilinmektedir.
Eserlere eleştirel bakan bir diğer yorumu “yorumsuz" olarak kaydedeyim:
Özellikle Sahih-i Buhârî bağlamında, es-Seyyid Salih Ebubekr'in “İsrailiyyat hadislerinin kokunun kazınması ve Buhari'nin bunlardan temizlenmesi" eserinde Sahih'e girmiş olabilecek İsrailiyât bilgilerine dikkat çekilmiştir. Nevevî el-Buhari'nin bir rivayeti hakkında “Bu, icma ile batıl olan bir vehim (yanlış)dir." demiştir. Yine Ebu Hureyre'nin Hayber'e Hz. Peygamber ile birlikte gitmediği onlara fetihten sonra katıldığı tarihen malum bir husustur. Bu sebepledir ki, ed-Darekutnî “Bu hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmiştir… yanlıştır." demektedir. “ [İslam Düşüncesinde Hadis Metodolojisi-Prof. Dr. Mehmet Hayri Kırbaşoğlu]
Tüm bunlarla birlikte, bunları “yorumsuz" olarak vermekle birlikte, hadisler konusunda sahihliğin anlaşılması için bir metot daha vardır: Hadisleri Kuran-ı Kerim'e arz etme. Bu metod, Hanefî Mezhebi'ne isnat edilmektedir. Kaynağı olarak ise, “ Benden size gelen şeyi Allah'ın kitabına arzedin. O'na uygunsa ben söylemişimdir. Şayet ona uygun değilse ben söylememişimdir." hadisi gösterilmiştir ancak bazılarına göre bu hadis sahih değildir.
İmdi; naçizane baştan sona Kütüb-i Sitte'yi okumuş, ayrıca biraz da tefsir okumuş biri olarak, Kütüb-i Sitte'yi, Sahih-i Buhârî'yi, Sahih-i Müslim'i, Kuran-ı Kerim'e arz ettiğimizde maalesef “sorunlu" rivâyetlerin bu eserlerde yer aldığı görülmektedir. Elbette bu sorunlar bu eserlerin kıymetine, sahihliğine gölge etmemektedir ancak bu eserler için tamamıyla “sahih hadisleri içeriyor" demek de zan ifade etmektedir. Bunu ifade etmek ise, hadis inkâr etmek demek değildir. Umarım merâmımı anlatabilmişimdir.
Nasipse bir sonraki yazıda, rivayetlerin tefsirlere etkisiyle devam edelim…

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.