Başkasının yemini/Kutsalını kaybeden Türkiye

00:0011/06/2012, Pazartesi
G: 5/09/2019, Perşembe
Fatma Barbarosoğlu

Özcan ile Mustafa ailelerinden izinli olarak okulu asmaya karar verdiler. Asmak deyince sokak sokak gezmek gelmesin aklınıza. Özcan''ların evinde buluşup biraz bilgisayar oyunu oynadıktan sonra birlikte dönem ödevi yapacaklardı.Her ikisinin de devamsızlığı, ''raporlu devamsızlığı'' bilmeyen nine için endişe verici idi. 87 yaşındaki nine anne babaların çocuklarının okula gitmemesine izin verip bir de üstüne rapor alma telaşına düşmelerini hiç anlamıyordu.Gençlere ille de okula gideceksiniz diye tutturdu.

Özcan ile Mustafa ailelerinden izinli olarak okulu asmaya karar verdiler. Asmak deyince sokak sokak gezmek gelmesin aklınıza. Özcan''ların evinde buluşup biraz bilgisayar oyunu oynadıktan sonra birlikte dönem ödevi yapacaklardı.

Her ikisinin de devamsızlığı, ''raporlu devamsızlığı'' bilmeyen nine için endişe verici idi. 87 yaşındaki nine anne babaların çocuklarının okula gitmemesine izin verip bir de üstüne rapor alma telaşına düşmelerini hiç anlamıyordu.

Gençlere ille de okula gideceksiniz diye tutturdu. Gençler gitmeyeceğiz deyince nine ''vallahi de okula gideceksiniz'' diye bir cümleyi sarf ediverdi. Ağzından çıkanı kulağı duyunca ağlamaya başladı. ''Siz okula gitmezseniz ben yeminimin kefaretini nasıl ödeyeceğim. Oruç tutamam ki, hastayım. Emekli paramı kefaret parası mı yapayım?''

''Okula gidiyoruz'' deyip evden çıktı Özcan ile Mustafa. Evlerinin yakınındaki okulun bahçesine gittiler. ''Tamam'' dedi Özcan. ''Ninemin kefaret ödemesine gerek yok. Okula gideceksiniz dedi, geldik işte. Hangi okul olduğunu söyledi mi? Hayır. Okul dedi. Sınıf demediğine göre... Tamamdır o zaman.''

Mustafa bu kadar çabayı gereksiz gördü: ''Ninen kendi yapabileceği ya da yapamayacağı şeyler adına yemin edebilir. Bizim adımıza yemin etmeye hakkı yoktu ki zaten!''

II.

Yukarıdaki olayı benim için çarpıcı hale getiren tam da o sıralar bazı gazetelerde fazlasıyla haber değeri taşıyan bazılarında ise görmezlikten gelinen milletvekili yemininin içeriğinin sekülerleştirilmesiydi.

Yemin metinleri Refah Partisi döneminden başlayarak aşama aşama seküler bir içerik kazandı.

Muhafazakarlar, yemin dilinin sekülerleşmesini dert etmiş miydi? Hatırlamıyorum. Peki iktidarda ''muhafazakar-demokrat'' bir parti değil de sadece ''demokrat'' bir parti olsaydı dert eder miydi? Ederdi.

Israrla altını çizdiğim bataklığımız tam da budur.

Geçen hafta katıldığım bir ''tören''de saygı duruşuna davet edildik.

Ne fevkaladelik var ki bunda diyorsunuz... Acele etmeyiniz.

Eskiden şehitlerimiz için diye başlayan cümlelerle davet edilirdik saygı duruşuna. Bu defa öyle olmadı. Son derece postmodern bir ''tercihler'' arenasında herkes kendi kutsalı için ayağa kalktı.

''Herkes neyi kutsal biliyorsa işte onun için hepinizi bir dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum.''

Herkes muhafazakarlaşmaktan bahsediyor ya...

Yani...