"Ah şu yağan yağmur..."

00:0019/01/2001, Cuma
G: 10/09/2019, Salı
Fatma Barbarosoğlu

Yağmur. Söyleyişinde bile musıkî vardır da, çocuğumuza isim diye koyarız. Yağmur! Yokluğunda dünyanın renkleri solar, her şey bereketini yitirir. Yağmadığında en çok beklenen, rahmet olup üzerimize düşmesi için uğruna dualara çıkılandır. Düşme fiili olumsuz eylemliğini bir tek yağmurun toprağa düşüşünde yitirir. Toprağa düşen yağmur topraktan yükselip bitecek nebatın yüksekliğinin mertebesi olur çünkü.Yağmur hayatın en vazgeçilmez kaynağı. Ama nedense yağmura karşı tavrımız her zaman hamd-u sena

Yağmur. Söyleyişinde bile musıkî vardır da, çocuğumuza isim diye koyarız. Yağmur! Yokluğunda dünyanın renkleri solar, her şey bereketini yitirir. Yağmadığında en çok beklenen, rahmet olup üzerimize düşmesi için uğruna dualara çıkılandır. Düşme fiili olumsuz eylemliğini bir tek yağmurun toprağa düşüşünde yitirir. Toprağa düşen yağmur topraktan yükselip bitecek nebatın yüksekliğinin mertebesi olur çünkü.

Yağmur hayatın en vazgeçilmez kaynağı. Ama nedense yağmura karşı tavrımız her zaman hamd-u sena kaynaklı olmaz. Yağmurlar mı farklıdır yoksa yağmurla karşılaştığımız andaki halet-i ruhiyemiz yüzünden mi yağmura çeşit çeşit isim verip onu kah sevilen kah içimizi karartan kara büyücü hükmünde görürüz bilinmez. Avanak ıslatan ya da âşık ıslatan, sağanak, bardaktan boşanırcasına yağan, pis pis yağan, bahar yağmurları güz yağmurları, bıldırcın yağmurları. Uzar gider liste. Âşık ıslatanın romantik damlaları karşısında, sağanak halinde inen ya da günlerce tabiatı esir edip kendini "pis pis yağan" hükmüne düşüren yağmurlar mıdır yağmuru ıslak ve sevimsiz kılan. Bir edebiyat eserinde mesela pis pis bir yağmur yağıyordu deyince gözün gözü görmediği, göklerin karaya yakın kurşunilikte her şeyin üzerine çökmeye hazır bir vaziyette, alıcı kuşlar misali pusu kurmuş hali gelir aklımıza değil mi?

Yağmurlu havalar ruhun karanlık dehlizlerde dolaştığı kuzguni günlerdir çoğu defa. Necip Fazıl mesela. "Bu yağmur" şiirinde, içindeki bütün hareketi yağmur sıfatında görür: "Bu yağmur delilik vehminden üstün/Karanlık, kovulmaz düşüncelerden./Cinlerin beynimde yaptığı düğün/Sulardan, seslerden ve geceden."

Yağmurun ruhu bunaltan cephesinde Tanpınar da Necip Fazıl ile hemfikirdir. "Bir Yol" adlı hikayenin anlatıcısı nasıl da yağmurdan şikayetçidir: "...Size bu yağmurlu günlerin bende yaptığı aksülameli nasıl anlatmalı? Böyle günlerde ben değişir, büsbütün başka adam olurum. Başka bir adam tam kelimesi değil... Bütün bir mazi, en kötü, en karanlık, en tamir edilmez taraflarıyla içimde canlanır, hortlaklarımla baş başa kalırım. Böyle zamanlarda hayat sanki bütün çeşmelerini kapatır, yalnız bir tanesi, azap ve üzüntünün kaynağı kalır ve ben onun bulanık aynasında bütün ömrün en kötü muhasebesini yapa, yapa kendimi seyrederim."

Refik Halit Karay, yağmuru leylakların açtığı coğrafyalara yakıştırır en ziyade. Yemyeşil bir tabiatın ortasına yağan yağmurda nedendir bilinmez hayvani bir yan görür, Yeraltında Bir Dünya Var''ın anlatıcısı: "Bahar yağmuru ancak mor salkımlarla leylakların açtığı bir memlekette çekilebilir. Düpedüz yeşillik hayvanlaştırıcı bir şeydir." Anlatıcı her ne kadar içini yakan gurbet ateşiyle, yağmuru sadece İstanbul''a yakıştırsa da esasında uzun süren yağmurlarla başı İstanbul''da bile hoş değildir: "Bilirim İstanbul yağmuru da uzun sürerse hazin olur. Islaklık iliklerimize işler; damı akmaz bir ev içinde bile damlalar sırtımızın ortasına düşüyormuşcasına insana ürperti verir. Hele bu sırada kulağınıza sis ve pus tabakalarını ıslak tülbent gibi yırtarak gelen yakınlı uzaklı satıcı sesleri... Vapur tren düdükleri! İçinizi eriten bir melal bestesidir, onlar! Başka bir derdiniz olmasa da yaşamaktan usanç duymaya yeter."

Edebiyatçıların yoğun yağan yağmurlarla başının hoş olmamasını Canatte''den ilhamla yorumlamak mümkün. Kitle ve İktidar''ın yazarı için yağmur deşarj halindeki kitleyi ve çözülmeyi temsil eden bir sembol. Belki de sanatçı ruhunu rahatsız eden, yağmur tanelerinin kesintisizliğinde gelen bu çözülme anı.