Adapazarı benim için yarı yarıya boşaldı şimdi...

00:006/06/2011, Pazartesi
G: 4/09/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

Evlilik üzerine yazmış olduğum yazılara gösterdiğiniz teveccüh için çok teşekkür ederim. İlginiz devam ettiği sürece yazılar devam edecek. Esasında bu gün yayınlamak üzere bir yazıya başlamıştım.Ama bir telefon içimdeki bütün harflerin yerini değiştirdi.Kelimelerin rengini değiştirdi.İçimdeki ritmin frekansını değiştirdi.En yaşlı, en hasbi, her satırımın duacısı bir okuyucumu kaybettim.Öksüz bir yazarım artık.Yazar öksüzlüğü diye bir şey olur mu? Olur.En has okuyucusunu kaybettiğini bilen her yazar

Evlilik üzerine yazmış olduğum yazılara gösterdiğiniz teveccüh için çok teşekkür ederim. İlginiz devam ettiği sürece yazılar devam edecek. Esasında bu gün yayınlamak üzere bir yazıya başlamıştım.

Ama bir telefon içimdeki bütün harflerin yerini değiştirdi.

Kelimelerin rengini değiştirdi.

İçimdeki ritmin frekansını değiştirdi.

En yaşlı, en hasbi, her satırımın duacısı bir okuyucumu kaybettim.

Öksüz bir yazarım artık.

Yazar öksüzlüğü diye bir şey olur mu? Olur.

En has okuyucusunu kaybettiğini bilen her yazar hayatının bundan sonrasına öksüz devam edecektir. Ta ki yerine bir yenisi gelene kadar.

2007 yılıydı şimdi Aksaray Valisi olan sayın Orhan Alimoğlu''nun himaye etiği bir toplantıya katılmıştım Adapazarı''nda. Alimoğlu İl Özel İdaresi''ne bağlı kütüphanede yazarlar ve şairlerle Adapazarı halkını buluşturuyordu.

Küçücük kütüphaneye halk sığar mı? Cemaat, gönlü geniş insanlardan meydana geliyorsa sığar.

Ben Müşerref teyzemi o gün tandım. Salonda birbirinden değerli kaymakamlar, öğretmenler, akademisyenler yazarlar vardı. İsim isim tanıtıldılar. Çok güzide bir topluluğun karşısındaydım ve o gün o toplantı birkaç yıl sürecek olan Fatma Aliye konuşmalarım için bereketli bir maya hükmünde idi.

Ön sırada yetmiş seksen yaşlarında bir teyze oturuyordu. Çok dikkatli dinliyor ara sıra beni başıyla tasdik ediyordu. Konuşma bitti, teyze Uzak Ülke romanımı uzattı imzalamam için. Bir isim söyledi. Kızınız için mi torununuz için mi dedim. Hayır dedi kendim için. Hayatımın en güzel anlarından birinin o an olduğunu sonradan farkedecektim. Yanında değerli şair ama sahiden değerli şair, iki aydır elimden bırakmadığım Su Güncesi adlı şiir kitabını sahibi, Fatma Çolak vardı. Annem dedi, sizin bütün yazılarınızı okur. Gazetedeki resminizle konuşur. Bazen kıskanırız anne sen onu bizden daha çok mu seviyorsun diye.

Müşerref teyze umudumun mayası idi. Karadeniz aksanıyla konuşan hani kelimenin en hakiki en sevimli anlamıyla "Laz teyze" diye gönlümüzde yer açacağımız bir teyze idi. Türk halkı okumaz diyenler bu cümleyi bu kadar rahat kuruyorsa Müşerref teyzeyi bilmedikleri içindi.

Gençlerin okuryazarlığının iyice azaldığından şikâyetçi olduğumuz bir dönemde seksen yaşında bir okuyucunuzun olduğunu öğrendiğinizde ve okuyucuyu karşınızda bulduğunuzda; size sakınarak bakan göz, dua eden kalp olarak satırlarınıza katıldığını farkettiğinizde ne hissedersiniz…

Allah''ım dedim o gün. Sen bu teyzeyi bana umut diye çıkardın karşıma. Şükrümü tazeleyeyim diye çıkardın.

İlk karşılaşmadan iki yıl sonra idi yanlış hatırlamıyorsam. Sakarya Belediye''sinin düzenlemiş olduğu 8 Mart kutlaması için Nazife Şişman, Liz Behmoaras ve bendeniz, Doç.Dr.Bedizel Aydın''ın yönettiği toplantı için biraya geldik.

Panel başlamadan önce Sakarya''nın beni her zaman ziyadesiyle etkilemiş olan okur-yazar hanımları ile sohbet ettik. Lif Behmoaras belki de daha önce hiç böyle bir toplulukla bir arada bulunmamıştı.

Hanımların arasında özelikle Müşerref teyzemi tanıttım Liz hanıma. Benim en muhteşem okuyucum dedim. Dış görünüşünden ser verip sır vermiyordu Müşerref teyze. Liz hanım memnun oldum diyecekti ki Müşerref teyzem ben sizin kitabınızı da okudum dedim. Nezaketen söylenildiğini zannedip tebessüm etti. Suat Derviş''i ne güzel yazmışsınız dedi Müşerref teyze.

O an bütün gönüllerden bütün akıllara gümüşten köprülerin çatıldığı andı.

Sevgili Fatma Çolak''ın Allah uzun ömürler versin bir bebeciği dünyaya geldi. Sakarya Belediyesi''nin konuğu olarak Mart ayında bu sene yine Sakarya''ya gittim. Toplantı başlamadan önce bebek ziyareti yapmak istedim. Cennet kokusu. Gelen bebekleri görmemek olmaz. Müşerref teyzem orada idi. Bana bir hediye takdim etti. Kare şeklinde bir örtü. Kırlara giderken ekmeğimizi sarardık dedi. Sandığıma baktım. Bunu buldum. Bunu Fatma kızıma hediye edeyim dedim.

Bizim kültürümüzde Fatma Ana işi diye bildiğimiz Batılıların yama işi dedikleri küçük kumaş parçalarının bir araya getirilmesinden oluşan bir örtü. Eve geldim. Çamaşır makinemin üstüne örtüm, Müşerref teyzemi hatırlatsın diye.

Hatırlattı.

Umudumu yitirdiğim zamanlarda.

Kimin için yazıyorum, yazdıklarım ne işe yarıyor diye kendimden şüpheye düştüğüm zamanlarda Müşerref teyzenin varlığı ile teselli buldum.

Kim bilir, güzel ülkemin hangi güzel gönlünde yazdıklarım üzerinden bir duaya nail olurum diye umut ektim.

Ama artık yok.

Cumartesi günü sevgili kızı Fatma Çolak hıçkırıklar içinde abla dedi. Sonra bir daha abla dedi. Annen mi dedim. Annem dedi.

Rabbim Müşerref teyzeme rahmetini ziyade kılsın. Onun gibi birini tanımadım. O bir tane idi.

Ne ki anlatamadım size. Hiç anlatamadım. Onu ille tanımanız gerekirdi. Son okuduğu kitapları sorunca size verdiği cevabı duymanız gerekirdi.

Dua buyurun lütfen.