Bir "hanım" olarak ikna odalarının mimarı ve CHP

00:0011/11/2010, Perşembe
G: 4/09/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

Pazartesi günü sizi Star gazetesinden Fadime Özkan''ın 1.11 2010 tarihinde Nur Sertel ile yaptığı söyleşiye yönlendirmiştim.Nur Serter''i ekranda görmüşsünüzdür. Güzel bakımlı, düzgün konuşan bir hanım. Hanım ifadesini özellikle kullandım. Kadın ya da akademisyen demedim.Bayan diyebilirdim ama bayan kelimesine de fazlasıyla mesafeliyim.Biliyorsunuz toplumun ezici bir çoğunluğu özellikle de erkekler, kadınlar söz konusu olduğunda bayan kelimesini kullanmayı pek seviyor.Cumhuriyet''tin ilk yıllarında

Pazartesi günü sizi Star gazetesinden Fadime Özkan''ın 1.11 2010 tarihinde Nur Sertel ile yaptığı söyleşiye yönlendirmiştim.

Nur Serter''i ekranda görmüşsünüzdür. Güzel bakımlı, düzgün konuşan bir hanım. Hanım ifadesini özellikle kullandım. Kadın ya da akademisyen demedim.

Bayan diyebilirdim ama bayan kelimesine de fazlasıyla mesafeliyim.

Biliyorsunuz toplumun ezici bir çoğunluğu özellikle de erkekler, kadınlar söz konusu olduğunda bayan kelimesini kullanmayı pek seviyor.

Cumhuriyet''tin ilk yıllarında uydurulmuş bay ve bayan kelimesini sadece çocukluğumda Mahmutpaşa vitrinlerinde "Bay ve bayan pardösü burada satılır" ibaresi ile hatırlarken; tuhaf bir şekilde kelime 90''lardan sonra giderek yaygınlık kazandı.

Bay kelimesi kullanımdan düşerken, bayan kelimesinin siyasilerin dilinde de bir hitap olarak bunca yaygınlaşmasının sebebi bayan kelimesindeki kişisizleştirme efekti ile alakalı.

Şimdi gelelim Nur Serter''e neden kadın ya da akademisyen demedim de hanım dediğim meselesine. Karşımızdakine doğrudan hitap etmediğimiz durumlarda, ya bir mevkii imlemek üzere hanım kelimesini kullanırız ya da bir erkeğe atfen onun refikasından ya da kerimesinden bahsetmek üzere "hanım/hanımefendi" deriz.

Kadın kelimesini cinsiyet kategorisi olarak kullanırız. Kadın dendiğinde birinin kızı ya da eşi olma durumu değil yaradılıştan gelen fiziksel ve biyolojik özelliklere eşlik eden kültürel kimlik söz konusudur.

Cumhuriyetin ilk yıllarında köylü kadınlar için kadın, şehirli kadınlar için hanım kelimesi kullanılmıştır. Mesela bir dönem vekil de yapılan Satı Kadın örneğinde olduğu gibi.

Nur Serter bir akademisyen olarak parlak bir birikime sahip değil. Akademik kimliğini daha ziyade kanunlara itaat formuyla beslemiş. Nitekim Fadime Özkan, üniversitelerde aydınların yasakları bu kadar savunmadığını hatırlatınca "Belki ben sizin dediğiniz kadar aydın değilim yarı aydınım" diye cevap veriyor. Çok samimi bir cevap bu cevap. Nur Serter''in bütün cevapları çok samimi aslında. Bu samimi cevaplar bana nitekim Yahudi kamplarında soykırım kurallarını uygulayan Alman görevlilerin evlerinde ne kadar iyi baba olduğunu hatırlattı.

Başörtülü kızlara karşı hiçbir kişisel hıncı olmadığını söylüyor. Doğrudur. Hatta başörtüsünü savunan bir sürü kişiden daha samimi olarak başörtülü biriyle komşuluk yapabilecek biridir Nur Serter. Ama sosyal meselelere, siyasi meselelere hanımsı bir eda ile yaklaşıyor. Yani bizim bey kızar, bilmem ki bizim bey buna ne der tavrıyla bakıyor. Bey kelimesinin yerine kanunları, tüzükleri koyabilirsiniz.

Kanunların hayatı daha yaşanılır kılmak üzere var olduğunu değil, hayatın kanunlara uymak üzere olduğunu düşünen bütün insanlarda var olan korku Nur Serter de iyice aşikâr hale geliyor. İnsandan korkuyor Nur Serter. Var oluşunu bir takım tekinsiz insanlara karşı durmak olarak anlamlandırıyor. Nitekim Türk halkına güvenmediğini söylemekte bir sakınca görmüyor. Türk halkı AK Parti''yi değil de vekili bulunduğu CHP''yi iktidar yapsa sevecek. CHP''nin iktidar olmasını önemsiyor mu? Önemsiyor ama CHP''nin ideolojisi açısından değil bu önemseme. Nur Serter CHP vekili olduğu için önemsiyor iktidar olmasını.

Fadime Özkan Nur Serter''e çok can alıcı bir soru soruyor: Başörtüsü yasakçılığından siyasi kariyer yaptı, diyenlere cevabınız ne?

"Bu benim için olsa olsa dezavantaj olmuştur. Böyle anılmaktan, bunu bir meslek titri gibi kullanmak zorunda bırakılmaktan hiç hoşlanmıyorum. Bu konuda konuşmaktan bıktım da. Çok uzun süre sustum zaten."

Başörtüsü yasakçılığından siyasi kariyer yapanları konuşmaya başladı Türkiye. Bir de başörtüsü savunuculuğundan siyasi kariyer yapanları konuşmaya başlayabilsek keşke.

Sorun şu ki tıpkı Nur Serter örneğinde olduğu gibi başörtüsünü konuşamadığı zaman konuşacak bir şey bulamamaktan dolayı kendi sesini bile unutuyor pek çok kişi. Çünkü konuşabileceği başka bir şey yok.

Başlığa gelince… Fadime Özkan''a verdiği söyleşide Nur Serter "ikna odaları"nı kendi evinin salonu gibi izah ediyor. Kameraları çalıştırmamış da sanki evine gelen konuğunun arkasına rahat etsin diye fazladan iki yastık yerleştirmiş edasıyla.

"İkna odaları" nın ne olduğunu o odalara giren kızlar anlatacak en iyi şekilde. Duyguları ve tanıklıkları ile beraber. Nitekim 7.11.2010 tarihli Zaman gazetesinde Emine Dolmacı "ikna odalarına" kapatılan öğrencilerle konuşmuş. Haberden anladığımıza göre öğrenciler bireysel olarak suç duyurusunda bulunmaya hazırlanıyorlar.

"Başörtüsü açılımı"na karşı durmak Önder Sav''ın başını yedi. "Başörtüsü açılımı"nı savunan Gürsel Tekin''in ayağının kaymaması için kamuoyunun ciddi desteğine ihtiyacı var.

Kemal Kılıçdaroğlu, kendisini "şah" yapanın Gürsel Tekin olduğunu hatırdan çıkarmadığı sürece CHP kendini yenileyebilir diye düşünüyorum. Ama başörtüsü karşıtlığından kariyer yapmış olan "hanımlar"ı emekli etmek, Önder Sav''ı diskalifiye etmek kadar kolay olmayacağa benziyor. Önder Sav''ın "kırmızı çizgileri kalınlaştırmak için" hanımların desteğini örgütlemek konusunda ne kadar mahir olduğunu unutmayalım.