"Az daha okusaydın da ormancı olsaydın!"

00:0024/09/1999, Cuma
G: 10/09/2019, Salı
Fatma Barbarosoğlu

Birkaç hafta önce, köyde evsiz kalanlara bütün köylünün yardımıyle ev yapılışını anlatmış; hayvan çalıştırmanın günah sayıldığı cuma günü yalnız ev yapanlar için dağdan ağaç getirildiğini yazmıştık.Bu hafta ağaç getirişin hikayesini teferruatlandırmakta fayda var.Bizim tarihi yazılmamış köyümüz bir orman köyüdür. Köylü yurt yapmak için ormandan ağaç getirmek mecburiyetindedir. Lakin köylüsününün derdine de devasına da uzak olan devlet, yasaklarını, uzaklığı oranında heybetli koyar. Ne yapacak köylü?

Birkaç hafta önce, köyde evsiz kalanlara bütün köylünün yardımıyle ev yapılışını anlatmış; hayvan çalıştırmanın günah sayıldığı cuma günü yalnız ev yapanlar için dağdan ağaç getirildiğini yazmıştık.

Bu hafta ağaç getirişin hikayesini teferruatlandırmakta fayda var.

Bizim tarihi yazılmamış köyümüz bir orman köyüdür. Köylü yurt yapmak için ormandan ağaç getirmek mecburiyetindedir. Lakin köylüsününün derdine de devasına da uzak olan devlet, yasaklarını, uzaklığı oranında heybetli koyar. Ne yapacak köylü? Evsiz mi kalacak? Henüz betonarme denilen evler yoktur. Çünkü betonarme ev yapacak para yoktur kimsede. Evler ağaçtan, taştan ve çamurdan. Taş ve çamur kolay. Kavşak denilen kocaman bir taş tarlası var. Ev büyüklüğündeki taşlar kırıla kırıla bütün köye yeteceği gibi civar köylere hatta vilayete bile yeter. Çamur desen Allah''ın toprağını eleyip eleyip su katması kolay. İlle de ağaç.

Ağaç ormandan kaçak getirilecek. Emme velakin sonunda ormancıya yakalanmak ta var. Yakalanmanın cezası ağır. Yakalanmamak için henüz tan ağarmadan getirilir ağaçlar ormandan. Kişilerin kendilerine özel çam''lıkları vardır ama, buradan ağaç kesmenin cezası da en az ormandan kesmek kadar ağırdır.

Orman köylerinde devletin demirden sopası köylü arasında Ormancı denilen memurların elindedir. Bu bakımdan köylü elindekini avucundakini ormancıya yedirerek, ormancının gözünde kendine bir itibar kurmaya, torpil oluşturmaya çalışır.

Köylünün gözünde devlet demek üniforma demektir. Köye gelen tek üniformalı ormancılar olduğu için astıkları astık kestikleri kestikdir. Ağacı korumak adına türlü tedbir alıp her tedbirin ucunu köylüye ceza olarak dokunduran devlet; tarlasından keseceği Çam''ın dışında evi için asla malzeme bulamayacak köylüye bir imkan sunmaz. Evet köyün ortak ormanından değil kişinin kendi tarlasında yetiştirdiği çamı bile kesmesi yasaktır. Bu durumda ne yapılabilir? Ya tarlanızdaki ağacı kullanıp ceza yiyeceksiniz ya da evsiz kalacaksınız. Bu iki şıkkın ikisi de birbirinden beter. Üçüncü şık hile ve yalan. Duruma uygun türlü yalanlar uydurur orman köylüsü. En çok rastlananan usullerden birisi şöyledir: Gece herkes uykudayken gider tarlasındaki ağacı keser. Kestiği ağacı hiç kimsenin görmeyeceği bir yere saklar. O kadar kavi tedbirler alır ki, siz zannedersiniz saklanan tarladan kesilmiş çam değil, kanun kacağı bir teröristir. İş kesilen ağacı saklamakla bitmez. Çünkü sizin tarlanızdaki her bir çam, meşe ve ardıcın kök kök devlette kayıdı vardır. Karşınıza dikilen ormancı size nefes alacak küçücük bir alan bile bırakmaz. Ağaç kesmenin ne büyük suç olduğuna köylü vakti zamanında ayn el yakin olarak öğrendiği için, kendi kestiği ağacı başkası kesmiş gibi ormancıya "ihbar" eder: "Memur bey benim yukarı tarladaki iki kök çamımı kesmişler. Hakkımı istiyorum."

Ormancı bu ihbar üzerine adı geçen tarlaya gider. Evet ağaçlar yeni kesilmiştir. Yerde ağaçtan geriye kalan dallar vardır. Bunlar tarla sahibinin hakkıdır. Ağacı bir başkası tarafından kesilmiş olduktan sonra geride kalan dalları evine götürmesinde bir sakınca yoktur.

Kesilen ağacın ne kadar ciddi aranacağı ve ormancı tarafından yakalanıp zabıt tutulup tutulmayacağı ormancı ile kurulmuş ahbablık ilişkisine bağlıdır. Onun için ormancılar at üstünde ne zaman köyün toprağından içeri adım atsalar bütün köylü seferber olur. Yedirirler ve özellikle de içirirler. Bir tarafta köyün bütün kadınları baklavalar börekler döşerken, köyün bütün adamları ellerinden geldiğince ormancıları oyalayıp eylendirmeye bakarlar.

İşte böyle günlerden birinin ertesinde köye aniden bir kaymakam gelir. Kaymakam gelir gelmesine fakat kaymakamı karşılayacak ne muhtar vardır ortalıkta ne de bir adem oğlu.

Kaymakam arabasından iner, terkedildiğini düşündüğü köyün sokaklarında dolaşmaya başlar. Nihayet bir çeşme başında testisini dolduran yaşlı bir kadın görür. Sorar: "Teyzeciğim bu köyde senden başka kimse yok mu? Nereye gitti ahali?"

Kadın kendisine sorgu sual eden adama şöyle bir bakar: "Sen kimsin a oğlum?" der.

Gayet mütevazi "Kaymakamım" diye cevap verir yabancı.

Kaymakamın okumuş biri olduğunu tahmin eder nine. Hiç olmassa ceketinden, kıravatından bellidir okumuşluğu. Fakat köyde kimsenin kılının kıpırdamadığına bakılırsa ormancı kadar okumuş değildir herhalde. Onun bu haline pek acır: "A oğlum dün sabaha kadar ormancıları eğlendirdiler. Onun için herkes uykuda. Ha sende az daha okuyaydın da ormancı olaydın!"

Köylere betonarme evlerin girmesiyle birlikte ormancıların itibarından geriye sadece anekdotlar kaldı. Artık ormancılar at üstünde değil motorsiklet üzerinde köylerin dağlarında geziyor. Ama köylüler onların gelip gittiğini görmüyor bile.