Akif"in Berlin"i: Anlatılamayan/anlatamayan kadınlar

00:0015/07/2008, Salı
G: 2/09/2019, Pazartesi
Fatma Barbarosoğlu

Berlin bileti alınınca ilk işim Ahmet Haşim''in “Frankfurt Seyahatnamesi”ni yeniden okumak olmuştu. Mehmet Akif''in “Berlin Hatıraları”nı değil de Haşim''in Frankfurt Seyahatnamesi''ni. NEDEN? Kendimizi suçüstü yakaladığımız zamanlar vardır. Seyahatime hüzün karışsın istemediğimi tam da ufkumu kesen eski kilisenin, halk eğitim merkezi görevi üstlenmiş olan, kırmızı tuğlalı binasına bakarken fark ediyorum.Yürüyemediğim için durmak zorunda kalmıştık. Dizim kilitlenmişti.Taksi beklerken başını bulutlara

Berlin bileti alınınca ilk işim Ahmet Haşim''in “Frankfurt Seyahatnamesi”ni yeniden okumak olmuştu. Mehmet Akif''in “Berlin Hatıraları”nı değil de Haşim''in Frankfurt Seyahatnamesi''ni. NEDEN? Kendimizi suçüstü yakaladığımız zamanlar vardır. Seyahatime hüzün karışsın istemediğimi tam da ufkumu kesen eski kilisenin, halk eğitim merkezi görevi üstlenmiş olan, kırmızı tuğlalı binasına bakarken fark ediyorum.

Yürüyemediğim için durmak zorunda kalmıştık. Dizim kilitlenmişti.

Taksi beklerken başını bulutlara gömmeye azmetmiş gibi duran ulu ağaçların altında.

Biraz önce yağmış olan yağmurun toprak kokusu rüzgarın kollarında burnumuza ulaştığı anda.

Akif çıkıp geldi.

Yıl 1914''tü.

Almanlara esir düşmüş Müslüman askere “ümmet şuuru” vermek için gelmişti Berlin''e. Kendisi için ayrılan lüks otelde kalmayarak mütevazı bir pansiyon odasını tercih etmişti.

Şimdi bu ulu ağaçların altına neden geliyor Akif. Burnumun direği sızlıyor. Boğazımda demir yumruk. Koptu kopacak gökler. Çöktü çökecek yer. Nasıl da hazırlıklıydım. Haşim''in beğendiği Almanya olmayacaktı bende. Etrafıma hep o nazarla, beğenmemek üzere bakan huysuz kayınvalide nazarıyla bakarken neden çıkıp geldi Akif!!

İçimde nasıl derin bir hüzün var. Bütün geçmişin düğüm olup kalbime değdiği şu anda. Şu ulu ağaçların altında, insanın içindeki bu hüznü, hüzün ile karışık kıskançlığı ne alır ki!

Çanakkale Savaşı devam ediyor. Teşkilatı Mahsusa görevlisi olarak gelen Akif''in nazarındaki hüznü ve öfkeyi getiriyor ıhlamur kokulu rüzgar: “Çamur bu beldede adet değil ne kış ne yaz/Geçende halice kar yağdı Berlin''in içine;/Bıcık bıcık olacakken takırdı takırdı yine!”

Otel, kahve, sokak. İsimleri aynı muhtevaları farklıdır. Onlarda olan daima büyük daima ferah ve daima temizdir: “Bu kahve… Öyle mi? Lakin hakikaten hayret!/Feza içinde feza… Bir harim-i nuranur/Ki asüman-ı keriminde bin güneş manzur!”

Akif, Almanların esir aldığı Müslümanlara, savaştıkları insanların da Müslüman olduğunu, verdikleri savaşın hilafeti ve sultanı kurtarmak değil, bilakis ona düşmanlık yapmak olduğunu anlatmak için Berlin''deydi. Esir Müslümanların “ümmet şuurunu tazelemek için:

“Hesaba katmıyorum şimdilik bizim yakada/Sönen ocakları; lakin zavallı Afrika''da/Yüz elli bin kadının tütmüyor bugün bacası/Ne körpe oğlu denilmiş, ne ihtiyar kocası/Tutup tutup getirilmiş-Fransız askerine/-Siperlik etmek için-saff-ı harbin önlerine/O ümmehatı, o zevcatı bir düşünmelisin:/Kimin hesabına ölmüş, desin de inlemesin,/Anarken oğlunu biçare, yahud erkeğini/”Kimin hesabına?...” Bir söz ki parçalar beyini!”

Akif geliyor da…Gitmiyor bir türlü.

Ben neden Berlin''deydim sanki! Osmanlı''nın ilk kadın romancısını Fatma Aliye Hanım''ı anlatacaktım ha! 1862 doğumlu oluşunun altını çize çize. “Ezilen Müslüman kadın imajını” imha edebilmek için; imajın karşısına onun hayatını çıkaracaktım.

Fatma Aliye Hanım dünyanın birinci küreselleşmesinin bütün etkilerine maruz kalmıştı diyecektim. Hayattan ayak izi çıkartmayı deneyerek şimdi ikinci küreselleşme dalgasında aynı hataları yapan olmamak için; Batı''nın İslam kadınlarını sorular sorarak hapsedişini gözler önüne serecektim. Batı''nın bize sorduğu sorulara cevap aramak yerine, kendi sorularımız var mı ona bakalım diyecektim.

Kendi sorularımız?!

Bütün bunları kime diyecektim!!! Bomboş bir salona “siz zaten yoktunuz” deyip de; tarihi kendi aile tarihinden ibaret sayanlara mı?!

Akif 1915 yılında “Ne hisli validelerdir bizim kadınlarımız!/Yazık ki anlatacak yok da yanlış anladınız/Yazık ki onları tasvir eder birer umacı/Beş on romancı, sıkılmaz beş on maksadcı” diye yazmıştı.

Ben 2008 yılında ne diyeceğim. Ne desem değil mi başımdaki örtüye takılacak. Ne desem boş. Ne söylesem yavan. Kalbim ağrıyor.

Neden kalbim ağrıyor ve neden Akif''in mısraları yüreğimi bu kadar deliyor, onu da Berlin Mevlana Camii üzerinden anlatmaya çalışayım.

Köşenin sonu göründü yine…