
Biliyorum bu sütunun bazı okuyucuları şeksiz şüphesiz okuyor yazdıklarımı. Bazıları kurgulamış bir metin olarak. Yıllar önce; çok sevdiğim, çok saygı duyduğum bir hocam bendenize bir mektup yazmıştı. O sıralar yayınladığım bir yazıdan hareketle: “Cuma sabahları ilk işim sizin yazılarınızı okumak oluyor. Sabah namazından geliyor ve internet üzerinden ilk önce sizin yazınızı okuyorum. Bugünkü yazınız (bir arkadaşımın annesi ile babası arasında geçen konuşmayı yazmıştım)da çok güzeldi. Türkan Hanımlar, Hilmi Bey''ler olmasa da varmış gibi yazmanızda bir sakınca yoktur.”
Oysa Türkan Hanım ve Hilmi Bey gerçekti. (Hilmi Bey Hakk''ın rahmetine kavuştu. Türkan Hanım teyzeye Allah uzun ömürler versin.)
Bu satırları niye yazıyorum? Kıymetli hocamın o değerli satırlarından sonra bizzat tanık olduğum olayları yazarken, bunların okuyucu tarafından nasıl algılandığını, nasıl yorumlandığını hep merak ettim. Karşılaşma anlarında okuyucular bu merakımı giderecek şeyler söyledi daima.
Mesela yıllar sonra hâlâ daha “Selma Öldü” yazıma atıfla sahiden Selma diye biri var mıydı diye soruyor okuyucularımız. Selma vardı evet. Yazdığım gibi miydi? Hayır, yazdığımdan fazlasıydı. Ya da Ramazanname kitabına da aldığım ama ilk önce bu sütunda yayınladığım “Bayram –Bir Yol Hikâyesi” için ne kadar “inandırıcı yazmışsınız” diyenler olduğu gibi; “Sizin hayatınız ne kadar renkli her an macera” diyenler çıkıyor.
Benim hayatım renkli ya da maceralı değil oysa.
Aradığımın izini sürüyorum. Bir gün ansızın bir yerde karşıma çıkar diye her daim uyanık olmaya çalışıyorum. Bulur gibi olduğumda kaybetmemek için, o anı bereketlendirmek, vakte iyilikten hoşluktan yana maya çalmak için, muhafaza altına alıyorum.
Muhafaza nedir? Bendeniz için yazı. Yazmadan önce aşk ile en az üç kişiye anlatıyorum. Anlatırken yaşadığım duygu muhatabıma geçiyorsa işte o zaman oturup yazıyorum.
Tıpkı biraz sonra okuyacağınız satırlarda olduğu gibi.
Bayramın ikinci günü. İki aile birlikte seyahat ediyoruz. Osmancık''ta Cuma namazı için mola verdik. Bir “tesis”, tesisin yanında minicik bir cami.
Hayatımda ilk defa Cuma namazı kılacağım. Cuma namazı kılmak için evden çıkmıyorum. Ama Cuma vakti dışarıda olduğumda Cuma namazı kılmak istiyordum. Fakat üst üste yaşadığım olumsuz olaylar sebebiyle bu istediğimi yerine getirememiştim.
Eşim kadınlar için küçük bir yer var değince kızımı ve arkadaşını alarak Cuma namazına dâhil olduk.
Allah kabul etsin. Namazımızı kıldık. Dışarı çıktığımızda 50-55 yaşlarında takım elbiseli bir bey bize hitaben “Masalarınız hazır buyurun yemek yiyin. Bu bizim ikramımız. Dört yıldır her Cuma, Cuma namazını müteakip yemek ikram ediyoruz” dedi.
Eşim ve arkadaşı, daveti kabul edip etmemek konusunda bir tereddüt yaşadılar. Yaşadıkları tereddütten, teşekkür edip yola devam edeceklerini anladım.
Daveti yapan bey bu kısa sessizlik karşısında “Türkçe konuştum Fransızca değil” dedi.
“Daveti kabul edelim, insanların sevabına vesile olalım” diyerek kararsızlık anını nihayetlendiriverdim.
Yaşlı yolcular kendileri Cuma namazı kılarken hanımları arabanın içinde onları beklediği için yemeğin sadece kendilerine ikram edildiğini sanmışlardı.
İkramı yapan müessese sahibi, “Hadi hanımlarınızı da getirin” dedi.
Dört tane garson şevkle hizmet etti.
İkram sahibi masaların aralarında dolaşarak, sofraya çekinerek oturmuş olanların çekingenliğini gidermek için bütün samimiyetiyle sohbet etti.
Menü tersten geldi. Pilav, karnıyarık, mercimek çorba.
İştahla yedik yemeğimizi.
Düşününüz ki, o yemeğin alasını yiyecek paramız vardı fakat bu ikram bizi mutlu etti. Neden mutlu etti? Çünkü bir insanın yaptığı iyilik sadece onu aydınlatmıyor o iyiliğe muhatap olan herkesi aydınlatıyor.
Etrafıma bakındım diğer masalarda o yemek için para ayıramayacak onlarca dar gelirli insan vardı.
Yemeğimizi bitirip yola koyulurken, “Bu anı yazacağım ve neyse ki bu defa yedi tane şahidim var” dedim.
Otomobile biner binmez heyecanımı, tanıklığımı daima bir hediye gibi karşılamış olan N''yi ve S''yi aradım. Yanılmamıştım.
Yazdıklarımı “kurgusal metin” olarak okuyanlar için bir ispat. Tesisin adı Derindere Dinlenme Tesisleri Osmancık –Çorum.
Biz yemeğimizi bitirdiğimizde “İkram Sahibi” bey ortalıktan kaybolmuştu. Bu ikramın hikâyesini dinleyemedik tam olarak. Sadece açıldığı ilk günden bu yana aksamadan her Cuma, Cuma namazını müteakip ikramın devam ettiğini bazen beş on kişi bazen 70-80 kişiye bu ikramın yapıldığını öğrenebildik çalışanlardan.
Derindere Tesisleri''nden ayrılırken kızıma ve arkadaşına dedim ki, “Bu bizim ilk Cuma namazımız. Rabbimin ikramını görüyorsunuz.”
Çocukların çok hoşuna gitti.
Ama onlardan daha çok benim hoşuma gitti. Çünkü bu olay dualarıma yeni bir cümlenin katılmasına vesile oldu: Ey Rabbimiz! Senin adına, senin rızanı kazanmak için kullarına ikramda bulunanları sen en büyük ikram ile onurlandır.
Amin.
Bu yazı benim sizlere bayram hediyem. Lütfen kabul buyurun.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.