Bayan yargıç!

00:002/08/2010, Pazartesi
G: 3/09/2019, Salı
Fatma Barbarosoğlu

İşte seni yakaladım dedi avını yakalamış avcı kimliğinde. Benden kaçamazsın.Fena halde monolog durumundaydı. Cümlelerine katılıp katılmadığım ile hiç ilgilenmedi bile.Sana dondurma ısmarlayacağım sende kuzu kuzu yiyeceksin dedi.Kuzular ne yapar?Yakındaki çay bahçesine girdik.Oh dedi, avını elinde tutmanın verdiği sevinç ile.Herkese anlatacağım seninle mağazada karşılaştığımızı, seni esir aldığımı.Esir ne yapar?Garson geldi. O dondurma istiyor dedi beni göstererek. Garson beni tanıyor.Garson, Abla

İşte seni yakaladım dedi avını yakalamış avcı kimliğinde. Benden kaçamazsın.

Fena halde monolog durumundaydı. Cümlelerine katılıp katılmadığım ile hiç ilgilenmedi bile.

Sana dondurma ısmarlayacağım sende kuzu kuzu yiyeceksin dedi.

Kuzular ne yapar?

Yakındaki çay bahçesine girdik.

Oh dedi, avını elinde tutmanın verdiği sevinç ile.

Herkese anlatacağım seninle mağazada karşılaştığımızı, seni esir aldığımı.

Esir ne yapar?

Garson geldi. O dondurma istiyor dedi beni göstererek. Garson beni tanıyor.

Garson, Abla pek dondurma yemez dedi.

Vay dedi avcım, o kadar meşhursun ha. İstanbul''un garsonları bile biliyor senin dondurma yemediğini.

Garson o kadar meşhursun sözünü duyunca şaşırdı biraz.

Meşhurluğun m''sini bile üzerime almadım.

Burada beş yıl önce bir kum havuzu vardı. Ben kızımı burada büyüttüm. Meşhursun filan diye laf sokuşturup da milleti başımıza toplama diyecek oldum.

Avdım ben değil mi? Av olanlar ancak inler. Acı çeker.

Çaresiz katlanacaktım.

Bu günün sonunda ikimiz de yaralanacaktık. Kaçarı yoktu bunun. Yıllardır her karşılaşma bir yaralanmaya dönüşüyordu.

Birazdan sorularına başlayacak. Sorularına ve yargılarına. O yargıladıkça ben meselenin hiç de onun sandığı gibi olmadığını anlatmaya çalışacağım. Sonunda sen okudun tabi diye bağırmaya başlayacak. Hem bağıracak hem ağlayacak. Herkes benim ona bir şey yaptığımı zannedecek. Oysa bütün yaptığım, yanımızdaki ya ada arkamızdaki, ya da o anda çay bahçesinden içeri giren insanlara dair olumsuz cümleleri olumluya çevirmek olacak.

Mesela kırmızı tişört giymiş ya da kırmızı bir şapka giymiş yaşlı bir kadını gördüğünde "Ay ne kadar kokoş. Kırmızı kırmızı."diye alay etmeye kalktığında insanlar esas yaşlandıkça renkli şeyler giymek istiyorlar diye başlayacağım ben de. Rahmetli büyükanneme koyu renk bir şey aldığımızda ne yapayım ben bu kara şeyi diye bir kenara koyduğunu anlatacağım mesela.

Ya da gençler neden daima koyu renk giyiyor biliyor musun diyeceğim. Gençlikte insanın enerjisi fazla geliyor. Onun için koyu renkler giyiyor. Enerjiyi sınırlamak, birazını söndürmek için. Oysa yaşlandıkça dışarıdan enerji istiyor insan. Hal böyle olunca parlak renkler görmek istiyor yaşlılar. Yaşlı bir kadının turuncu ya da kırmızı giymesine bu açıdan bakmak lazım.

Daha ben cümlemi tamamlamadan hayatı bir kompozisyon tadında yaşamaktan yorulmadın değil mi diyecek. Herkes senden sıkılıyordur diye devam edecek.

Herkes kim?

Garson dondurmayı getiriyor.

Hiç itiraz etmeden dondurmayı yemeğe başlıyorum.

Ay diyor ikna etmem bile gerekmedi. Geçen sene kök söktürmüştün.

Çünkü geçen sene sen bana ille de dondurma yedirmeye kalktığında toplamda dört diş ameliyatı geçirmiştim ve diş etlerim henüz iyileşmemişti.

Ay diyor bütün mesele bu mu yani. Ben takvandan öyle yaptın zannetmiştim. Senin takvanı bozmayı iş edinmiştim. Herkese anlatacaktım hatta.

Herkes kim?

Herkes diye birisi yok aslında.

Nereye gidersek gidelim herkes diye kendimizi taşıyoruz anca.

Duyarsızlık ülkesinin sultanı buraya yazamayacağım kadar incitici cümleler kuruyor.

Herkese dair. Annesine, eşine, çocuklarına, eski arkadaşlarına. Herkes suçlu. Herkes kibirli. Herkes kendini bir şey zannediyor ona göre.

Duyarsızlık ülkesinin sultanına verilecek her bir dakikanın haram olduğunu idrak ediyorum.

Kalkmam lazım diyorum.

Ne o söyleyecek lafın kalmadı mı? Hadi savunsana. Beni ikna etsene. Aslında onlar şöyle iyi böyle mükemmel diye bir diskur geçsene.

Bu dediklerinin hiçbirini yapmayacağım diyorum. Seni ikna etmeye de çalışmayacağım. Kalbi olmayanların ikna etmeye kalkmak hayra harcanacak hayat enerjisini israf etmektir.

Vavvvv ettileyici diyor. Sen yazarsın tabi.

Ben sadece insanım. İnsanlığımı ayakta tutmaya çalışıyorum. Seninle konuşamama sebebim bu. Arkamızda ortak bir geçmiş bıraktığımız halde ufka birlikte bakamama sebebimiz bu. Sen herkese kendinin ne kadar mükemmel olduğunu ilan etmek için bakıyorsun. Ben herkese ne kadar kusurlu olduğumu görmek üzere bakıyorum.

Ayrılıyoruz. Yeni bir karşılaşmaya kadar. Bir daha hiç karşılaşmasak… Karşılaşırız. O arabasının modelini yenilediği sıra. Evini değiştirdiği sıra. Yurt dışından döndüğü sıra. Yeni bir kursa başladığı sıra. Yeni bir biyoenerjiste takıldığı sıralar.

Yani kendini göstermenin, kendine iyi geldiğine emin olduğu sıralar geçmişin yollarına düşecektir. Geçmişin yollarında rastlaşırız mutlaka. Çünkü ben ne çay içtiğim yerleri, ne alış veriş yaptığım kitapçıyı ne tadilat yaptırdığım terziyi değiştirdim. Üstelik her yere yürüyerek gittiğimi bildiğine göre bir gün yine ansızın çıkacaktır karşıma.