Ahir zaman ile twitter zamanı arasında...

00:0030/11/2011, Çarşamba
G: 5/09/2019, Perşembe
Fatma Barbarosoğlu

I-Elindeki gazete haberini gösterip, Neden twitter kullanmıyorsunuz diye sordu genç kız. Sorusundaki şiddet, çöpünüzü neden yere atıyorsunuz gibiydi.Boynumu büktüm, kullanmıyorum dedim.Neden ama dedi ısrarla. Anında cevap verirdiniz. Herkes işin aslını sizin twitlerinizden öğrenirdi.Bu defa sorusuna, sebebi gerçekten merak eden bir tını eşlik ediyordu.Çünkü dedim ben zamanı yekpare yaşamak istiyorum. Ben kendi ahir zamanımı yaşıyorum. Ve bu zamanı yekpare yaşamaktan alıkoyacak her şeye uzağım.Olmaz

I-

Elindeki gazete haberini gösterip, Neden twitter kullanmıyorsunuz diye sordu genç kız. Sorusundaki şiddet, çöpünüzü neden yere atıyorsunuz gibiydi.

Boynumu büktüm, kullanmıyorum dedim.

Neden ama dedi ısrarla. Anında cevap verirdiniz. Herkes işin aslını sizin twitlerinizden öğrenirdi.

Bu defa sorusuna, sebebi gerçekten merak eden bir tını eşlik ediyordu.

Çünkü dedim ben zamanı yekpare yaşamak istiyorum. Ben kendi ahir zamanımı yaşıyorum. Ve bu zamanı yekpare yaşamaktan alıkoyacak her şeye uzağım.

Olmaz ki ama dedi.

Neden diye sormadım. Çünkü beni ikna etmeye çalışacaktı. İkna olmadığımı görünce öfkelenecekti. Kırk yaşımdan sonra anladım ki; gençlerle konuşarak değil, onların konuşmasına zemin hazırlayan sükûtlar üzerinden iletişim kurmak mümkün ancak.

Sessizliğimi beni ikna edersen twitter hesabına varım şeklinde yorumladığını anladım ışıldayan gözlerine derinden bakınca.

Siyasilerden, yazarlara, magazin yıldızlarına kadar pek çok ismi saydı. Egemen Bağış''ın twittini gösterdi heyecanla. "Ben kamyon kullanıyordum Leonardo da vinci."

Dilindeki listeye yeni bir isim eklerken şaşırmamı bekledi. Vay be dememi. Geç kalmışım diye hayıflanmamı.

Sükûtum bereketli bir dinleme eşliğinde devam ediyordu. Ben sustukça o coşuyordu. Anlatmalara doyamıyordu.

İletişim teknolojilerini kullanmazsanız kendinizi ifade edemezsiniz, hayranlarınız olmaz ki dedi.

Ben hayran istemiyorum dedim. Hayranlardan korkarım hatta. Hayranlar önce kendilerini köleleştirir sonra hayran oldukları kişiyi.

Tuhaf dedi. Psikoloji eğitimi almış olmanın bütün imkânlarını kullanarak, Kendinizle çeliştiğinizin farkındasınız muhakkak, deyip sustu.

Kendimle çelişmediğim konusunda onu ikna etmeye çalışacağımı zannediyordu.

İnsan kendisiyle çelişe çelişe, çatışa çatışa ve kendisine rağmen yol alır dedim.

Yaa dedi.

"Aaaa"larının yan yana dizilişinde hafif bir küçümseme edası vardı.

Tek seyircisini kaybetmek istemeyen hırslı oyuncular gibi durduğumuzu fark ettim odada. Çünkü üçüncü bir kişinin sesiz onayı sanki onu kazanmak konusunda bizi birbirimizle bir yarışa sürüklüyordu.

Sükûtumuz en çok bu üçüncü kişiyi rahatsız etti. Genç kız ile aramızda uzayıp giden diyalog onu hayrete düşürüyordu. Öfkelendiriyordu. Koskoca yazar olmuşsun ama şu küçücük kıza haddini bildirmiyorsun diye öfkeleniyordu. Hatta ben teknoloji kullanmıyorum siz de kullanmayın filan diye oldukça didaktik bir konuşma yapmamı bekliyordu.

Sakin sakin hatta sakinlikten de öte susarak yürüttüğüm diyalog karşısında nasıl tepki vermesi gerektiğini bir türlü kestiremiyordu.

Bu diyalogu burada bitirmemiz gerektiğini hissetmiştim. (Çay ikram etmek için vakit gittikçe daralıyordu.) Kütüphaneden rast gele bir kitap çektim. Bahtıma "Siyan an"lar düştü. Toprağı bol olasıca Baudrillard, Sartre''ın ölümü ile Foucault''un ölümünü mukayese ediyordu: "Sartre''ın ölümü görkemliydi. Barthes ve Foucault gizlice ve erken öldüler. Şöhreti neşeyle karşılayan büyük edebiyatçıların ve retorikçilerin çağı geride kaldı. Medya çağının keskin düşünürleri buna tahammül edemiyorlar… Saygın biri olarak yaşanabilir; saygınlık denen şey insana, kendisiyle denk olanlardan gelir ve yine onlara döner. Ne var ki, kölelik yapanların size dayattıkları iktidar karşısında kendinizi savunmanız imkânsızdır."

Kitabı yerine koydum.

Sessizlik kaydı tutulabilir bir şeye dönüşüyordu gittikçe…

Neden sonra genç kız haklısınız aslında dedi. Sevdiğim pek çok yazarı ve şairi ben twitter''da kaybettim.

II

Sohbetin devamını merak ediyorsunuz. Merakınızı gidermek için yazmış olayım bundan sonrasını.

Odadaki üçüncü kişi, genç kızın annesi idi. Genç kız bir gazetede hakkımda çıkan habere kızmıştı. Twetleyerek gündeme dâhil olmam gerektiği konusunda beni ikna etmeye çalışıyordu.

İkna edilmek? Hayatım boyunca kimseyi ikna etmeye çalışmadım. Kimse tarafından "ikna" edilmedim. Görüşünü değerli bulmadığım kişilerin, hakkımda sarf etmiş oldukları indirgeyici yaklaşımlara hiç kulak vermedim.

Pazartesi günü neden "başarılı" olmadığımı yazmıştım. "Başarı", ilkelerim ya da hedeflerim arasında yer alsaydı, ortaya atılan polemik topu ile ilgilenmem gerekirdi bir şekilde.

Atılan top orada öylece durur. Yanından geçer giderim. Ne candaşım ne yandaş. Ben yoldaşım. Yürünecek yollar beni bekliyor. Birlikte yürümek isteyen insanların ne mahallesine bakarım ne dinine ne etnik kimliğine. Kalbi olan herkesle yürünecek bir yol vardır. Hepimiz için daima ortak payda olduğuna dair umudumu hiç yitirmedim.

III

Başbakanımızın ameliyat olduğu haberini alınca yüreğim cız etti. İnşallah ağır bir ameliyat değildir diye duaya başladım. Sağlık durumunun iyi olduğu haberinin, sadece Tayyip Erdoğan''ı sevenleri değil her gün aleyhinde konuşup yazanları da mutlu ettiğini biliyorum. Gelmiş geçmiş olsun. Başbakanımızın ve dahi hepimizin 1433 yılı; sıhhat ile idrak edeceğimiz; kalbimizde iman, zihnimizde berraklık, bakışımızda saffet, idrakimizin basiret üzere olacağı bir yıl olsun inşallah. Öfkenin değil muhabbetin evine taş taşıyalım.