1 Mayıs kutlamaları ve Obama

00:0014/04/2009, mardi
G: 3/09/2019, mardi
Fatma Barbarosoğlu

Hafta sonu sizinle konuşmak istiyorum diyen bir genç geldi: “Obama yazılarınızı okudum. Keyifle, zevkle. Ama şu soru aklıma takıldı.Herkes onu bu kadar severken siz niye bu kadar kızıyorsunuz.”Yeni başlayanlar için okuma kılavuzları sunmak pek moda biliyorsunuz. İlk defa mı yazımı okuyorsunuz dedim. Biraz mahcup başını salladı. Ve “nasıl tahmin ettiniz?”diye sordu.“Çünkü” dedim “yazdıklarımı eskiden beri okuyanlar sizin okuduğunuz anlamı çıkarmamıştır o iki yazıdan. Yani Obama''ya kızmış olduğum

Hafta sonu sizinle konuşmak istiyorum diyen bir genç geldi: “Obama yazılarınızı okudum. Keyifle, zevkle. Ama şu soru aklıma takıldı.Herkes onu bu kadar severken siz niye bu kadar kızıyorsunuz.”

Yeni başlayanlar için okuma kılavuzları sunmak pek moda biliyorsunuz. İlk defa mı yazımı okuyorsunuz dedim. Biraz mahcup başını salladı. Ve “nasıl tahmin ettiniz?”diye sordu.

“Çünkü” dedim “yazdıklarımı eskiden beri okuyanlar sizin okuduğunuz anlamı çıkarmamıştır o iki yazıdan. Yani Obama''ya kızmış olduğum neticesini. Sorunuzun cevabı sorunuzda saklı esasında. Herkes bu kadar severken dediniz ya. Anahtar cümle tam da bu.”

“ Obama''ya kızgın değilim. Kızmak mesafenin yitirildiği durumlar için söz konusudur. Obama ABD Başkanı. Ben de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bir sosyologum. Dolayısıyla olana bitene bakarak eleştiri yapmak benim mesleğimin gereği. Sadece benim değil kamuoyunda fikir serdeden herkesin görevi. Yani edebi kamunun dili pop star hayranlığı dilinde yürümez. Yürümemeli. Yürürse ne olur? Fikir diye bir şey olmaz. Eleştiri olmaz. Bir uçta hayranlık bir uçta şikayet. Dolayısıyla ben herkesin bu kadar sevmesini eleştiriyorum. Eleştiri ile öfke dilini ayırt edememek gibi bir sıkıntısı var edebi kamunun. Bu sıkıntıyı yaratanlar bizzat yazarların kendisi. İtina ile yaratıyorlar bu sıkıntıyı. Çünkü bu sıkıntıdan besleniyorlar. Eleştirmek zor olan. Çünkü eleştirmek için analitik bir düşünceye, geçmiş ile bugünü mukayese edebilecek bir bilgi birikimine ihtiyaç var. Söylediğiniz her cümleyi hangi çıkarım sonucu kurduğunuzu ifade etmeniz gerekir. Öfkelenmek ve sevmek için bilgi sahibi olmanız gerekmiyor.”

“Anlıyorum Hocam” dedi delikanlı ''kavanoz tartışmalarını'' kast ediyorsunuz.”

“Hayır. Hatta o hiç aklımda yoktu. Durum değerlendirmesi yok. Benim esas derdim bu. Ya şikayet ediliyor ya çok seviliyor. Şikayet güçsüzün dilidir. Sevmek mahrem ilişkilerin dili. Rasyonel aklın geçerli olacağı yerde duygular devreye giriyor, duyguların olması gereken alanda da rasyonel akıl. Yani her dem atın önüne et, itin önüne ot konma durumu söz konusu.”

Onca kalabalığın ve uğultunun içinde bu kadar uzun konuştuktan sonra delikanlı, “Ben de sanmıştım ki” diye başlayıp sonra “neyse…” diye susuverdi.

“Ben bu neyseya hiç izin vermem” dedim. “Madem başladınız cümlenin sonunu getireceksiniz.”

“Kızacaksınız ama…” dedi.

“Kızmam için önce sizin beni kızdırmayı murat edinmeniz gerekiyor. Ya da benim konuşulan ile arama mesafe koyabilme yeteneğine sahip olmamam.”

Daha devam edecektim ki. “Tamam” hocam dedi delikanlı. “Bunların hiçbiri değil. Obama gençler ile buluştu ya. Orada hiç başörtülü öğrenci yoktu. Buna kızmış olabileceğinizi düşündüm.”

“Obama 1980''lerde takılı kalmış” dedim. “1980''lerde başını örtenlere yaşı kaç olursa olsun “teyze” ya da “anne” diye hitap edilirdi. Başörtülü genç kızları “gençlerle baş başa”ya dahil etmeyerek laikçilerin sempatisini toplamayı murat edinmiştir belki de. Ama bir orta yol bulunabilir, çarşaflı bir genç kız Obama''nın sohbetine dahil edilebilirdi. CHP''nin bulduğu uzlaşma “çarşaf açılımı” ya.”

II-

O delikanlının siyasi görüşünü sormadığıma çok pişmanım. Keşke sorsaydım. Çünkü cumartesinden bu yana doluya koyuyorum almıyor, boşa koyuyorum dolmuyor. Uzun saçları, yırtık pantolonu, “kimliği”ni okunmaz kılıyordu. Kızlar başörtüleri ile olabildiğince kimliğini “okunaklı” kılarken, yeni nesil delikanlılar arasında “araziye” uygun kıyafet seçimi bir hayli yaygın. Bu durumda bana ip uçlarını değerlendirmek kalıyor.

İp uçlarını değerlendiriyorum. Hocam dediğine göre muhafazakar çevrelerin tedrisatından geçmiş olmalı diye düşünürken ama ekrandaki futbol tartışmalarından bu yana herkesin birbirine “hocam” diye hitap ettiğini hatırlıyorum.

Şimdiye kadar benim hiçbir yazımı okumayıp Obama yazımı okuduğuna göre Yeni Şafak okuru değil herhalde diye iz sürerken; kalabalık ortamlarda kendinden pek emin pek çok NLP programı almış olan ev kadınlarının bendenize yönlendirmiş olduğu “Yeni Şafak''ta mı yazıyorsunuz. Hayır. Hayır. Hiç sanmıyorum. Biz on yıldır Yeni Şafak abonesiyiz. Muhakkak sizi okurdum. Spor sayfasına kadar okurum ben gazeteyi” diyerek Yeni Şafak yazarlığımı geçersiz kılışlarını hatırlıyorum.

Delikanlıya söylediğim son cümleyi ve yüz ifadesini düşünüyorum tekrar tekrar.

“Şunu düşünün lütfen. Perşembe akşamı. Canlı Gaste. 1Mayıs kutlamaları konuşuluyor. DİSK Başkanı İşçi Bayramı için görüş bildirirken “Obama söyledi. Diğerleri de söyledi” diye bir cümle kuruyor. Beni rahatsız eden bu. Diğerleri dediği Türkiye''nin Başbakanı ve bakanları.”

Hiçbir ifade gelmiyor gözümün önüne. Söylediğimi pek de önemli bulmamış olmalı delikanlı. Bütün sorun bu ya. Bazıları için hayati değer taşıyan durumlar bazıları için hiçbir anlama sahip değil.