
Osmanlı İslamcılığına, İstanbul İslamlaşması diyorum. İstanbul’u mekân tuttuğu için değil. İstanbul’da doğan modernliğin fikri dünyasıyla canlı bir ilişki içinde olduğu ve 19. Yüzyılda özgün İslami düşünceler üretmesi gibi önemli vasıflara sahip olduğu için. İstanbul İslamlaşma düşüncesi, büyük ölçüde bir entelektüel hareket. Modernlikle tek yönlü, çatışmacı, dışlayıcı veya taklitçi ilişki kurmuyor. İslamı çağdaş dünyanın içinde temsil etmek istiyor. Modernlikle ahlak, sanat ve kültür açsından hesaplaşıyor. Bu hesaplaşmada top yekûn bir reddiye yok. Kimi kez reddiye, kimi kez eleştiri, kimi kez de uzlaşmaya gider. Son tahlilde Tunuslu Hayrettin Paşa, bu gidişata ad koyar: Müslüman kalarak çağdaşlaşmak.
İstanbul İslamlaşma düşüncesi, yeniden bir İslami canlanma. Toplumu ve politik alanı tekfir ederek bunu yapmıyor. “Kafir devlet”, “cahiliye toplumu”, “hakimiyet Allah’ındır” sloganıyla yola çıkmıyor. Siyasal sistemi tağut ilan ederek politik bir tevhit çizgisi geliştirmiyor. İslam Nizami diyerek demokrasiye küfür de demiyor. Tekfir, reddiye ve haricilik tutumlarından apayrı bir yöntem keşfediyor. Meşrutiyet düşüncesi ile büyük bir siyasal yenilik ortaya koyuyor. İstibdat eleştirisi yapıyor, ancak ne devleti ret ediyor ne de devleti mutlaklaştırıyor. Devlete bir ontolojik mesele diye yaklaşmıyor. Siyasal alana küfür ve tevhit diye bakmıyor. Siyaset siyasal katılım, siyasal tecdit ve siyasal değişim açısından değerlendiriyor. Müslüman toplumların uğradığı işgal ve karşı karşıya kaldığı “gerilik sorunu”nu nasıl bir siyasal yöntemle aşılabileceğini tartışıyor. Meşrutiyet teorisi büyük bir çözüm görülüyor. Bu teori, İslam meşveret düşüncesini çağdaş dönemde yeniden üreterek milletin siyasal katılım meselesine bir çözüm olarak sunuyor. tezi Said Halim Paşa hakimiyeti milliye tezini, “şeriatla kayıtlı bir millet hakimiyeti” olarak savunuyor.
İstanbul İslamlaşması tasavvufu eleştirmekle beraber onu ıslah etme taraftarı. F. Ahmet Hilmi’nin çalışmalarında bu çok belirgin. Zaten Osmanlı modernleşmesinde etkili olduğunu düşündüğümüz Nakşi Müceddidiye, İstanbul İslamcılarını da etkilemektedir. Değişimi tecdit yöntemiyle gerçekleştirmek ana uzlaşma alanıdır. Devrimci, ihtilalci ve inkılapçı yaklaşımlara karşı mesafe vardır. Akif’in, Asım’a her çeşit zaptiye ve inkılap tutumlarından uzak durmasını söylemesi bunun göstergesi.
Birinci Meclis, İstanbul İslamcılığın bir tezahürü. Meclis kürsüsünün başında “onlar aralarındaki işleri şura ile yaparlar” ayeti asılıdır. M. Akif, Hüseyin Avni, Mecidi Tolun( Melami şeyhi) gibi şahsiyetler vekildir. Bu meclisin tasfiyesi ile İstanbul İslamcılığı da tasfiye olur. Pür seküler ve pür garpçı bir siyaset hakim hale gelir. İnkılapçı değişim yöntemi benimsenir. İslamcılıkla beraber İslam da ciddi anlamda tasfiyeye uğrar. Bir dizi inkılaplardan sonra İslamın yokluğuyla bir boşluk doğar. Bu boşluk 1960’lar sonrasında Kahire ve Riyad eksenli yeni bir İslamcılık tarafından doldurulmaya başlanacak. Kutup ve Mevdudi’nin kitapları tercüme edilerek fikirleri de yaygınlaşacak. İslamcılık yatak değiştirecek. Hakimiyet tezi tevhit ile özdeşleşerek politikleşecek. Devleti tamamen karşısına alan ve dışlayan bir söylem haline gelecek. İçinde derin ötekileştirmeyi taşıyan tekfir tutumuyla senli benli olacak. Islah ve tecdit yerine devrimci bir değişme yöntemini öne çıkacak. İslamcılık sonunda radikalleşecek. 1979 İran İslam Devrimi ile beraber bu radikalleşme daha da artacak. Riyad ve Kahire eksenine bir de Tahran ekseni eklenecek. İstanbul İslamlaşması tamamen Kahire, Riyad ve Tahran İslamcılığına dönüşecek. Zaten tasfiye edilmesiyle doğan boşluğu bunlar dolduracak.
Kırsal alandan kentlere inen muhafazakar aile çocukları için Kutup, Şeriati ve Mevdudi’nin dinamik İslam yorumları cazip gelecek. Kendilerine yeni bir İslam kimliği inşa etmeleri için bu kaynaklara koşacaklar. Türkiye’nin radikal İslamcılığı bu sosyolojiden doğar.
İki binli yıllardan itibaren ciddi bir iç eleştiri ve Osmanlı İslamlaşmasının kaynaklarıyla yeniden tanışma arayışı başlayacak. İstanbul İslamlaşması ve Osmanlı modernleşme perspektifi, bugün yeniden kendimiz üzerinde düşünmenin yeni imkanlarını sunuyor. İstanbul İslam tecrübesinin modern vizyonunu önümüze koyuyor. Bu vizyon sadece Türkiye’deki İslam için Balkanlar, Mezopotamya ve Kafkaslar için de çok önemli bir seçenek olarak yükselmeye başlıyor. Türklerin İslam ile tarih içinde kurdukları müspet ilişkiden ilham almakta, sufi bir ruh taşımakta ve modern dünya ile tecdit çerçevesinde bir düşünmeye çağırmaktadır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.