
Geçen haftanın gençler ve kadınlar arasında en önemli sohbet konusu Sayın Başbakan"ın gözyaşları idi.
Başbakan"ın gözyaşlarının ev içi sohbet konusu olması ile sosyal medyada tartışılması arasında epey fark var diyemeyeceğim çünkü benzerler arasındaki farklardan bahsedilebilir. Sosyal medyada "durum" Başbakan"ın gözyaşı ile "Başkasının gözyaşı" kavramları arasında gitti geldi. Oysa "hane halkı" Sayın Başbakan"ın gözyaşlarını, "Ben de ağladım ya da Başbakan"ı ağlarken görünce direncimi yitiriyorum" ayırımında tartıştı.
Bu hafta gelin birlikte bireyin tarihi açısından bir damla gözyaşının sosyolojisi üzerine odaklanalım ve sondan geriye doğru gidelim.
Son birkaç yıldır bir vesile ile ekran ve gözyaşı arasında bir bağ kuruluyor.
Spikerin haber sunarken ağlaması, şov programı yapan türkücünün hıçkırıklara boğulması, ya da bir vekilin/bakanın gözyaşları "haber değeri yüksek" video olarak dolaşıma sokuluyor. Dolaşıma sokulan videolar ve tıklanma rakamları üzerine bir bilgi ya da veriden yoksunum. Ama kabataslak şöyle bir akıl yürütmede bulunmak mümkün diye düşünüyorum: Eğer bu videolar itibar görmese/tıklanmasa idi, bir vesile ile ağlayan bir spikerin, şarkıcının, siyasetçin gözyaşlarına tanık bulmak için bu kadar gayret sarf edilmezdi.
Gerçek gözyaşına tanıklık ile başımız bu kadar "hoş" ise edebi ve sanatsal olarak bizi ağlatacak şeyler ile kurduğumuz bağ nasıl?
Empati kuracağımız "melali anlamaya" aşina olacağımız filmlerin "gişe başarısı" gözyaşına uzak olduğumuzu ortaya koyuyor.
Gişe rekoru kıran filmler ya kaba alay (İvedik /abidik gubudik filmleri) ya da aşkı şiddetin sahnesi olarak gösteren filmler. Aşk ve şiddet arasındaki ilişkinin doruk noktasına çıktığı dizi "Asmalı Konak". "Asmalı Konak" dizisini, kendinden sonra çekilecek diziler ve filmler için aşkın dokusunu/yapısını değiştiren ana izlek olarak okumak mümkün. Dizideki şiddeti algılayamaz oluşumuzun nedenleri arasında, "turistik bir mekânın" ilk defa başrolü paylaşmasının ve görüntü kalitesinin yüksekliği ile "büyü/büyülenme" etkisi uyandırmasının önemli olduğunu düşünüyorum.
Şiddet sahnelerini gözümüzü kırpmadan seyrediyoruz, lakin yüzümüze bir damla gözyaşı armağan edecek filmlere uzak duruyoruz. Bakınız "Kardeşim Mommo" filmi. Ya da Sabahattin Ali"nin "Ayran" öyküsünden uyarlanan "Kar Beyaz" filmi.
Seyrettiğimiz filmlerde ağlamak istemiyoruz ağlamaktan adeta sakınıyoruz. 2000"li yılların resmindeki "seyirciler" olarak profilimiz böyle.(Asmalı Konak"ın yayınlanmaya başladığı tarih 2002.) Peki evveli nasıldık? Bu soruya 1970"li yılların Yeşilçam filmleri üzerinden cevap bulabiliriz.1970"li yıllarda sobalı küçük odalarda bütün mahallenin bir arada seyrettiği ekrandaki Yeşilçam filmlerinde iyi film demek ağlatan film demekti. İnsanlar filmi beğendiğinden bahis açmak için "Çok ağladık" diye cümleye başlardı.
Batılı filmlerin kilise düğünü sahnesinden nikâh akdi olarak duyduğumuz "kederde ve kıvançta" bir olma durumunu 70"li yıllarda biz bütün mahalleli olarak yaşardık. Ekrana karşı saf tutmuş şekilde nasıl da ağlardık! Ne ki kimse kimsenin gözyaşına bakmazdı. Tıpkı seyrettiğimiz filmde olduğu gibi... Genç kadın ayrılık haberini göz pınarında zapt etmeye çalıştığı yaşlarla dinlemektedir; Jön sen ağlıyorsun ama der/ mağrur esas kızımız hayır gözüme bir şey kaçtı diye cevaplar. Gözüne dünyanın kederi kaçmıştır. Onun gözüne kaçan keder gökten üç elma düştü biri de seyredenin gönlüne diyerek ekranın bu tarafından bize de "nasip" olur.
Sinematografik açıdan son derece naif ve basit filmlere gözyaşlarımızla derinlik kazandırır, filmin anlatmadığı /anlatamadığı kısımları kendi hayat hikâyemiz üzerinden itina ile doldururduk. Şair haklıydı elbette: "Her insanın bir öyküsü vardır ama her insanın bir şiiri yoktur."
İnternet devrimine Türkiye olarak 1990"larda muhatap olduk. İnternet devrimi ile birlikte algılarımız, ilgilerimiz, ilgilerimizle başa çıkma biçimlerimiz çok değişti. Dolayısıyla değişimi ve yozlaşmayı sadece 28 Şubat üzerinden değil teknolojik değişim üzerinden de okumamız gerektiğini çoğu zaman gözden kaçırıyoruz. İnternet ve arkasından sosyal medya olgusu kederin/hüznün dilini tamamen değiştirdi /dönüştürdü.
Kamusal alanda gözyaşının varlığı üzerine yapılacak bir okuma kederin antropolojisi üzerine çok değişik, çok çarpıcı veriler sunacaktır. Lakin bizde genellikle modalar üzerinden yapılır tezler.1990"lı yıllarda herkesin "kadın", 2000"li yıllarda herkesin "kimlik" ve "küreselleşme" üzerine çalışması gibi.
Şöyle bir çalışma çok çarpıcı olmaz mıydı? "Tanzimat"tan günümüze gözyaşının değişen değeri."
Yukarıda şair diyerek geçtim. Şimdi adını anmakta fayda var. Merhum Özdemir Asaf"ın dizeleri ile bitirelim "gözyaşı" faslını:
"Gözleri ellerini gördü... Elleri kördü... Sönen ışık yandı... Yanan ışık söndü... Dün yağmur yağacaktı, gün döndü, yarın yağdı, bugün dindi... Ağlayacaktı... Kim anlayacaktı."
Sayın Başbakan"ın gözyaşları üzerinden başlamıştık yazıya. "Ağlayacaktı... Kim anlayacaktı." Tam da budur!
Anlayan anladı diyorsunuz. Eyvallah.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.