"Annemden babamdan gizli hafız oldum!"

00:0011/10/2013, Cuma
G: 9/09/2019, Pazartesi
Fatma Barbarosoğlu

IOnu hiç tanımamış olabilirdim. Hayatı hayatıma değmemiş olabilirdi. Karşılaşmamız o akşam değil de başka bir akşam gerçekleşmiş olsaydı kıymetini fark etmeyebilirdim.O akşam karşılaştık. Hayatımın akışı beni ona doğru götürüyordu.Aşırı alıngan ve alınganlık katsayıları ile aşırı buyurgan insanların yükleri altında unufak olmuş kalbim ile, belki de ona sığınmak üzere hazırlanıyordum.Yağmurlu bir Cuma gecesinin nasibi idi. Avrupa yakasının bir ucundan Pendik dersine kavuşmaya çalışmış, trafiğin azizliği

I

Onu hiç tanımamış olabilirdim. Hayatı hayatıma değmemiş olabilirdi. Karşılaşmamız o akşam değil de başka bir akşam gerçekleşmiş olsaydı kıymetini fark etmeyebilirdim.

O akşam karşılaştık. Hayatımın akışı beni ona doğru götürüyordu.

Aşırı alıngan ve alınganlık katsayıları ile aşırı buyurgan insanların yükleri altında unufak olmuş kalbim ile, belki de ona sığınmak üzere hazırlanıyordum.

Yağmurlu bir Cuma gecesinin nasibi idi. Avrupa yakasının bir ucundan Pendik dersine kavuşmaya çalışmış, trafiğin azizliği ile 3.5 saat trafikte kaldıktan sonra kültür merkezini arayarak dersin bitip bitmediğini sormuştu. Ders bitmişti ve onun Pendik"e kısa bir sürede kavuşması mümkün değildi. Ankara asfaltında bir benzincide beklemesini söyledi Pendik Belediyesi Kültür Şefi İlyas Acar Bey.

Ankara asfaltının kenarında bir benzincide bekledi. O bekledi biz kavuştuk.

Okuyacaklarınız uzun bekleyişten ve ani kavuşmadan arta kalan bir hikayenin, bir kaç cümlesidir sadece. Gerisinin nasıl geleceğini bu satırların yazarı dahi bilmiyor. Bekleme estetiğine iman etmiş olmanın huzuru ile yazıyor sadece. Bir emaneti zapt etmeye çalışmanın rüyası ile.

II

Dışarıda yağmur yağıyordu, iki katlı restorantın kafeteryasında oturan dört kişi ... Sonra biz ilave olduk.

Oturduk, ada çayının rayihası eşliğinde onun hocam hocam diyen cıvıltılı sesine bıraktım kendimi.

Anlatıyordu. Anlattıkça yorgunluğumun ve kırgınlığımın geçtiğini hissediyordum.

Anlattıklarında hiçbir fevkaladelik yoktu oysa. Heyecanı vardı sadece.

Öylece dinliyordum onu. Kızını dinleyen bir anne gibi dinliyordum.

"Annem..." diye bir cümleye başladı.

"Annem dedi ki kızım sen Kur"an"ı güzel okuduğun için mi komşuların sana hafız diyor."

"Siz hafız mısınız?"

"Evet hocam size yazmıştım daha önce. İki yıl kadar önce hatırlamazsınız ..."

Hafız. Hafız. Hafız.

Kalbimin neden ılık bir yolculuğa çıktığını tam o anda anladım. 35 yaşından sonra hafızlık tacını giymiş Zehra Hanım"ı tanıdığım günden beri, Rabbim her yıl bana bir hafız hanım, hafız genç kız gönderdi.

2013"ün Hafız hikayesi bir öğrencinin hikayesi olarak başlamıştı. Önce hafız olacağım sonra lise okuyacağım diyen Hatice"nin hikayesi ile.

Şimdi karşımda oturan genç kadın, annesinin kendisinin hafız olduğunu bilmediğinden bahsediyordu...

