
Geçtiğimiz hafta Perşembe akşamı Marmara İlahiyat Fakültesi hocalarından Prof.Dr. Mustafa Fayda Bey aradılar. "Son Kongre" üzerine yaptığım değerlendirme yazılarından Selçuklu ile ilgili olan bölüme itirazlarının olduğunu dile getirdiler, fakülte olarak bu konuda pek çok çalışma yaptıklarını, Selçuklu Müslümanlarının dini tasavvuru üzerine bilhassa Fatih Şeker"in çalışmalarına müracaat etmemi ifade ettiler.
Yanlış anlamalara sebebiyet vermemek için şu hususun altını çizmem gerekiyor: Başbakanımız"ın Selçuklu Medeniyeti"ne yapmış olduğu vurguyu önemsiyorum. Bu vesile ile Selçuklu Tarihi çocuklarımızın, gençlerimizin zihnine bir dosya olarak açıldı. Yeni yasama yılının ilk Salı toplantısında yapmış olduğu konuşmada Denizli"de kendi imkânları ile İmam-Hatip Lisesi yaptırmış olan aileden bahsederken okulu Selçuklu mimarisine göre yapmış olduklarının altını çizdi Başbakanımız. Görünen o ki önümüzdeki günlerde de sık sık Selçuklu Medeniyeti"ne dair atıflarla karşılaşmaya devam edeceğiz.
Bendeniz Selçuklu Medeniyet"ine dair dikkatimi önce ilkokul dördüncü sınıfta Sosyal Bilgiler dersinde okumuş olduğum metinlere, lise yıllarında merhum Nurettin Topçu"ya, üniversite yıllarımda ise kalemimi ve kelamımı borçlu olduğum kıymetli hocam Prof.Dr. Nihat Keklik"e ve merhum Prof.Dr. Osman Turan"a borçluyum.
Bütün bu okumalardan sonra kurabildiğim cümle şu: Selçuklu Medeniyeti, Osmanlı"yı çıkardı. Osmanlı, Türkiye Cumhuriyeti"ni.
Anadolu topraklarını dolaştığımız zaman Osmanlı mimarisinden ziyade Selçuklu mimarisi ile karşılaşırız. Fakat ders kitaplarımızda Selçuklu Medeniyeti"ne dair ufacık bir iz var mı? Mevlana Celaddin Rumi"den Nasrettin Hoca"ya, İmam Gazali"den Muhiyiddin İbn el Arabiye varıncaya kadar kitaplarını kırpıp kırpıp yağmaladığımız onca ilim erbabının hangi medeniyete ait olduğuna dair bilgiye sahip miyiz ?
Üniversitelerde Selçuklu Tarihi ancak Orta Çağ tarihinin içinde küçük bir bahis olarak yer alıyor. Selçuklu dönemini çalışmanın, Osmanlı tarihi çalışmaktan çok daha meşakkatli olduğunun farkındayım. Lakin üniversitelerimizde Selçuklu Medeniyeti araştırmalarının yeniden başlatılmasını talep ediyorum. Selçuklu Tarihi çalışmalarını özendirecek desteklere ihtiyacımız var.
Sizi, Selçuklu Dönemi üzerine önemli çalışmalara imza atan, İstanbul Medeniyet Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü öğretim üyelerinden Fatih M.Şeker"in satırıyla baş başa bırakıyorum.
Efendim merhabalar,
Dün sabah on sularında Prof. Dr. Mustafa Fayda Hocamız aradılar. Birkaç cümleyle de olsa Selçuklu"dan bahseden yazınızı okumuşlar. Sağ olsunlar, hislerini ve fikirlerini fakirle paylaştılar. Konuyla ilgili çalışmalarından Fatma Hanım"ın da haberi olsun istirhamında bulundular. Hatta Matüridilik algısının klasik ve modern dönemini karşılaştırdığımız yazımızla beraber, ilgili çalışmalarımızın bir listesini özellikle görmenizi rica ettiler. Biz de seman ve taaten, baş göz üstüne dedik. Hakikaten Fayda hocamızın sözü bizim için tuğrası çekilmemiş evâmir-i aliyye hükmündedir. Kendilerinin rıza-yı hatırını riayeten ilgili iki makaleyi ekliyoruz. Kitabı ise merak ederseniz künyesi şu: Selçuklu Türklerinin İslâm Tasavvuru, İstanbul Dergâh Yayınları 2011. Aşağıda izninizle kitaptan hareketle birkaç kelâm etmeyi deneyeceğiz.
