Alfabelerin "ailesi"…

00:0022/03/2013, Cuma
G: 6/09/2019, Cuma
Fatma Barbarosoğlu

Dikkatimizi ve tepkimizi, eleştirilerimizi ve takdirlerimizi doğru bir mecrada yönlendiremeyen insanlarız. Hikâyet edemeden çalakalem şikâyet edip; yanlışın yanlışlığını tasvir edemeden gökten zembille inecek bizi sonsuza kadar mutlu edecek "doğru"ları bekliyoruz.Çarşamba günü sizlere alfabelerin beyaz topuzlu ninelerinden bahsetmiş köy çocukları bu ninelere bakınca ne hissediyor diye sormuştum.Alfabelerle ilgili pek çok mektup geldi. Dört çocuk yetiştirmiş, kendi çocuklarını yetiştirirken cemiyetin

Dikkatimizi ve tepkimizi, eleştirilerimizi ve takdirlerimizi doğru bir mecrada yönlendiremeyen insanlarız. Hikâyet edemeden çalakalem şikâyet edip; yanlışın yanlışlığını tasvir edemeden gökten zembille inecek bizi sonsuza kadar mutlu edecek "doğru"ları bekliyoruz.

Çarşamba günü sizlere alfabelerin beyaz topuzlu ninelerinden bahsetmiş köy çocukları bu ninelere bakınca ne hissediyor diye sormuştum.

Alfabelerle ilgili pek çok mektup geldi. Dört çocuk yetiştirmiş, kendi çocuklarını yetiştirirken cemiyetin çocuklarına da gönüllü öğretmenlik yapmış eğitimci arkadaşım Seyhan Ü."ye sordum aynı soruyu. Maksadım tabii olarak gözlemini almaktı. Fakat benim sevgili arkadaşım her işe ciddiyetle yaklaştığı için kütüphaneye giderek bir araştırma yapmış. Aşağıda okuyacağınız satırlar Sevgili Seyhan Ü."nün satırları.

Buyurun:

Fatma"cım, hadiseler, olgular karsısında bir kanaate sahip oluyoruz ama yıllar geçtiğinde onları detaylandırmak pek kolay olmuyor.

Detayları görmek için kütüphaneye gittim. Farklı yıllar için 3"er 3"er olmak üzere 6 alfabe çıkarttırdım. Biri Azeri dili içinmiş, onu saf dışı ettim, kalan 5 ile ilgili birkaç cümle yazayım:

1962 yılına ait Nimet Çalapala"nın müellifi olduğu Alfabe"de malumu ilam kabilinden olacak senin için, ama kadın ve erkek tasvirleri dikkat çekici özelliklerde: Mesela H harfi için HALA kelimesi ve elbette resmi var sayfada oldukça yüksek topuklu ayakkabıları ve boynunda inci kolyesi ile sandalyede bacak bacak üstüne atmış olarak otururken örgü örmektedir. Karşı sayfada aynı "hala" o topuklu ayakkabılarla koltuğunun altında bir demet ot ile yeğeninin elinden tutmuş bahçedeki ahırdan başını uzatmış ata yürümektedirler.

Yorumlamaktan aciz kaldım bu tabloyu. Birazdan gelecek ü harfi daha da ilginç. Ayağında poturu, başında cumhuriyet köylüsü kasketi ile yaşlıca bir adam el arabası mıdır, inşaatta harç taşıyan 3 tekerli araba mıdır anlayamayacağın bir tezgâh üstünde "pek tatlı" üzümlerden satmaktadır. Tablo şehre ait olduğu halde, satıcı az önce Salihli"deki bağından şehrin sokaklarına inivermiştir sanki...

Diğer sayfalarda çocuklarını ellerinden tutup okula vs. ye götüren babaların her biri birer Humphrey Bogart, anneler de evde bile birer Rita Hayworth kopyasıdır, mübarek.

Tabii, benim en çok dikkatimi çeken ev içlerinde herkesin ayakkabılı olması. Biz, Müslüman dini ve onun renk verdiği bir hayat tarzının müdavimleri olarak evlerimizi daima dini pis-dini temiz ayrımına tabi tutmuşuz, nasıl bir kafadır ki bunun değişimi cin uğraşıp durmuş.

Turhan Oğuzkan"in 1981 tarihli Alfabe"sine geldiğimizde ise en önemli farkın(sonraki alfabelerde de müşahede ettim) ev içindeki ayakkabının cıkmış olması. Ayaklarda terlik var veya çorap.

Baba tipi oldukça normalleşmiş, kravat, ayakkabı çıkmış, pantolon gömlek-terlik ile tasvir edilmiş iç ortamda.

Okul önündeki resimlerde yarım başörtülü anneler de görülüyor.

Halâ dış ortamlar pastoral bir görüntü arz ediyor. Ne sıkışık apartmanlar ne trafik görülüyor, boş arsalarda ağaçlar ve oynayan çocuklar resmedilmiş büyük şehirlerde olanın tersine.

Kış hazırlığı olarak bizim ilkokul dergilerimizde de olduğu gibi odun-kömür taşınıyor. Sadece (eşimin altını çizdiği gibi ) bunlar at arabasıyla taşınmıyor. Annenin mutfakta reçel kaynatması ve çileden çocuklara tutturarak yun yumağı sarılması benim için çok dikkat çekici. İhtiyaçların temininde evin hâlâ önem arz ettiğini gösteriyor olması bakımından.

Dedenin robe de chambre (fransizca "ev gömleği" demek) giymiş olarak resmedilmesi kıyafet formasyonu programının yine yürürlükte olduğunu gösteriyor.

Bir oda tasvirinde evlerimizde olan ve artık yitmiş olan divanı seçebiliyorum.

Mahalle siluetlerine henüz cami giriyor 1981"deki bu alfabede.

2004 yılına ait Alfabe"ye geldiğimizde, evde çatal-bıçak kullanılarak yemek yenen küçük aile sofrası dikkatimi çekiyor.

Diğer yandan, uzun yıllar alfabelerimize girememiş isimlerin artik girdiğini fark ediyorum. Oya, Kaya, Ali isimlerinin tahtı biraz sarsılmış. "Emine koş" fişi yer alıyor sayfada.

Hiç değişmeyen ise, 50 yıldır salonların başköşesine her miladi yıl kurulan yılbaşı ağacı. Hatta 2004 yılının dergisinde resimdeki saat 24.00"ü gösterdiğinde karşılıklı şıkıdım şıkıdım oynayan anne-baba figürü akıllara seza bir manzara arz ediyor.

Evin içinde yine terlikli olarak dolaşan, oturan ev halkı var.

Bana calib-i dikkat gelen bir husus da en

başta zikrettiğim alfabedeki D harfi için çizilmiş jandarma kıyafetli "dayı"nın başlığının o dönem Türk subayları başlığına değil Amerikan askeri başlığına benziyor olması. "Jandarma" kelimesi için 2004 alfabesinde bugünkü gibi bir üniforma resmedilmiş. Şaştım kaldım bu resimler karşısında.