“Acaba Şevket"e hayati tehlike olduğu söylendi mi?”

00:002/03/2012, الجمعة
G: 5/09/2019, الخميس
Fatma Barbarosoğlu

1-Başlıkta gördüğünüz ifade CHP milletvekili sevgili Şafak Pavey''e ait. Yanlış okumadınız. Sayın değil bilhassa sevgili ifadesini kullandım Şafak Pavey için. Tanışır mıyız? Hayır. Kaza haberini aldığım günden beri adının geçtiği her an kalbini geniş eyle Yarabbim, diye dua ettiğim bir isim benim için Şafak Pavey. Gençliğinin baharında bir kolunu bir bacağını kaybetti. Milliyet''ten Aslı Aydıntaşbaş organ nakilleri konusunda kendisi ile söyleşi yapmış. Söyledikleri nakil bekleyen hastalar için hayati

1-Başlıkta gördüğünüz ifade CHP milletvekili sevgili Şafak Pavey''e ait. Yanlış okumadınız. Sayın değil bilhassa sevgili ifadesini kullandım Şafak Pavey için. Tanışır mıyız? Hayır. Kaza haberini aldığım günden beri adının geçtiği her an kalbini geniş eyle Yarabbim, diye dua ettiğim bir isim benim için Şafak Pavey. Gençliğinin baharında bir kolunu bir bacağını kaybetti. Milliyet''ten Aslı Aydıntaşbaş organ nakilleri konusunda kendisi ile söyleşi yapmış. Söyledikleri nakil bekleyen hastalar için hayati öneme sahip. Sol kol ve bacağını tren kazasında kaybeden Şafak Pavey neden organ nakli düşünmediğini şöyle anlatıyor:

“Bu çok riskli bir ameliyattı. Kendi tecrübemi anlatayım. Bana da geçirdiğim kaza nedeniyle 12 yıl önce İsveç''te bir doktor grubundan benzer bir teklif gelmişti. Sol koluma kemik transplantasyonu teklif ettiler. Ama yan etkileri çok ağırdı ve vücudun adapte olabilmesi için 3-4 yıl inanılmaz ağır ilaç takviyeleri gerekiyordu. Sağlığımın darbe yiyeceğini, çok sarsılacağımı açıkça söylediler. Sinirler büyümüyor ve orası beslenmiyor. Kangren riski de vardı. Ben tek kol için bile cesaret edemedim. Denek olmamaya karar verdim. Üniversiteye devam etmeyi tercih ettim. Acaba Şevket''e hayati tehlike olduğu söylendi mi? Ben o zaman kendi hayatımı o ameliyattan daha önemli gördüm, kendime kıyamadım; Şevket niye kıydı? Acaba kolsuz ve bacaksız değersiz olduğunu mu düşündü? Batı bu ameliyatları çok önce denedi, test etti ve vazgeçti. Bu alandaki en önemli gelişme artık uzuv nakli değil, kök hücre. Şevket''e neler anlatıldığını bilmiyorum. Ama bu işlerde insan hakları odaklı, ahlaki bir duruş gerekiyor...”

2- Dini bütünler için olayların bir zahiri bir de batıni boyutu vardır. Biliriz ki olanda hayır vardır. Dış dünya için zahiri boyutun peşine düşeriz. Toplumsal düzen bunu gerektirir. Ama iç dünyamız için batıni olana sığınırız. Olanda hayır vardır. Böyle olduysa böylesi hayırlıdır. Bu hayrı bize görmeyi nasip et Allah''ım diye dua ederiz.

Merhum Şevket Çavdar''ın dayısı Cengiz Çavdarın tevekkülünü anlamakta zorluk çekebilir kitle kültürünün yoğun baskısı altında kalan beyinlerimiz. Şevket, beklenen başarı hikâyesinin aksine başarılamamış bir operasyonun “kahramanı” olarak aramızdan ayrılırken; zihinlerimizde ve kalplerimizde yarım kalmış dua olarak kayıtlı duracak. Ahret şuuruna sahip olanlar için bu dünya gelip geçici. Asıl olan öbür dünya. Bu dünyada “kaybeden” Şevket, öbür dünyaya şehit olarak gitti ve kazandı inşallah diye dua edeceğiz.

İç âlemimizde yaptığımız dualarımız, zahiri âlemi sorgulamamıza engel olmamalı. Dindarların içine düştüğü açmaz burada başlıyor. Sonuca rıza göstermek başka bir şey, sonuca giderken olanları değerlendirmek başka bir şey.

Şafak Pavey, Şevket''e hayati tehlikeden bahsedildi mi diyor? Hayatı tehlike değil başarılı bir operasyonun varabileceği noktadan bile haberinin olmadığı anlaşılıyor Şevket''in kamyon şoförü olma hayaline bakılınca.

Şafak Pavey''in kararına yol gösteren “bilgi”ler Şevket''ten neden esirgendi?

İktidar, muhalefet, doktorlar, hastalar, hasta yakınları, vatandaşlar olarak hemfikir olmamız gereken durum şu: Esas olan hastanın hayatını daha sağlıklı yaşamasıdır. Bizim Türkiye olarak sağlık turizmini patlatıp ekonomiye katkı yapmamız değil!

Önceliğimiz doktorların “başarısı” değil, hastalarımızın sağlıklı ve saygıdeğer bir hayat yaşamasıdır.

Sağlıksız olmamız saygıyı hak etmediğimiz anlamına gelmemeli.

Peki, durum böyle mi? Hayır. Sevgili Şafak Pavey''in sorusu çok anlamlı bu noktada: “Acaba Şevket kendini değersiz mi hissetmişti?”

Türkiye olarak bir “değer” sorunumuz var. Neyin değerli olduğu konusunda kafamız çok karışık. Kafa karışıklığını polemikler ve kavgalarla örtmeye çalışıyoruz. Örtmeye çalıştıkça her şey daha fazla karışıyor.