"120 yaşına kadar yaşayacaksak..." -2

00:0016/07/2012, Pazartesi
G: 5/09/2019, Perşembe
Fatma Barbarosoğlu

I-Yer kürede alacağımız nefesin sayısı belli. Ne kadar yaşayacaksak o kadar yaşayacağız. Cuma günü "120 yaşına kadar yaşayacaksak" diye bir başlık attım atmasına ama… Hafızamda Cahit Sıtkı''nın ''Yaş Otuz Beş Yolun Yarısı'' diye yazdıktan sonra yetmiş değil 46 yaşında emaneti teslim ettiği gerçeğini de saklı tutuyorum elbette. Birey olarak ne kadar yaşayacağımızı bilmiyoruz. Ama bilimsel araştırmalar insan ömrünün uzadığı konusunda her geçen gün yeni bir veri ortaya koyuyor.İnsan ömrü söz konusu

I-

Yer kürede alacağımız nefesin sayısı belli. Ne kadar yaşayacaksak o kadar yaşayacağız. Cuma günü "120 yaşına kadar yaşayacaksak" diye bir başlık attım atmasına ama… Hafızamda Cahit Sıtkı''nın ''Yaş Otuz Beş Yolun Yarısı'' diye yazdıktan sonra yetmiş değil 46 yaşında emaneti teslim ettiği gerçeğini de saklı tutuyorum elbette. Birey olarak ne kadar yaşayacağımızı bilmiyoruz. Ama bilimsel araştırmalar insan ömrünün uzadığı konusunda her geçen gün yeni bir veri ortaya koyuyor.

İnsan ömrü söz konusu olduğunda daima şaşırtıcı bilgilerle karşılaşırız. Bir tarafta peygamberlerin yüzlerce yıl süren hayatları vardır bir tarafta 18. Yüzyıl''ın sonlarında mesela kadınların ortalama ömrünün 40 civarında olduğu bilgisi. Biz ahir zaman peygamberinin ümmeti olduğumuz için Efendimiz''in hayatı hem nasıl yaşadığı hem ne kadar yaşadığı üzerinden ölçüdür.

II-

Organ naklinin mümkün hale gelmesi ile birlikte ölümün anlamı ve mahiyeti değişti. Artık fişe takılarak uzatılan "hayatlar" ile kaşı karşıyayız. Bitkisel hayatta "yaşayan" yakınlarımızın "fişten çekilme" sorumluluğu konusunda âlimler bizi tatmin edici şekilde bilgilendiremiyor maalesef. Ama tıp endüstrisi düzenli olarak on yıl süren bitkisel hayattan sonra "yaşama" dönen örneklerin hikâyesini bilincimize nakşetmeye devam ediyor. Nazife Şişman''ın çok yerinde tespitini aktaracak olursam, tıbbi desteklerle zoraki uzatılan insan ömrüne karşılık, tıbbi desteklerle talep edilen ölüm, ötenazi gelişmiş ülkelerde giderek yaygınlaşıyor.(Konu ile olarak Dr Jack filmini seyretmenizi tavsiye ederim.)

Geçtiğimiz hafta 2050 yılında dünya nüfusunun dağılımı ve yaş ortalamasına dair çarpıcı bilgiler yayınlandı.

Şu an dünyanın en kalabalık ülkesi Çin. 2050''lerde Çin birinciliği Hindistan''a kaptıracak. Ama dünyanın en kalabalık üç ülkesi Hindistan, Çin, ABD olmaya devam edecek.

Ortalama ömür olarak zengin ülkeler ile fakir ülkeler arasındaki fark giderek yükseliyor. Dünyada ortalama rakam 69 yıl. Japonya için bu rakam 83.7, Avustralya 82.1, İtalya 82, İsveç 81.7.

Yaşam süresinin en düşük olduğu ülkeler arasında ise 51 yılla Mozambik, 49,3 yılla Afganistan ve 48,9 yılla Kongo Demokratik Cumhuriyeti yer alıyor.

Türkiye, nüfus sıralamasında Başbakanımızın "3 çocuk yetmez 5 çocuk" nasihatlerine rağmen dünya nüfus sıralamasında 18''den 19. sıraya düşürüyor. Türk insanının ortalama ömrü TUİK tarafından 78.5 olarak tespit edildi.

Bu rakamları sosyal bilimlerden Tıb''a, mimariden şehir planlamasına kadar doğru ve titizlikle değerlendirmek zorundayız.

Bizim kuşağımız büyük ihtimal altmışlı yaşlarında hem torunların bakımı hem de ebeveynlerin bakımı gerçeği ile karşı karşıya gelecek.

Geçtiğimiz Cuma günü yayınladığım Dr.Nilgün Ertugay söyleşine göndermiş olduğunuz mektupları Çarşamba günü yayınlayacağım inşallah. Dr Ertugay''ın eleştirilerine hak vermeniz için şu gerçeği aklınızda tutmanızı tavsiye ediyorum: Camilerde yoğun sandalye kullanımıyla karşılaştığım ilk cami 1995 yılında ziyaret ettiğim Moskova Tatar Camisi oldu. Camideki sandalyeleri; yıllarca komünist rejimin ibadet yasağı ile mücadele ederek yaşamak zorunda kalan Müslümanların ahir ömürlerinde dizlerini bükemedikleri için ancak sandalyede oturarak namaz kılabildikleri şeklinde yorumlamıştım.

Ama acıdır ki 1995''ten günümüze gelinceye kadar Türkiye''de camilerde sandalye sayısının giderek artmakta olduğunu görüyorum. Dr.Ertugay''ın işaret etmiş olduğu gibi 50''li yaşlardan itibaren Türkiye insanı özellikle de kadınlar eklem rahatsızlıkları ile hayatlarını sürdürmek zorunda kalıyor.

İyi bir mümin olabilmek için bize bahşedilen emanetleri layıkıyla korumamız gerekiyor.

İbadetin mekânı, öncelikle bizim, zihnimiz, kalbimiz ve bedenimiz. İyi kul olabilmek için zihin sağlığımızı, kalp ve beden sağlığımızı titizlikle korumak zorundayız. Efendimizin sünneti bu konuda bize yol gösteriyor. Sorun şu ki biz o yola girmemek için akıl almaz yorumlarda bulunuyoruz.