Fayda Hocamızın bahsettiği yazınızı biz de okuduk, hisseyab olduk. Sa"yiniz meşkurdur. Bununla beraber şu hükmünüzde, bazı hususları gözden kaçırdığınız görülüyor. Müsaadenizle meseleyi vazıh bir şekilde görebilmek için evvela sizin cümlelerinizi aynen iktibas edelim: Metni yazanlar ve metni, gönlünü katarak okuyan Başbakan ne kadar farkındadır bilemiyorum ama, Alpaslan vurgusu ile, Selçuklu Medeniyetinin nazara verilmesiyle Cumhuriyetin kurucuları ile aynı safta yer almış oldular. Ki bu benim görebildiğim kadarıyla sağ-muhafazakâr söylemin pek kullanmadığı bir yaslanıştır. Cumhuriyet Modernleşmesi kendini bir kimlik olarak yeniden inşa etmek için içinden çıkıp geldiği, Osmanlı Tarihini parantez içine alarak köklerini Selçuklu Medeniyetine yaslar.
Her şeyden evvel izninizle şunu soralım: Osmanlı"yı paranteze alıp Selçukluyu öne çıkarmak hakikaten sizin iddia, ima ve ihsas ettiğiniz gibi Osmanlı asırlarını mahkûm etmek midir? Bizim bu soruya vereceğimiz cevap hayırdır. Selçuklu ile Osmanlı arasında bir selef halef ilişkisi mevcuttur. Osmanlı tarih kaynakları bu iki devlet arasındaki irtibatı âdetâ tabii bir teşekkül hâline koyar. Hâdiseye İbn Haldûn"un Mukaddime"sinden geçerek intikal ettiğimizde Selçuklu ve Osmanlı"yı inşâ eden hususlar bütünü daha iyi idrak edilebilir. Burada hiç şüpheniz olmasın Cumhuriyet devrin şartları gereği Osmanlıyı bir med cezir halinde bir taraftan mahkûm ederken diğer taraftan idealize eder, tavşana kaç tazıya tut siyaseti izler. Müşahhas bir örnek de vermek isteriz: "Türk milletinin tarihte yarattığı en büyük ve en devamlı eser" Osmanlı Devleti"dir hükmünü vermekten kaçınmayan Köprülü bu devirde yaptığı çalışmalarda da çok ihtiyatlı bir dille ve üslubla İslâmî devri müdafaa eder. O ilk mektebler için yazdığı bir ders kitâbında bir taraftan Osmanlı"yı, padişahlığı II. Abdülhamid devri üzerinden mahkum ederken, diğer taraftan Osmanlı"nın üç kıtada at koşturduğunu anlatarak Türk tarihinin bir bütün olduğunu vurgular. Buralarda "dedelerimiz" ifadesiyle Osmanlı ve Türkiye arasındaki irtibatın derinliğini ihsas etmeye hususi bir ehemmiyet verir. Diğer taraftan Oğuzlar üzerine vurgu yapılarak eski Türk tarihi de idealize edilmekle beraber, Türklerin özellikle İslâmiyet"e dahil olmasıyla birlikte Müslümanlığın şan ve şerefinin yükseldiği ifade edilir. Zirve ifade şudur: "Türklerden başka İslâm kavimleri, ehl-i salîbe karşı kımıldanmak cesaretini gösteremediler". Bütün bunlar şunun için önemlidir: Köprülü Cumhuriyetin kuruluş aşamasında nasıl yeni devre mümaşât eder gibi gözüken bir tavır içine giriyorsa Cumhuriyet"in kurucuları da aynı şekilde stratejik olarak bazı mahfilleri gözeten bir siyaset yürütmek zorunda kalmışlardır.
Netice olarak sözü fazla uzatmadan şunu söyleyelim: Başbakan"ın Selçuklu"yu öne çıkarması aslında Osmanlı"yı öne çıkarmakla eş değerdir. Günümüz Türkiye"sinin mevcut manzarasında çok iyi görüleceği üzere Osmanlı gibi Selçuklu da Türkler başta olmak üzere çeşitli unsurlardan oluşan bir terkip manzarası sergiler. Bu terkibin Selçuklu"daki en güzel örneği Sultan Alp Arslan"ın siyasetinde ve şahsında ifadesini bulur: Türk hükümdar, Müslüman tebaa ve Nizâmü"l-mülk örneğinde görüleceği üzere Fars/Acem vezir. Gazzâlî"nin şahsında da Oğuz Türklerinin vücûd verdiği siyasî yapı içinde İslam fikriyatının nasıl hazmedilebileceğinin müşahhas örneği olan bir müderris, ismiyle ve cismiyle asırları zapteden bir âlim. Onların Türk olup olmaması mühim değildir. Mühim olan, nereye nispet edilirse edilsin Selçuklu"ya mensup olmalarıdır. Aynı hükümleri rahatlıklar Osmanlı hakkında da verebiliriz...Önemli olan din ü devlettir, hanedana sadakattir.
Netice-i kelâm; Fayda hocamız, "var gördüğün söyle ve malumun olan mevâddı i"lâm eyle" demese de biz kendimizce bazı hususları billurlaştırmaya çalıştık. Osmanlı"da nasıl buluşuyorsak Selçuklu"da da aynı şekilde buluşabilmemiz gerektiğini düşündük.
Efendim, meramımız ve maruzatımız budur...Baki selam ve hürmetle cümle iyi günler üzerinize olsun...
Fatih Şeker
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.