
Ne bir bahar yazısı yazabildim, ne bahar geldi diye sevinebildim bunca yıl. Hep bir yerlerde bir şey oldu. Bir yerlerde bir şey olurken, onca sıkıntıyı kalbimde muhafaza ettim.
Sıra sıra bütün adalara uğrarken yanlış binilmiş vapur, yılın ilk mimozalarını gördüğümde ağlıyordum. Hırant Dink cinayeti her yeri kaplamıştı. Büyük adanın mimozalarına bakarken geçen sene bu vakitler Danıştay cinayeti ile baharı ve çiçekleri göremez olduğumu hatırladım.
Siz!
Yani saçlılar! Evet saçlılar! Türkiye''de başörtülüler var, başı açıklar var. Sorunları yok birbiriyle. Lakin bir saçlılar taifesi var ki, her pişen aştan onların saçı çıkıyor!
Saçlılar! Yani rüzgarı hissedecek kadar güneşli günlerin çocuğu olanlar.
Her toplumsal cinayetten sonra sloganların bedenlerine taş niyetine atılışına hiç şahit olmayanlar!
Sözleriniz vardır söyleyecek.
Öfkeniz vardır kusacak.
Tahlilleriniz. Tasvirleriniz.
Oysa biz!
Fırtınanın içine hapsedilip de, rüzgarı hiç hissetmeyenler!
Güneşi unutmuşlar!
Yani başı örtülü diye her yerden sürgün olanlar…
1979 yılından beri, Türkiye İran olacak diye her vesile ile küfredilenler, irticacı diye horlananlar …
Allah şahidimiz olmasaydı, yaşamıyor gibi yaşamaya da katlanamazdık. Katlanamazdık bunca yıl.
Başımızı örttürecekler diye korku ticaretinden parsa toplamaya talip olanlar. Nasıl “yaşayamadığımızı” bir defa sadece bir defa hissedebilseydiniz. Sadece bir defa. Korkunun tohumlarına gübre niyetine kullanılmazdı yürekleriniz!
Yoruldum artık. Büyük oyunu göre göre, ”tekinsiz kimliğin” küçük oyuncuları niyetine taşa topa tutulmaktan yoruldum.
Bu sene ilk papatyayı gördüğümde işte dedim işte papatyalara bu yıl güzelleme yazacağım. Irakta kan gövdeyi götürüyordu. Yine de yazmak istedim. Bu çemberi kırmak. Olmadı. Zihnimden papatyalara güzelleme yazdığım gün kaza geçirdim.
Neticede papatyalara yazı yazılmadı.
Erguvan pembesiyle ilk göz göze geldiğim gün Abdullah Gül cumhurbaşkanı adayı olarak açıklandı. Erguvanlara dair bir yazı yazabilirdim. Hilmi Yavuz''un mısralarını yardıma çağırabilirdim. Bir kır kahvesinde, up uzun bir öyleden sonra kendimi erguvanların emrine amade kılabilirdim.
Hiç tanımadığım bir okuyucumun trafik kazası geçirdiğini öğrendim. “Komada” diyordu mesajı yazan hocası. “Samatya''da . Sizi o kadar çok severdi ki. Düşündüm ki onun için dua ederseniz.”
O günden sonra tanıdığım herkesten dua istedim Sümeyye için.
Bir mesaj ile dünyama doğan Sümeyye bir mesaj ile ayrıldı. Onu kaybettik yazısı düştü ekrana.
II-
Şimdi size analizler yazmalıyım. İnternet sitelerinin alıntılayacağı cinsten olursa daha makbul sayılır elbet! Son günlerin bütün aktörlerinin isimlerini bold yapıp. Cıngırdaklı imajlar eşliğinde döktürüp… Kalbe deymeyen. Ama öfke, alay, incitme katsayısı yüksek. Yazılar. Doz aşımından öldürecek cinsten şöyle.
Sümeyye ölmüş. Dünyadaki bütün fakirler için seferber, yardım toplamak uğruna gece gündüz çalışan Sümeyye ölmüş. Sümeyye ölmüş.
Babalar ve kızları. Sümeyye hastanede sayılı nefeslerini tamamlamaya uğraşırken aynı kazada babası can vermişti. Sakarya Özel idaresi müdür yardımcısı Adnan Çomaklı.
Yaşasaydı siz onu da irticanın askeri sayacaktınız. Sümeyye ölmüş. Genç bedeninde yoksulların acısını barındıran Sümeyye. Kalbine batıra batıra yazılar yazan Sümeyye. Kırmızı ışıkta beklerken, bekleyişini dua ile bereketlendirirken, her duanın içine dünyanın bütün insanlarını eklerken. Gelip vurmuş aşırı hız suretinde ölüm.
III
Hepimiz ölüyoruz yavaş yavaş. 28 Şubat''tan sonra sosyal demokratlardan umutluydum oysa. Ülkenin harcı olurlar diyordum. Laikçilere hayat tarzları ile muhafakazakarlara özgürlük ilkesiyle yakın duracakları için, aradaki harç olurlar.
Erkan Mumcu''dan, Mehmet Ağar''dan umutluydum. Biri sempatik ve sevecen bir ses tonuyla, öteki davudi bir eda ile Türk demokrasisinin en büyük ihtiyacı olan, muhalefet boşluğunu dolduracak cümleler kuracak diyordum.
Deniz Baykal''ın ayak izine basarak sek sek oynamayı tercih ettiler. O Deniz Baykal ki, hem karnım doysun hem çöreğim bütün olsun edası ile hizip üzerinden siyaset yaptı bunca yıl.
IV-
TSK !!! Beynelmilel filmini bir defa daha izledim. Ağlamaktan gözlerim şişti. Hani diyor ya Cemal Süreyya “Sizin hiç babanız öldü mü? Benim öldü kör oldum sandım.”
Sizin bedeninizden irtica geçti mi? 80 öncesi genç erkeklerin bedeninden geçen “vatan hainliği”! Bıyıkların düzeni, parkaların, pantolonların cinsine göre “kazanılan” vatan hainliği, şimdi kadınların bedeninden geçiyor öyle mi?
Demokrasi kültürünün oturması için başkalarının ev düzenini değil, kendi ev düzenimizi gözden geçirmemiz gerekiyor. Sosyal Demokratlar, AKP''nin aksayan taraflarını önce kendilerinde aramalı. Neden ayna olamıyoruz diye sormalı.
Lokomotifin takıldığı noktada başörtülü kadınlar üzerinden siyaset kurmaktan vazgeçilmediği sürece, “İrticayı beklerken“ sendromu daima bizimle olacak.
Oysa herkes biliyor! Başörtülüler bu hükümetin ateşinden ısınmadı lakin dumanından gözü çıkıyor işte.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.