
I-
Başını Fransa''nın çektiği AB üyesi ülkeler, peçenin yasaklanması için harekete geçti. Peçenin yasaklanmasında anlaşılmayacak bir durum yok. Hava limanlarına insanları çıplak gösteren x-ray cihazları neredeyse hiç tartışılmadan yeni güvenlik bekçileri olarak yerleştirildi birkaç ay önce. 11 Eylül bahanesiyle yeni güvenlik tedbirleri ABD kamuoyunda neredeyse hiç tartışılmıyor. Avrupa''ya gelince… İngiltere, ABD''nin izinde. Katolik Fransa''da duruma hiç tepki gösterilmezken Katolik İspanya bunu insan haklarına ve dine aykırı buldu. Bedenin iç organlara varıncaya kadar denetlendiği yeni “Avro-Amerikan” anlayışında “peçe”ye dokunulmasına bu açıdan bakmak gerekiyor. Esasında Avrupa ve Amerika''dan önce İslam dünyasının, kadınların tanınmasını engelleyen peçeye karşı çıkması gerekiyor. Bir güvenlik sorunu olarak “peçe yasağı, Avrupa''dan çok önce Osmanlı sarayında yürürlüğe konmuştu. II. Abdülhamit, kadınların peçe ile saraya girmesini yasaklamıştı. Daha önce serbest miydi? Hayır. Çarşaf ve peçe modası, Meşrutiyet''ten sonra yaygınlık kazanmıştı. Bu modanın yaygınlaşmasında iç kıyafet olarak “Avrupai elbise”lerin “güzel” bulunmasının önemli bir etkisi vardı. Korseler yardımıyla giyilen iç kıyafetlerin üzerine ancak çarşaf giyilerek şıklık sağlanabiliyordu. “Şov ve Mahrem” adlı kitabımda görme ve görünme hiyerarşinin değişmesi üzerinde uzun uzun durduğum için burada değinmeyeceğim. Ancak İslam âlimlerinin, fotoğraf makinesinin icadı ile beraber görme-görünme hiyerarşisinin değiştiğini idrak ederek, kadınların “tanınmaması” üzerinden değil “doğru tanınması” üzerinden bir fetva dili geliştirmeleri gerekiyor.
II-
Ne vakittir her türlü meseleyi AB üzerinden tartışıyoruz. Bir tarafta “âşıklar” öbür tarafta ölümüne nefret edenler var AB''den.
Önce yazımın doğru bir yerden okunabilmesi için kendi fikrimi söylemeliyim. Bendeniz ne AB''nin hararetli taraftarıyım ne de öfkeli karşıtı. Yapılması gerekenleri bizim lehimize olduğu için yapmamız gerektiğini söylüyorum. “AB bize ne der! AB böyle istiyor!” gibi söylemlerin uzun vadede çözüm getirmekten öte, sorunlara düğüm atma riskinin olduğunu defaatle yazdım bu sütunda.
Acele verilmiş örneklerin, meseleyi doğru anlamanın önündeki en büyük engel olduğunu düşünüyorum. Mesela AB taraftarları yıllarca Yunanistan örneğini verdi. Yunanistan''ın AB''ye girdikten sonra nasıl ekonomik bir büyüme içine girdiğini, kişi başına düşen milli gelirin ne kadar yükseldiğini anlata anlata bitirememişlerdi ki, Yunanistan ekonomisi tepe taklak oldu.
Oysa nereye girerseniz girin üretiminiz kadar var olabiliyorsunuz. Yunanistan tarım ülkesi olarak kaldı. Bir ara hatırlayın bize dair ne varsa imaj savaşında sahip çıktı. Karagöz''den karnıyarıka Türk lokumuna kadar her şey Yunanistan''ındı artık. Onların bu savaşına bizim reklamcılarımız da oldukça “şık” cevaplar verdi.
Gözlemciler avronun dolar karşısında değer kaybetmesini Yunanistan''ın birliğe yük olması üzerinden değerlendiriyor. Birliğin vizyonunu, devlet anlayışını sadece Yunanistan bozmuyor. Her ülkenin kendi göçmenleri ile ilişkileri giderek gerginleşiyor. Bu bakımdan rüyasını gördüğümüz AB''nin çehresinin ne kadar değişeceğini, kazanılmış hakların nasıl elden alındığını/alınmaya çalışılacağını söylemek için falcı olmak gerekmiyor. Mesela İspanya göçmenlerini kendi ülkelerine göndermek için seferber. Özellikle Romanyalı göçmenleri ikna edebilmek için türlü paketler imal ediyor.
