
Hikâyemiz devam ediyor... 1928 doğumlu, Fatma Ö.''nün dönemi ile kendisinden hemen sonra gelen kuşağın okul macerası karşılaştırıldığında, kız çocuklarının okula gitmesi konusunda devletin ilk yıllarda daha “kararlı” olduğunu tespit etmek mümkün.
Ard arda gelen savaşlardan yorgun ve takatsiz kalan köylünün, devletin otoritesi karşısında boynunun kıldan ince olması; devletin kararlılığını ve otoritesini pekiştirici bir durum olarak karşımıza çıkıyor.
Fatma Ö.''nün sınıf arkadaşları arasında kendisi gibi babasının bizzat okuma öğrenmesi için gönderdiği kızlar yer almıyor. Bazıları fakirlikten (fakirler devletten daima daha fazla korkar), bazıları bir gün git beş gün gitme şeklinde gerçekleşen “devleti idare etmek lazım” anlayışı içinde okula gönderiyor kızlarını.
Fadime Ö. okuma -yazma, hesap öğrenirken onunla aynı dönemde okula gitmiş arkadaşlarının okuma yazma öğrenememesi; okula devam etmemeleri ve ailelerinin “Okula git ama sakın öğretmeni dinleme! Yap dediklerini yapma” tembihatını uygulamış olmaları ile ilişkilendirilebilecek bir durum.
Cumhuriyetin ilk yıllarında okula giden çocukların “talebe kıyafeti” olarak giydikleri özel bir kıyafet yok. Gündelik hayatta giyilen kıyafetler erkekler için pantolon, gömlek ve başta kasket; kızlar için şalvar, gömlek (yöresel adı sıkma), ve başta tülbent(yöresel adı çember/çemberimde gül oya).
Sokaktaki çocuğu okullu yapan tek unsur başlarının açılması. Okula girer girmez duvardaki askılara (çivilere) erkek öğrenciler başlarındaki kasketi çıkararak asıyor, kız öğrenciler ise çemberlerini çıkararak asıyor.
Yatarken bile başlarında tülbent/çember ile uyuyan bu çocuklar için başlarını açmak zor olmuş muydu? Fatma Ö.ve ondan bir yaş küçük olan 1929 doğumlu Ayşe S. “Başınızı açmanız zor olmuş muydu?”sorusunu zorluk üzerinden cevaplandırmamayı tercih etti:
“Zor, kolay devletin emri. Ne yapabilirsin ki!”
Okul hayatı ile ilgili olarak kendisine zor gelen sahneyi şöyle anlattı Fatma Ö.:
“Öğretmenimiz sıraya geçin saçınızı keseceğim dedi. Bit salgınından ötürü(herhalde). Hepimizin saçını tango etti. O zaman ağlayacağım geldi.”
Ağlamış mıydı peki?
“Ağlamadım. Arkadaşım Sıdıka, güle oynaya sıranın başına geçti. Saçını kestirdi. Güle oynaya evine gitti. O öyle yapınca ben de ağlamadım. Ama bir arkadaşımız vardı. Onun saçının keretere (odun, saman taşınan büyük sepet) yığılışı hâlâ aklımda. Pek gür, pek uzun saçları vardı. Onun saçı koca kereteri doldurdu.”
Fatma Ö.nün okuma yazma ile ilişkisi nasıl devam etti?
“Okumayı sökmüştüm. Birden başlayıp 100''e kadar sayabiliyordum. Kerrat cetvelini bilmeye başladıydım. İkileri üçleri ezberlediydim. Nişanladılar beni. Nişanlım dokuz on yaş büyüktü. Nişanlanınca okuldan kaydım silindi. O zaman öyleydi. Kızlarını okula göndermek istemeyen aileler kızımız nişanlı derdi. Sahiden de nişan yapılırdı. Nişan dediğin de ne? Kızın başından üç dört tane çember çevirince bunun adı nişan koymak olurdu.”
Hakikaten de Fatma Ö.''nün diploma defterinde “boyu uzun ve nişanlı olduğu için” kaydının silindiği bilgisi var.
Beş on yıl öncesine kadar okuma ile alakasını, takvim yapraklarını okuyarak sürdürüyor. Takvim yapraklarını ve “yeni yazı üzerinden Yasin-i Şerif“ okuyarak.
Beş on yıl önce ne mi oluyor? Az gören gözünü “iyi bir hastanede” ameliyat ettiriyor. İyi hastane dediği Türkiye''nin önde gelen Tıp Fakültelerinden biri. Ameliyat neticesi bir gözünü tamamen kaybediyor.
Pazartesi devam edeceğiz...
Not: Okul hayatı ile ilgili olarak günümüze dair hikayeler gönderiyorsunuz. Oysa ben sizlerden aile büyüklerinizin hikayesini bekliyorum. 1920-1930 tarihleri arasında doğmuş olanların talebelik hikayesinin peşindeyim.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.