Baykal"ın dışında CHP hepimizin derdi!/Butik Sol

00:003/08/2007, Cuma
G: 29/08/2019, Perşembe
Fatma Barbarosoğlu

Çocuk yataktan kalkmaya isyan eder:-Okula gitmeyeceğim bu gün. İki nedeni var. Birincisi öğrenciler beni sevmiyor. İkincisi ben de onları sevmiyorum.Baba gayet buyurgan bir tonda kükrer.-Gideceksin! İki nedeni var. Birincisi kırk beş yaşındasın. İkincisi sen o okulun müdürüsün.Deniz Baykal''ın 40 saat sonra Demirel''e dayanarak yaptığı açıklamaları seyrederken yukarda okuduğunuz fıkra geldi aklıma. Şöyle diyor Deniz Baykal''ın iç sesi. "Ben seçilmek istemiyorum. İki nedeni var. Türk halkını, onun

Çocuk yataktan kalkmaya isyan eder:

-Okula gitmeyeceğim bu gün. İki nedeni var. Birincisi öğrenciler beni sevmiyor. İkincisi ben de onları sevmiyorum.

Baba gayet buyurgan bir tonda kükrer.

-Gideceksin! İki nedeni var. Birincisi kırk beş yaşındasın. İkincisi sen o okulun müdürüsün.

Deniz Baykal''ın 40 saat sonra Demirel''e dayanarak yaptığı açıklamaları seyrederken yukarda okuduğunuz fıkra geldi aklıma. Şöyle diyor Deniz Baykal''ın iç sesi. "Ben seçilmek istemiyorum. İki nedeni var. Türk halkını, onun seçtiği vekilleri hiç sevmiyorum. İkincisi onlar da beni sevmiyor."

Tayyip Erdoğan haklı, Deniz Baykal çalışmayı sevmiyor. Çalışmayı sevmediği için başarısızlığı başarı olarak okumayı tercih ediyor. Öyle olmasaydı DSP''nin emanet oylarını "oylarımızı arttırdık" diye yorumlamaya kalkar mıydı? Kendisinin dışında herkes karalar bağlamışken, o artırmış olduğu mikroskobik oylar ile mutlu ve şen. Onun kendine mutluluk armağan ettiği saatlerde ise başarıdan başı dönmesi beklenen Başbakan, CHP ve MHP''nin kalesi olarak bilinen yerleri gelecek seçimlerde mutlaka istiyorum diyordu kurmaylarına. (Yaşlı kadınların tv seyrederken Başbakan için nazar duaları okuduğunu biliyor muydunuz?)

CHP''nin, daha doğrusu Türk demokrasisinin muhalefetsizliği hepimizi ilgilendiriyor. Muhalefeti olmayan bir iktidar hele de oyları yüzde elliye varan bir iktidar partisinin kendi kendisiyle baş etmesi bir hayli zordur. Aynası olmayan mekanlarda, kendini görmeden giyinmeye benzeyecektir yaptığı eylemler. Demokrasi halkasının muhalefet koltuğu boş kaldıkça, zihin boşluktan demokrasi muhalefetsizlikten hoşlanmaz hükmünce, bu koltuğa talip olan "kurumsal süreklilik"ler iktidarın ense kökünde kendi varlığını hissettirmenin yollarını arayacaktır. Bu bakımdan güçlü muhalefetin olması zannedildiği gibi iktidarın aleyhine değil lehinedir.

Demokrasiden hak ve özgürlüklerden bahsedildiği bir dönemde neden muhalefet ve özellikle sol kan kaybediyor? Ki ''Butik Sol''a bile razı olunmuştu Baskın Oran modeli ile. Niye olmuyor?

Bunun pek çok sebebi var. Ama problemin başlangıcını "Halk sahillere hücum etti vatandaş denize giremiyor" anlayışı oluşturuyor. Türkiye''de sol anlayış, rakamları yanlış okuyor. Bir büyüktür dörtten anlayışında takılı kalmış bir sol var karşımızda. Kentli, (CHP''li seçmenin eğitim düzeyi dile getirilmiyor nedense) CHP''linin oyunun, kentli, üniversite mezunu ama muhafazakar değerlere sahip dört kişiden daha kıymetli olduğu gibi bir dogmaya sahipler.

Hal ve vaziyet böyle olunca,Türkiye; liberal iyimserlik ile sol kötümserliğin rüzgarında kamusal akıl yürütmeyi gerçekleştiremiyor!!!

Sol sadece rakamları yanlış okumak ile kalmıyor olayları ve sembolleri de yanlış okuyor. Mesela Zaman gazetesinin şu haberi yanlış "okuma"yı çok güzel resmetmiyor mu?

CHP''liler başörtüsü dağıtmaktan pişman

CHP, sağ kökenli Lütfullah Kayalar''ı aday gösterdiği Yozgat''ta seçim çalışmaları boyunca başörtüsü dağıttı. Ancak CHP''nin ilde oyu düştü, Kayalar da Meclis''e giremedi. Bu durum parti içinde tartışmalara yol açtı.

CHP''nin yanlış okumaları elbette sadece siyasilerin suçu değil. Aydınlar ve CHP holiganlığı yapan köşe yazarları besliyor bu yanlış okumayı.

Görmek ve anlamlandırmak arasında zannedildiği gibi doğru orantı yok. Anlamlandırma dediğimiz şey gücünü basiretten alır. Basiret ise sol düşüncenin pek üzerinde durmadığı hatta reddettiği bir kavramdır.

Size iki vaka anlatarak bu yazıyı sonlandırmak istiyorum. Rakamların vermediğini veren "hal" hikayesi olarak zihninize kaydedersiniz belki.

Safa; muhafazakar bir ailenin oğlu. On sekiz yaşında. Büyük bir aile olarak günlerce müzakere yapıyorlar. Bir tarafta herkes oyunu AK Parti''ye vermek istiyor, bir taraftan da ya oylar %50''nin üzerine çıkar da başımıza bir iş gelirse endişesi taşıyorlar. Sonunda oy kullanacak olan dokuz kişiden beş''i oyunu Ak Parti''ye, dördü de kazanamayacak partilere versin ya da geçersiz oy olsun diye bir karara varıyorlar.

Safa ilk oyunu vereceği için ailenin kararını kabul edemiyor. O gece teheccüd namazına kalkıyor. Oyunu kullanırken dakikalarca içerde kalıyor. Ne yaptın diye soruyor babası. Fetih suresini okudum diyor.

Babanın gözünden iki damla yaş geliyor.

İkinci olay elli yaşında yaz tatilini geçirmek için İskenderun''a giden bir ev kadınının hikayesi. Giderken, haftada bir evini temizlemeye gelen yardımcısıyla randevulaşıyor. “Rukiye 22 Temmuz''da oy kullanmaya geleceğim. Sen 20 Temmuz''da gel evi sil süpür.” “Tamam” diyor Rukiye.

19 Temmuz sabahı İskenderun''dan telefon geliyor Rukiye''ye. "Ya Rukiye düşündüm de şu sıcakta git gel. Bir sürü eziyet. Diğer taraftan dernekteki arkadaşlara da söz verdim. Sen diyorum benim yerime CHP''ye versen oyunu. Bir oy ise bütün mesele… Sen veriyorsun işte. Yolda harcayacağım parayı da sana veririm. Yalnız CHP''ye mühürü basınca oy pusulasının resmini çek emi."

Hikayeler, rakamlardan daha çok şey anlatır. Daima!