Oysa tıpkı Almanya''nın bazı şehirlerindeki Türk mahalleleri gibi İspanya''da da Rumen mahalleleri var. Bir Romanyalının günlük hayatta kullandığı her türlü gıda maddesi İspanya''daki bu dükkânlarda mevcut. Bu, küresel dünyanın göçmenlere sunduğu avantaj bir bakıma. Buradasın, ama burada olmadan yaşayabilirsin. Almanya''da bir Türk gibi, İspanya''da bir Romanyalı gibi yaşayabilirsin.
Üstelik AB ülkelerinde işsizlik sigortası, sosyal devletin geniş şemsiyesinden istifade imkânı, gurbeti vatandan daha vatan kılabiliyor çoğu zaman. Bütün bunlar elbette ekonominin tıkır tıkır işlediği zamanlara ait fotoğraflar. Ekonominin gemisi yürümez olduğunda, göçmenler gemiden atılacak ilk “nesneler” olarak görülüyorlar. Bütün Avrupa''da yükselmekte olan ırkçı ve dinci ayak sesleri büyük ölçüde ekonominin iflasından kaynaklanıyor. İş bulmak için körfez ülkelerine giden Almanlar, Almanya''daki Müslümanları istemeyen bir tutum geliştiriyor.
Bizim AB âşıklarımız da, AB karşıtlarımız da olmakta olanı anlamak yerine, anladıklarını sandıkları hikâye için Avrupa üzerinden delil devşirmeye çalışıyor. Bendenizi isyan ettiren tam da bu delil toplama eylemi. AB sevdalıları ile AB karşıtları çemberin birbirine hem en yakın hem en uzak noktası.
Bütün ideallerimizi AB üyeliğine ertelediğimiz zaman, kendi yürümeyen ilişkilerimiz için AB''yi anlam çözücü olarak kabul ettiğimiz zaman, bizi türlü sıkıntılar bekliyor.
Demokrasimizi, nefes almayı engelleyen tortularından kurtarabilmek için ufkumuzu AB ile kapatmayalım. Birbirimizi ikna etmek için AB üzerinden delil devşirmeyelim. Ya ne yapalım? Zamanın ve mekânın ruhunu Türkiye olarak doğru okuyabilmek için seferber olalım. Her şeyi bildiğimizden, gördüğümüzden, kavradığımızdan bu kadar emin olmayalım. İman da sanat da endişeden beslenir. Diyeceksiniz ki iman nasıl endişeden beslenir. Mümin havf ile reca arasındadır.
Oldum dediğimiz an, esasında kaybetmeye başladığımızın miladıdır çoğu zaman.
Birbirimizi anlamak için AB''den kulak kiralamayalım. Tartışmalarımızı holiganlar arasında yapmaktan vazgeçtiğimizde, çok iyi bir entelektüel seviye yakalayacağımıza inanıyorum. Nitekim 1.4.2010 Perşembe akşamı, Canlı Gaste''de Can Dündar''ın konukları Zeynep Göğüş ve Nazife Şişman, Avrupa''da peçe yasağını değerlendirdi. Son derece seviyeli ve ufuk açıcı bir tartışma oldu.
Ece Temelkuran, HABERTÜRK''te “BİZ”i “biz” e anlatan bir yazı dizisi yayınladı geçen hafta. Yazı dizisinin en önemli damarı “burada” yaşayan “herkes”i nezaket paydasında eşitlemesiydi. Bu eşitlenmeyi gündelik hayat için olmazsa olmaz ilk adım olarak kabul ediyorum. Ekranlarımızı ve harflerimizi fikrin şiddetinden kurtarıp düşüncenin derinliğine ve analizine bıraktığımızda, çok iyi şeyler olacak. Buna bütün kalbimle inanıyorum.
AB''deki “peçe yasağı” beş yıl önce olsa, Türkiye''deki başörtüsü yasağının geçerliliğine delil olarak kabul edilirdi. Artık Türkiye''nin kalbi olan insanları, üniversitelerdeki başörtüsü yasağına her vesile ile karşı olduğunu açıklıyor. Geldiğimiz yeri görmemiz açısından sizce de bu iyi bir örnek değil mi?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.