"Nasıl yani!" dedim endişe ile.

"Hocam benim annemin başı açık. Hafız olmanın ne demek olduğunu bilmez."

"Onu anladım. Siz nasıl başarabildiniz ailenizin haberi olmadan hafız olmayı?"

"Çok zor değildi hocam. Babam evden erken çıkıyordu. Ben de hemen arkasından çıkıyordum. Annem derslerimin çok ağır olduğunu zannediyordu..."

Bu kadar mı rahat, kolay anlatılır. Sanki sosyoloji ve hafızlığı aynı anda tamamlamamış da, herkesin zaten her gün yaptığı bir şeyi yapıvermiş gibi.

Karşıma yeni bir hafız çıkana kadar o benim yeni hafızım, "son hafızım".

III

Eve geldikten sonra "Son hafızım"ın hayat hikayesindeki dönüm noktalarını düşünürken birden idrak ettim. O konuşurken hiç dikkatimi çekmeyen bir şeyi.

"Son hafız"ım zengin bir ailenin kızı ve gelini olmalıydı. Kullandığı araba, elindeki pırlanta yüzükler. Giyimi kuşamı...

Peki ama onunla konuşurken, bütün bunların varlığını neden hissetmemiştim?

Sorunun cevabı kişinin eşya ile olan ilişkisinde gizli idi. Kullandığı eşyalar ile uzaktan yakından bir ilgisi yoktu. Onları taşımaya, göstermeye çalışmıyordu. Kalbini onlara rehin bırakmamıştı. Müslümanlar her şeyin en iyisine layıktır bakın ben de Müslümanları nasıl temsil ediyorum edalarında değildi. Bir vesile ile alınmıştı. Kullanıyordu. Taşımıyordu onları kullanıyordu.

Taşıyanlar taşıdıklarının yükün altıda ezilir.

IV

Sabahı zor ettim. Hikayesini paylaşmak için izin istedim. Önce tereddüt etti. Endişeli halini babasının hikayesine tanık olmasından duyduğu tedirginliğe vermiştim. Yanılmışım: "Yok hocam onlar sizi hiç okumaz."

Hikayesinin kıvrımlarında biraz daha dolaştık. Babasının onu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği"ne götürdüğünden ve kendisi ile ilgili hayallerinden bahsetti. "Biliyor musunuz" dedi "ben Türkan Saylan"ı severdim."

"Son zamanlarını parantez içine alırsam ben de lepra mücadelesinde yaptığı hizmetleri unutma hakkımızın olmadığını düşünürüm."

V

Geriye dönüp e-postalarıma baktım. 2011 yılında yazmış olduğu mektubu buldum: "Ben 1989 doğumlu, sosyoloji mezunuyum. Kul olmaya çalışan, ayakları yere sağlam basan güzel bir Müslüman olmak için çabalayan, ömrü boyunca kent hayatından başka bir hayatı ayn el yakin derecesinde tanımamış, benim de şu dünyada söyleyecek sözüm olsun derken dahi başkalarının sözleriyle düşünen, konuşan bir gencim... Hocam biz nerelerde hata yapıyoruz? Neden bir aksiyonumuz yok? Entelektüel bilgimiz olsun her yerde bulunalım diye koşuşturan bizler, kendimizden başka kime yarar sağlıyoruz? Bir şeyler yapmak istiyorum. Dinim, davam, insanlık adına ne yapabilirim? Nerelerde bulunup, hizmet edebilirim?"

VI

Türkiye, geçmişin baskıları ile yüzleşirken "son hafızım"ın hikayesi ondan bana, benden size bayram hediyesi olsun.

"Son hafızım"ın hikayesine dikkat ediniz. Anneden, babadan saklayarak başını örtemeden, başını örtememenin acısı ile hafız olan, başını örtebilmek için evlenmeyi bekleyen hafızımın hikayesini lütfen rikkatli bir kalp ile okuyunuz.

Kimseyi incitmeden var olmaya çalışan bir kalbin hikayesi onun hikayesi.