Baykuş’un Süleyman Aleyhisselam’a verdiği cevap

04:001/10/2023, Pazar
G: 1/10/2023, Pazar
Dursun Gürlek

İlim adamlarını, sanat erbabını ve bunların peşinden gidenleri öne çıkararak söyleyecek olursak, İstanbul’un cazibe merkezlerinden birini de -kütüphanelerin yanı sıra- kitapçılar ve sahaf dükkânları teşkil ediyordu. Özellikle bazı sahafların dükkanları aynı zamanda bir sohbet meclisi halinde de faaliyet gösteriyordu. Beyazsaray Çarşısı’ndaki Enderun Kitabevi de bunlardan biriydi. Burada yapılan sohbetlerin tadına doyum olmuyordu ve Ali İhsan Yurt Hoca’nın tam bir sohbet şeyhi edasıyla yaptığı konuşmalar

İlim adamlarını, sanat erbabını ve bunların peşinden gidenleri öne çıkararak söyleyecek olursak, İstanbul’un cazibe merkezlerinden birini de -kütüphanelerin yanı sıra- kitapçılar ve sahaf dükkânları teşkil ediyordu. Özellikle bazı sahafların dükkanları aynı zamanda bir sohbet meclisi halinde de faaliyet gösteriyordu.

Beyazsaray Çarşısı’ndaki Enderun Kitabevi de bunlardan biriydi. Burada yapılan sohbetlerin tadına doyum olmuyordu ve Ali İhsan Yurt Hoca’nın tam bir sohbet şeyhi edasıyla yaptığı konuşmalar dinleyicileri tiryaki haline getiriyordu. Şükürler olsun ki, ben de o tiryakilerdendim. Keza Sahaflar Çarşısı’ndaki Elif Kitabevi de aynı özelliği taşıyordu. Müdavimlerini daha çok musıki erbabı teşkil etmekle beraber tarihi ve edebi konulara da sık sık temas ediliyordu. Ayaklı Kütüphane diyebileceğimiz merhum Şevki Çanka, bu meclisin başaktörüydü. Aynı çarşıyı süsleyen Muzaffer Ozak merhumun dükkânını ve burada yapılan sohbetleri anlatmak için -muhakkak ki- ayrı bir kitap yazmak gerekiyor.

Günümüzde ise bu geleneği biri Kadıköy’de, diğeri Üsküdar’da olmak üzere iki dükkân devam ettiriyor. Evet, Kadıköy’de Sakallı Lütfü’nün, Üsküdar’da da Yüksel Gölpınarlı’nın dükkânçelerinde, öncekiler kadar geniş kapsamlı olmasa bile tarih, edebiyat, şiir ama bilhassa kitap üzerine konuşmalar yapılıyor.

Geçenlerde Yüksel Bey’e ve yanı başındaki kitapçıya bir kere daha uğradım. Raflara şöyle bir göz atınca Prof. Dr. Süheyl Ünver merhumun “Kırkambar”ıyla karşılaştım. Kırık kalplere şifa olsun diye bir kere daha okudum. Beni hem tebessüm ettiren, hem düşündüren bu gül bahçesinden bir demeti de siz değerli okuyucularıma takdim etmek istiyorum. Öyleyse önce gülümseten bir anekdotla, bir Nasreddin Hoca fıkrasıyla başlayalım.

Timurlenk Anadolu’yu istila ettiği sırada Akşehir’de bir gün, misafir kaldığı bir yerde oturuyormuş. Nasreddin Hoca da, huzurunda bulunuyormuş. Topal Timur, yanında bulunan bir aynaya bakarak “Ben ki, cihangir bir padişahım. Bütün dünya emrimin altında. Gel gör ki, çok çirkin biriyim” demiş ve başlamış ağlamaya. Topal’ın ağladığını gören Nasreddin Hoca da gözyaşı dökmeye başlamış.

Timur, ağlamış ağlamış ve tabii ki susmuş. Fakat Hoca susmuyor, ağlamaya devam ediyor. Timur dayanamayıp Hoca’ya demiş ki: “Aynaya baktım, çirkinliğime ağladım. Sen de karşımdasın, ayıp olmasın diye sen de ağladın. Ben ağladım, ağladım ama sonunda sustum. Fakat sen hâlâ ağlıyorsun. Halbuki çirkin olan benim. Hâlâ ağlayışının sebebi nedir?”

Hoca merhum şöyle cevap vermiş:

“Biz ağlamayalım da kim ağlasın? Siz, bir an kendi çirkinliğinizi görerek ağladınız ve sustunuz. Oysa biz bu çirkin yüzünüzü her gün görüyoruz!”

Bakınız dünyanın en büyük mizah üstadı, çirkin yüzü nasıl güzel anlattı.

