
Evlerin pencerelerine dair özel bir dikkatim olacağını biliyordum Berlin''e vasıl olmadan evvel. Ahmet Haşim''in Frankfurt Seyahatnamesi''ndeki "Yalnız Alman pencerelerinin sırrını kavrayıp getirecek olan bir kimse kendini memleketine güzel bi hizmet yapmış sayabilir" cümlesinin mihmandarım olacağını. Biliyordum.
Yıllar önce bir dostum Köln''e gitmiş, ve bir sürü pencere fotoğrafı ile geri dönmüştü Ahmet Haşim''in satırlarından habersiz, ben hayatımda hiçbirşeyi bu kadar kıskanmadım demişti, her pencere resmi için, "resim altı" cümleleri kurarken.
Demek ki; insanı, başkalarının hayatının gözü gibi duran pencerelere odaklayacak kadar "başka bir pencere" idi Alman evlerininki.
Yani göreceklerime hazırdım.
Ama seyyahın hazırlığı her an yerle bir olacak bir hazırlıkmış meğer. Haşim diyor ya her seyyah geçici bir şairdir diye.Neden şairdir? Çünkü tıpkı şairler gibi hayret etmeyi bir makam olarak yaşar seyyah. Lütfen dikkat buyurunuz. Turist demiyorum. Seyyah diyorum.
"Alamancı" komşularından her yaz bir avuç tohum alan büyükannemden dolayı da biliyordum Almanlar''ın pencerelerinin çiçekli olduğunu. Almanların pencelerini biliyordum da, göçmenlerin çelikten mantarlarının böylesine farklı bir manzara oluşturabileceğini mümkün değil tahayyül edemezdim. Göçmenlerin çelikten mantarları ne mi? Türk mahallesinde, evlerin dış cephesinde sonsuz görüntüsü verecek kadar çok sayıda dizilmiş uydu antenleri.
Çelik mantarlar, "buralı" ama burada olmamanın en önemli göstergesi. Halbuki biz buralı olmadan burada olmayı biliriz daha çok. Dünyanın küresel iklimini besleyen dijital teknoloji insanları "buralı" ama "burada" olmamasını besleyen en temel damar.
Eskiden İstanbul''dan başka İstanbul yok diyerek şehre sonradan gelenlere İstanbulluk bilinci aşılanmaya çalışılırdı. Artık İstanbul''da yaşayanlar da "buralı" ama burada olmadan yaşıyor. Hemşehri piknikleri ile sosyalleşiyor, hemşehri dernekleri kuruyor ve en önemlisi de yönetimde söz sahibi olma hakkını kendi köyleri için kullanıyorlar. Türkiye''nin yönetimini değiştirmek konusunda fazla idealleri olmayan Anadolu kökenliler, kendilerini köyde yazdırarak muhtarlık seçiminde son derece "etkin" bir rol üstleniyorlar. İstanbul''un taşra kökenlileri, köylerine dahil olurken; Berlin''de yaşayanlar da Türkiye''ye dahil oluyor. Dahil olmalarını sağlayan en temel kaynak ekran. Her akşam ekran karşısında geçirilen birkaç saat gurbeti gurbet olmaktan çıkarıyor.
Hz. Ali “parasızlık vatanı gurbet, para gurbeti vatan kılar” diyor. Türk göçmenler çektikleri onca sıkıntıdan sonra gurbeti vatan kılmanın yollarını bulmuş. Bir taraftan ekran ile vatana dahil olunurken diğer taraftan vatanın lezzetini buraya taşımanın yolu bulunmuş. Salı ve Cuma günleri kurulan pazar; Türkiye''nin herhangi şehrinin herhangi bir mahallesinde kurulandan hiç farklı değil. Aklınıza ne geliyorsa satılıyor burada. Gemlik zeytininden Ezine koyun peynirine. Her türlü turşudan bazlama, gözleme, katmer ve simite. Sebze ve meyveden saksı çiçeklerine kadar her şey. Sadece yiyecek mi? İç çamaşırdan başörtüsü ve tülbente. İncik boncuktan metre işi kumaşa kadar… Aklınıza ne geliyorsa her şey var. Bir an zamanı unutup doğduğunuz şehrin sokaklarında çocukluğunuzun semt pazarında dolaştığınızı sanabilirsiniz. Sizi bu zandan kurtaracak olan şey, pazarın içinde alış-veriş yapmakta olan Almanların varlığı olacaktır.
Bilenler bilir, insanları estetik kodlar üzerinden değerlendiren hiyerarşik bir bakışım yoktur. Ama Berlin''de Türk mahallesindeki balkonlara bakarken; özellikle balkonun üstüne çakılmış kornişe asılan perdelerin kirli sarı renkleriyle rüzgarda uçuşuna bakarken; içimde bir kırıklık, isimsiz bir yalnızlık buldum. Orada yaşamakta olan Müslüman aile kendince bir mahremiyet alanı oluşturmaya çalışmıştı astığı o tüller ile. Ama şehrin dokusuna hiç yakışmayan bir iğretilik vardı o sarkık tüllerde. Balkon için tülden ziyade branda tarzı örtüler daha uygundur. Alman evlerinin olağanüstü güzel estetik pencerelerine karşı, "buralı" olan ama "burada" olmayan aileler, öğrenciler, sanki şehre "güzel pencerelerle" tutunmaya isyan ediyor.
Bir şehre tutunma galiba önce pencerelerden ve perdelerden başlıyor. Şık bir kafetaryada birbirinden akıllı ve birikimli bir grup genç kız ile sohbet etmiş, ama sohbet dışarı çıktığımız halde bir türlü noktalanamamışken; gayri ihtiyarı oturduğumuz kafetaryanın üst katlarına, pencerelerine bakıyorum.
Pencereler içerdeki "göçebeleri" nasıl da ifşa ediyor!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.