
Aynı gün içinde birbirinden farklı üç genç kızdan duyduğum bir örnek cümleler ile karşılaşmış olmasa idim aşağıda okuyacağınız satırları yazmazdım büyük ihtimal.
İlk cümle telefon tellerinden geldi. Üniversite öğrencisi genç kız üye olduğu kulüp adına bendenizi konuşmaya davet ediyordu. Gelirim dedim. Ancak günü birlik dönme imkanına sahip olmam gerekiyor. Bunun pek mümkün olmadığını söyledikten sonra gelseydiniz ne kadar iyi olacaktı dedi. Bir faaliyet olarak mı dedim. Hayır dedi gülerek. Biz sizinle tanışmayı gerçekten çok istiyoruz. O halde tatilde siz İstanbul"a gelin iki gün iki gece sohbet edelim dedim. Güldü. Kitaplarınızın tamamını okumuş oluruz o vakte kadar dedi. Üst üste okumamalarını araya başka yazarların eserlerini de almalarını söyledim. Hayır hayır dedi genç kız çok güzel kalıp cümleleriniz var. Altını çize çize okuyoruz ve o kalıplardan nasıl istifade edebileceğimizi kendi aramızda tartışıyoruz. Üslup demek istediniz herhalde dedim. Hayır dedi sizin Allah vergisi bir kabiliyetiniz var ya hani.
Yazarlık ile kabiliyet arasında kurulan ilişki öteden beri canımı sıkar. Kendini pek "kabiliyetli" gören kimi yazarlar taş yazsam toprak yazsam okunur diye düşünür ya. Hani tembel ev kadınlarının hazır çorba yapıp ama ben buna sevgimi kattım demeleri gibi, "pek kabiliyetli yazarlar" da bir defa yakalamış oldukları satış trendinin verdiği rüzgar ile taş yazsa toprak yazsa ben buna sevgimi kattım diye salınır ortalıkta. Yemeğe sevgi katılmaz. Yemek emek ile olan bir şeydir. Tıpkı yazmak gibi. Ama evet emek verirken sevgi ile verilen emek ile öfke ile verilen emek, kıvamı farklılaştırır.
Günün aynı minval üzere seyreden ikinci konuşması konferans sonunda geldi. Genç bir hanım sizin gibi kabiliyetli olabilmek için nelerimi vermezdim dedi. Kabiliyetten neyi kast ettiğini sordum. Bütün bunları bilmeyi dedi. Bunun kabiliyet ile alakası olmadığını, bir disiplin içinde çalışmak ile yol alınabildiğini söyledim. Hayır hayır dedi, bu sizinkisi Allah vergisi.
Son konuşma bir resepsiyonda oldu. Çok akıllı ve zeki bir genç kız benim gün boyu duyduğum ve şaşırdığım cümleyi bir kez daha tekrarladı. Kalıp cümlelerimden ve Allah vergisi üslubumdan bahsetti.
Neden ısrarla Allah vergisi diyorlardı? Üstelik ben bunun Allah vergisi değil, çalışma ile mümkün olduğunu söylediğimde "Ama her şey Allah vergisi" diye itiraz ettiler.
Konuşmak Allah vergisi. Ama nasıl konuştuğumuz, konuşmamızın muhtevasını nasıl oluşturduğumuz bize bağlı.
Peki niye insanlar özellikle de genç kızlar, kadınlar yazmanın Allah tarafından verilmiş bir armağan olduğuna inanıyor?
Çünkü hiç çalışmadan, emek vermeden hayal ettikleri o yere gelivermeyi istiyorlar. Gelmediklerine göre ne yapalım Allah vermemiş işte diye teselli buluyorlar.
Kızlarımız yazar olmak istiyor. Yazar olmak için neler yapmamız gerekiyor diye soruyorlar. Sorun şu ki okumayı hiç sevmiyorlar. Okumanın dışında her şeyi yapmaya hazırlar. Ah be canlar öyle bir yazarlık varsa dükkan sizin.
Siz yazılamayanları, bir türlü yazılamayanları bilmiyorsunuz. Mevlit Kandilini idrak ettik. Ettim mi? Bir yazı yazmaya uğraştım. Olmadı. Yeniden uğraştım. Olmadı. Efendime layık bir cümle kuramadım. Neden kuramadım? Neden kuramadığımı biliyorum. Ne ki o engelleri bir türlü geçemiyorum.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.