Bir adım geri mi? Milletin yürüyüşüne katılmak mı?

00:001/04/2008, Salı
G: 2/09/2019, Pazartesi
Fatma Barbarosoğlu

Yaşadığımız günlere sonradan bir isim verilecektir elbet. Şimdi ziyadesiyle tanımlayan taş ve düğüm. Resmin tamamını görmekten ziyade, ya “resimdekilerin” başka yönlere çekmeye çalışan “kirli bilgisi”ne muhatabız ya da kırk satır mı kırk katır mı seçeneklerinden birini seçmeye.Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Sosyal Bilimler Liselerini değerlendirdiği konuşmasında “Hukukçusu, iktisatçısı dâhil tüm toplumsal alanlara hitap eden branşlarda görev alan bireylerin toplum yapısını, psikolojisini ve

Yaşadığımız günlere sonradan bir isim verilecektir elbet. Şimdi ziyadesiyle tanımlayan taş ve düğüm. Resmin tamamını görmekten ziyade, ya “resimdekilerin” başka yönlere çekmeye çalışan “kirli bilgisi”ne muhatabız ya da kırk satır mı kırk katır mı seçeneklerinden birini seçmeye.

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Sosyal Bilimler Liselerini değerlendirdiği konuşmasında “Hukukçusu, iktisatçısı dâhil tüm toplumsal alanlara hitap eden branşlarda görev alan bireylerin toplum yapısını, psikolojisini ve tarihini bilmesini isteriz” diyordu.

Milli Eğitim Bakanını dinlerken siyasilerin sosyal birikimlerini ve siyasi kariyerlerini düşündüm. Günümüzün en temel sorunlarından biri başarının ve dolayısıyla kariyerin anlamının değişmesinden kaynaklanıyor. Kime başarılı diyoruz? Genellikle daha çok tanınana ve daha çok para kazanana. Tanınmak beraberinde çoğu defa bir azalmayı bir “karakter aşınması”nı da beraberinden getiriyor. Hal böyle olunca da, tanınan tanındığı oranda çok para kazanan meslekler, toplumun genel değer yargılarını belirleyen konuma yükseliyor. İşini iyi yapıp yapmadığı meçhul bir doktor mesela tv programlarına çok çıktığı için gazete ve dergilerde sağlık köşesi hazırladığı için daha çok tanınıyor; daha çok tanındığı için daha çok müşterisi oluyor. Daha çok müşterisi olduğu için “başarılı” kabul ediliyor.

Dikkat edilirse burada doktorun başarısı daha çok “görünmesi” üzerine bina ediliyor. Oysa doktorun başarısı dağıttığı “şifa” üzerinden tanınmasını ve bu yolla başarılı bulunmasını gerektirmeli.

Aristokrasi yerini burjuva sınıfına bırakmaya mecbur kaldığında, devreye kişisel yetenekler girmişti. Aristokratların çoğu defa canı öyle istediği için seçtiği adamlar yerine, “yeni dönemde” belli bir kabiliyeti ve becerisi olduğu için o yeri “hak eden” insanlar almıştı.

Orta ve alt sınıflarda tarih boyunca yetenek, yani yapmakta olduğu işi iyi yapan kişiler “zenaatkar” sayılmış ve etraflarında bir saygı halesi oluşturmuşlardır. Günümüzde “marka” üzerinden oluşturulan “saygınlık” modern öncesi zamanlarda kişinin yaptığını en iyi şekilde yapması üzerinden gerçekleşiyordu.

İşini iyi yapmanın birincil şartı ise iyi ile kötü olanı ayrıt edebilecek bir basirete sahip olunmasıdır. Basiret bilgi ile ahlakın birleşmesiyle oluşan bir haldir.

Yaşadığımız bu gerilim ortamı vatandaşlar olarak bizim işini iyi yapıp yapmadığından bir türlü emin olamadığımız “meslek erbabı”nın vereceği kararların bedelini ödemeye mahkûm oluşumuzdan kaynaklanıyor.

Kim bu meslek erbabı? Siyasiler, medya mensupları ve hukuk adamları.

Sivil toplum örgütleri herkesin bir adım geri çekilerek çatışmayı azalmak için üzerine düşeni yapma çağrısında bulundu. Başbakanımız, niye bir adım geri çekilmesi gerektiğinin kendisine izah edilmesini söyledi. Niye bir adım geri çekilecek AKP? Ve nereden bir adım çekilecek?

Bir mezar kitabesinin üzerinde şöyle yazmaktadır:

“Mesleği gökdelenlerde cam siliciği idi. Bir gün yaptığı işi iyi yapıp yapmadığını kontrol etmek için bir adım geri çekildi ve eserine şöyle bir baktı. Şimdi burada yatıyor.”

Başbakanın sorusu yukarda okuduğunuz fıkrayı hatırlamama vesile oldu.

Başladığımız yere geri dönecek olursak, “siyasilerimizin” kişisel başarılarına bakmak zorundayız.Deniz Baykal mesela.Birikimi oldukça iyi olduğu halde kişisel yeteneği çıtanın üstüne çıkabilecek bir parlaklık göstermiyor.CHP varlığını, devletin kurumsal desteğinden almış olduğu krediler ile ayakta tutuyor.Deniz Baykal şunca yıl siyasetin içinde yer almış olduğu halde, Türk siyasetine “hizipçilik” dışında neyi armağan edebilmiştir!? Partisindeki ikinci ve üçüncü adamları “ihraç” ettiği için artık parti içinden almakta güçlük çektiği “negatif enerji”yi Türkiye''yi gererek oluşturmaya çalışıyor.

Toplumsal mutabakat isteyenler; başörtüsü gerginliği konusunda fikir beyan edenler; CHP''nin ve özelde Deniz Baykal''ın muhalefet etmek ile hizip çıkarmak arasındaki farkı kavrayamamaklığını merkeze almak zorunda.

Herkesin bir adım geri çekilmesi kadar, Deniz Baykal''ın milletin yürüyüşüne katılması üzerinde de ısrarla durmak gerekiyor. Herkes geri çekilse de “hem karnım doymalı hem çöreğim bütün olmalı” diyen Baykal''ın asabi çocuk inadı devam ettiği sürece ne uzlaşma olur ne de toplumsal dayanışma. Bunu herkes bildiği halde yine de “devletin çocuğu” kategorisinden ilave hoşgörü kontenjanı açılmasını neyle izah edeceğiz? AKP düşmanlığı ile mi?