Yavuz Sultan Selim’in üzüntüsünü dile getiren bir anekdot ise şöyle:

Cihangir hükümdar, daha şehzade iken âlimlerle, fazıllarla akademik toplantılar yapıyordu ve bu toplantılar belirli aralıklarla devam ediyordu. Bu ilim meclisinin en önemli temsilcilerinden biri de padişahın hocası Halimi Çelebi idi. Yavuz, padişah olunca artık o şehzadenin, bu değerli dostları toplantılara gelmez oldular. Yavuz, bir gün, ‘Halimi Çelebi gelsin’ diye haber yollar. Emri alınca Çelebi de gelir. Daha kapıdan girer girmez Yavuz ona şöyle der:

‘Halimi Çelebi! Gerçi padişah olduk. Ama ahval-i yârândan (dostlardan) haber alamaz olduk. Dört gündür ben seni göremiyorum. Böyle saltanatın tadı mı olur?’

Şairin biri, dostlardan ayrı kalmanın acısını şöyle dile getiriyor:

“Dostlarım ev eşyamdı, bir bir gitti gitti diyorum / Artık boş odalarda ölümü bekliyorum.”

“Çiçeklerin hükümdarı hangisidir” sualine bu risalede şöyle cevap veriliyor:

Çiçekler, “Her mahlûkun bir başkanı var. Bizim niye olmasın, biz de kendimize bir başkan seçelim” demişler. Toplanmışlar. “Gülü kendimize hükümdar seçelim” diyen bir üyeye, “Onu seçemeyiz, zira çok açılıp saçılıyor” diye cevap verilmiş.

“Nilüferi seçelim” teklifi yapılmış. Lakin bir diğer üye: “O, akşam olunca kapanıyor ve suyun derinliğine gömülüyor. Orada ne yapıyor, bilemeyiz. Ama ismetinden şüphe ediyoruz” deyince ondan da vazgeçmişler.

Böylece daha birçok çiçek sıralanmış. Büyük çoğunluğu kazanamamış. Nihayet en güzel kokan çeşitli muhtelif isimlerde çiçek olan nergisi kendilerine başkan seçmişler. Bu çiçeği Peygamberimiz de sever ve faydalı olduğunu söylermiş.

Bu dünyada kimlerin, hangi özellikleriyle meşhur olduklarına gelince o da şöyle dile getiriliyor:

Lokman’ın hikmeti, Aristo’nun aklı, Eflatun’un ilmi, Calinos’un tıbbı, Batlamyus’un rasadı, İskender’in seyri, Nemrud’un ateşi, Şeddad’ın zulmü, Nuşirevan’ın adaleti, Karun’un malı, Nuh’un ömrü, Eyüb’ün (Aleyhisselam) sabrı, Yusuf’un (Aleyhisselam) güzelliği, Yakut’un yazısı, Hatem’in cömertliği, Mecnun’un aşkı, Hebenneka’nın ahmaklığı, Enveri’nin kasideleri, Hayyam’ın rubaileri, Attar’ın nasihatnamesi, Meryem’in iffeti, Efendimiz’in yaratılışı. (Hiçbir kalem bu güzelliği ve özelliği tam olarak tavsif ve tasvir edemez) Hz. Ebu Bekir’in sadakati, Hz. Ömer’in adaleti, Hz. Osman’ın hayası, Hz. Ali’nin ilmi!..

Süleymaniye Kütüphanesi’nde Vak’anüvis Esad Efendi kısmında, 3705 numaralı yazma kitabın bir yerinde Fatih Sultan Mehmed’in oğlu Sultan Bayezid hakkında bilgi veriliyor. Orada şöyle bir kayıt görülüyor:

Sultan Bayezid’in, tırnağının arasına bir hasır çöpü girmiş, kendisine çok ızdırap verince şöyle demiş: “Cellatlar bundan sonra kimsenin tırnağına kamış sokarak işkence etmesinler!..”

Adı geçen kitapçıkta, Süleyman Aleyhisselam’la da ilgili şöyle ibret verici bir menkıbe ile karşılaşıyoruz:

Süleyman Aleyhisselam, bir gün, “Her yaratıktan bir tane gelsin” diye emir vermiş. Hepsi yanına koşmuş. Lakin gece kuşu (baykuş) gelmemiş. Bunun üzerine, “Onu zorla getirin, bakalım niçin gelmek istemiyor öğrenelim” emrini alınca şöyle haber yollamış:

“Yavrularım var. Benimle uğraşmasın. Bir vakıf yerden toprak alırım, sarayının üstüne döküp mahvederim.” Bu cevap üzerine Süleyman Aleyhisselam:

“Söyleyin ona sakın gelmesin. Oturduğu yerde otursun” diye haber yollamış.

Bunu da vakıf mallarına el koyanlar, vasiyetnameleri ihlâl edenler düşünsün.


#Tarih
#Aktüel
#Dursun Gürlek