
I-
Bu gün öğrenciler yarıyıl tatiline giriyor. Bu yazıyı gönlü gönlüme değen gençler için yazdım. Onlar dinleyişleri ile bana bir armağan verdi. Ben de onlara yazı üzerinden bir armağan veriyorum.
Dinlenin ve dinleyin sevgili gençler. Sadece dinleyebilenler dinlenebilir. İstirahat etmek olarak dinlenmek ile başkaları tarafından dinlenen biri olmayı aynı harflerin gövdesine yükleyen Türkçemizin mihmandarlığında düşünerek dinlenin lütfen.
II-
Adı Melek.
Meleklerden bir Melek.
Bir konferans salonunda değdi kalbi kalbime.
Sesi isyankâr, gönlü yorgundu.
Kendi kelimeleri ile yorgundu. Yoksa ben onun cıvıltılı sesine, Neden ama diye soran kelimelerine yorgunluğu yakıştırmazdım.
Hayatı, insanları, anlamaktan bahsediyorsunuz diye başladı söze. Bunca yıl anlamaktan yorulmadınız mı diye tamamladı. Ben 18 yaşındayım ve çok yorgunum dedi.
O an analizler yapacak bir sosyolog, kelimelerin ipiyle derinlere inecek bir edebiyatçı değil, anne kalbi ile baktım Melek''e.
Kelimelerini çıkartırsan dışarı, hayat seni daha az yorar demek istedim. Ama diyemedim. Çünkü biraz önce kelimelerini, küstahlığın rengine bulayan bir arkadaşı olmuştu salonda. Adı Dilber. Ben onun gençliğine yakıştırdığım için küstahlığı ve gençlikte bilgi ile taçlandırılmış küstahlığın olgunluğa doğru yola çıkan bir özgüven olduğuna inandığım için salondan Dilber için alkış aldım.
Ama içindeki kelimeleri dışarı çıkarttıklarında karşılarında bunca yıl anlamaktan yorulmadınız mı diye soracakları birini her zaman bulamayabilirlerdi.
Anlamak yorulmayı ardından bırakarak yürümektir diyemedim.
Söz sözü açardı bitmezdi sohbet.
Nitekim onlar da bitsin istemiyorlardı. Ne kadar iyi okumuşlardı okudukları kitapları.
Salonda, başka toplantı başlayacak diye bize ait sürenin bittiğini söylemeselerdi, biz orada sorular soran, sorulara cevap arayanlar olarak, bir akşam bir sabah kalırdık. Ben gençlerle kilitli kalmaya alışkınım. Söyleşirken söyleşirken üstümüze kapatılan okullar da oldu hamd olsun, kültür merkezleri de.
Daha ne kadar konuşalım gençler diye soruşuma SINIRSIZ diye bağırdılar. Sınıra ve sınırsızlığa dair ne biliyorlardı!
Bildikleri sorularını bitirememişlerdi. Ayrılırken 1 saat 45 dakikanın az olduğundan şikâyet ediyorlardı en çok. Sorularımız kaldı diyorlardı.
Sorularınızı sevin ve sorularınızı önemseyin çocuklar dedim. Oracıkta ayaküstü yazanlar oldu sorusunu.
Sultan Gazi Anadolu Cumhuriyet Lisesi''nden Ebubekir mesela. Sorusunu aldım. Sorunu beğenirsem sana köşemden sesleneceğim dedim.
Selam olsun sana Ebu Bekir! Son Onbeş Dakika''nın kaderini sorgulayışı ile sorun muhteşemdi.
Büyükler hiç soru sormuyor. Eski cevapları yeni durumlara yerleştirme derdinde çoğunluk.
En güzel soruyu çocuklar soruyor. Sonra gençler. Ne ki biz onların sorularını duymayacak kadar aynı cevapları tekrarlamanın yoğunluğu altında, hem kendimizi hem hayatı yoruyoruz.
Çocuklarımızın gençlerimizin dinlenmesi lazım. Tatile giderek dinlenilmez. Tatil yorar anca. Çocuklarımızı gönlümüzle dinleyebildiğimiz zaman onların dinlenmesini sağlayabileceğiz. Doğurduğumuz çocuklara, doyurduğumuz çocuklara hayran hayran bakalım. Bildikleri dünyanın renklerini hayranlıkla dinleyelim. Hayat başarısı eşittir karne başarısı değil. Hayat başarısı Allah indinde makbul biri olmanın garantisi de değil. Çocuklarımıza mülkümüz olarak değil bize verilmiş emanet olarak sahip çıkalım.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.