Ağaçlar ki halamızdır bizim…

00:0031/05/2013, Cuma
G: 6/09/2019, Cuma
Fatma Barbarosoğlu

Felsefe öğrencisi olmanın hiç de makbul sayılmadığı yıllarda, tesettürlü bir felsefe öğrencisi idim.Başörtülü felsefe öğrencisi olmak demek, bütün eşiklerin önünde kalmak demekti.Eşikler ki bekleyişin yurdudur.Sebat etmeyi, sabır etmeyi eşiğin önünde beklerken öğrendim.Marx''ın ''Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser'' cümlesi ile, Efendimiz''in ''Hurma sizin halanızdır'' hadisi şerifini aynı gün öğrendim.İlkini anlayacak kadar eleştirel bakışım gelişmemişti henüz.İkincisinin anlamını içimde

Felsefe öğrencisi olmanın hiç de makbul sayılmadığı yıllarda, tesettürlü bir felsefe öğrencisi idim.

Başörtülü felsefe öğrencisi olmak demek, bütün eşiklerin önünde kalmak demekti.

Eşikler ki bekleyişin yurdudur.

Sebat etmeyi, sabır etmeyi eşiğin önünde beklerken öğrendim.

Marx''ın ''Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser'' cümlesi ile, Efendimiz''in ''Hurma sizin halanızdır'' hadisi şerifini aynı gün öğrendim.

İlkini anlayacak kadar eleştirel bakışım gelişmemişti henüz.

İkincisinin anlamını içimde hazır buldum.

Her ağacı o gün bugündür akrabam bildim.

Ağaçların en çok gövdelerine sarılmayı sevdim.

Kalbi olanlar için Rüzgar Avı kitabımdan Her sabah Paris öyküsünün d- bölümünü bir cemile olarak sunuyorum.

d- HAYAT TESELLİ OLMAKTIR

Nehirleri akmaya başlayacak atlas gibiyim.

Kâğıtlar üzerinden ansızın çağlayacak nehirler nasıl bulamayacaksa dökülecekleri denizleri bende bulamayacağım yolumu.

Annem ağacımı kesmiş.

Kurumuştu diyor. Kurusun. Kurusun. Kurusu kalamaz mıydı?

Kurumuş ağaçlar kalmazmış. Kurumuş çürümüş hiçbir şey muhafaza edilmezmiş. Kırık bardaklar atılırmış. Kırık aynalar uğursuzluk alametiymiş.

Kardeşim Çin felsefesinden bahsediyor. Babam Hadis-i Şerif vardır diyor. Kurumuş, kırılmış şeyler muhafaza edilmez.

Annem bütün ağaçların fatihi. Ben hiçbir ağaca çıkamayan. Ağaçlara çıkamayan ama bütün ağaçlara sarılan. Annem ikaz ediyor. Ağaçlara sarılınmaz. Ağaçlara çıkılır. Kırlardaki ağaçlara bile çıkıyor annem. En ulu ağaçlara. Ne zaman masal istesem ağaçların üstüne yuva kurmuş insan masalları uyduruyor. Dedem annemi bir erkek gibi yetiştirmiş. Ayakları, elleri tutmayan oğlunun yerine.

Annemin oğulları kahramandı oysa. Ama ağaçların fatihi olmadı hiçbirisi. Ağaçlardan uzak durdular. Uzaklıkları, her şeye olan mesafeleri onları korunaklı kıldı. Annem benim ağaçların fatihi olmamı istedi. Sanki adı sürecekti. Saltanatını bana bırakacaktı. Ağaçların fatihi. Issız dağ başlarında ortalıkta ağaç filan görünmezken önümüze konan bir kuştan buralarda bir söğüt olmalı derdi. Olsun söğüt. Söğüt mü arayacağız şimdi.

Yıllarca köy ebeliği yapmış olduğunu sanki hatırlatmak isterdi. Doğumlardan, eline doğan bebeklerden değil ağaçlardan bahsederdi ama. Biz karlı bir kış günü diye başlayan Türk filmleri aracılığı ile en çok da Hülya Koçyiğit''li Derman filmine benzer bir şey beklerken o bir ağaç hikâyesi anlatıverirdi. İnebolu''nun bir köyüydü. Şimdi adı değişti diye zihnini zorlamaya başlar o gün daha önce hiç rastlamadığım o ağacı görünce köylüye adını sordum diye devam ederdi. Ağaçtan, ağacın yapraklarına, ağacın yaprağından her yaprağın ne kadar farklı kokusu olduğuna, her kuşun kendine göre bir ağacı yuva belleyişine geçer, anlattıklarıyla o aramızdan ayrılır geçmişe gider biz kırılmasın diye kaş göz işareti ile birimizi nöbetçi bırakarak yavaşça odamıza çekilirdik. Çekilirdik diyorum da annemin anlattıklarına nöbetçi dinleyici olarak kalan daima ben olurdum. Annem anlatır anlatır en sonunda Neden uyumuyorsun Yasemin derdi. Yatmakta olanın kendisi olduğunu benim onun baş uçunda beklediğimi unuturdu. Uyudum annem derdim. Rüyada gördün mü derdi. Gördüm derdim. Rüyanda ağaç da gördün mü derdi. Görmedim derdim. Uyumadığım halde uyudum demenin yalan olacağını düşünmezdim de görmediğim rüyayı gördüm demekten ölümüne korkardım. Ninem rüyalar gaybın habercisidir derdi. Kim ki haberin yolunu keser olmadık bir şeyi haber diye ortaya koyar öbür dünyada cehennemlerde yanar.

İçim hüzün topluyor. Rüyamı tabir ediyorum. Hayr olsun. Hayırlar daim olsun. Annem ağacımı kestirmiş. Demek ki ben… (Söylersem söz vücut bulur. Zihnimden geçirdiklerimin şüphesinden sen beni muhafaza et Allah''ım.)Annem ağacımı kestirmiş.

Kimselere söylemeden toplamalıyım her şeyi. Kıyafetlerimi toplamalıyım. Ne çok kıyafetim varmış. Oysa giyecek bir şeyim yok tedirginlikleri de asılı elbiselerin arasında.

Kitaplara dokunamam. Oysa arkama kalmamalı tekrar tekrar okuduklarım. Altı çizili satırlar ruhumun resmi gibi okunacak ardımdan.

Hayat Teselli olmaktır. Hazretin satırları arasına yazabildiğim tek bir sayfayı yerleştireyim. Yaz dedi. Yazamadım. Zihnimde dolaştırdım durdum bütün kelimeleri, heceleri, sesleri. Bütün yazabildiğim iki yaprak işte. Rezan için. Rezan''a: Hastane günlüğü.

Meraklısı için not: Yukarıda okumuş olduğunuz satırlar Rüzgar Avı adlı öykü kitabımın her sabah Paris öyküsünden bir bölüm. Ortadan bir kesit olduğu için yüzer gezer bir metin hükmünde. Hikayenin bütünü dünyalı olmayan Yasemin''in, göklerin kızı oluşunu imliyor. Hikayenin bütünü insanın içine oturan bir katılığa sahip.