Bir selam olsun bizden dünyaya/dünyadan bize

00:0024/01/2011, Pazartesi
G: 4/09/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

Günlerden Cumartesi. Limonata gibi bir hava. Yıllar var bir kutlama için bu kadar erken karşı yakaya geçmeyeli.Deniz otobüsüne biniyorum. Seyahatim 25 dakika değil de sanki günlerce sürecekmiş gibi oturuyorum koltuğuma. Kitabımı açıyorum. Yarım sayfa okuyup denize bakıyorum. Böylece ne deniz küsüyor bana ne kitap. (Okuduğum kitabın adını bu defa yazmayacağım. Yazdığım her kitabı alıp sonra yanlış mı okuduk acaba biz sizin kadar zevk alamadık diye şikâyetlerinizi dile getirmeye başlıyorsunuz.)Dünyada

Günlerden Cumartesi. Limonata gibi bir hava. Yıllar var bir kutlama için bu kadar erken karşı yakaya geçmeyeli.

Deniz otobüsüne biniyorum. Seyahatim 25 dakika değil de sanki günlerce sürecekmiş gibi oturuyorum koltuğuma. Kitabımı açıyorum. Yarım sayfa okuyup denize bakıyorum. Böylece ne deniz küsüyor bana ne kitap. (Okuduğum kitabın adını bu defa yazmayacağım. Yazdığım her kitabı alıp sonra yanlış mı okuduk acaba biz sizin kadar zevk alamadık diye şikâyetlerinizi dile getirmeye başlıyorsunuz.)

Dünyada yapabildiğin en iyi iş nedir diye sorsalar herhalde zamanı duya duya yaşamak derim. Onca koşuşturma ve telaşın içinde gökyüzüne selamı, kara toprağın kara bağrından çıkan börtü böceğe selamı, yağmurla yıkanan ağaçlara, yapraklara selamı unutmamaya çalışıyorum. Unutursam ve kendimi unutuşun izinde suçüstü yakalarsam işte o zaman bütün tadım kaçıyor.

Deniz otobüsünde yolculuk etmeyi seviyorum. Hem içe doğru yol alıyorum hem dışa doğru.

25 dakika değil de zamanın koynundan 25 saat çalmışçasına dinlendiğimi hissediyorum lodosuz her seferden sonra.

Kabataş''ta havanın iyice billurlaştığını hissediyorum. Billur görüntünün içinden nane kokusu yayılıyor sanki. Limonata kokusuna karışmış nane kokusu.

Gökyüzü ne kadar muhteşem.

Sirkeciye gitmek için tramvaya biniyorum. Legacy Ottoman Otel''de gazetemizin 16 yılı geride bırakmasını, birlikte sabah kahvaltısı yaparak kutlayacağız.

Tramvayda giderken İbrahim Tenekeci''nin o muhteşem dizeleri akıyor içimde. Efendime vermek için /Yirmi yedimden gün aldım/Yirmi yetimden gül. Muhayyilem yirmi yedinin yerine on yediyi yerleştiriyor.

Yeni Şafak gazetesi on yedisinden gün alacak ifadesini, bir mısra eşliğinde birleştiren hafızam sabah performansını limonata kokulu havaya borçlu diye düşünüyorum. Karaköy''den tramvaya binen bir genç kızın yüzüme dikkatlice bakmasıyla kendime geliyorum. Utanıyorum. Genç kız bana bakmaya devam ediyor. Kendi kendine tebessüm ederken yakalanmış biri olarak tek tesellim bir durak sonra ineceğim. Ama hayır genç kız siz Fatma Hanım''sınız değil mi diyor. Rahat bir nefes alıyorum. Kendi kendine gülen meczup kadın olmaktan kurtuluyorum o an.

Hemen tanışıyoruz. Adı İsmihan. Önder''in halkla ilişkilerinden mesul. Ne hoş. Biz de tam bir hafta sonra Viyana Önder''de olacağız diyorum. Biliyorum diyor İsmihan. Bir durak sürüyor muhabbetimiz. Vedalaşıyoruz.

Limonata kokulu havaya bir selam ile başlıyorum. Bir de bir diyorum. Güne iyi başladık.

II.

Otele vasıl olduğumda gazetemizin kalbi karşılıyor beni. Gazetenin kalbi kim mi? Bu satırların yazarı için elbette Gülseren Hanım. Bütün yazarları el üstünde tutan Gülseren Hanım. Hemen beni oturacağım masaya götürüyor. Gülseren Hanım diyorum bu defa bana çaktırmadan patronları tanıt. On altı yıldır bir gazetede olacaksınız ve patronları tanımayacaksınız. Oysa çocuklarının düğününe gittim. Eşleri ile tanıştım.

Otelin manzarası gerçekten muhteşem. Mekanın seçimini gazetemizin genel müdürü Mehmet Ziya Gökalp''e borçluyuz. Çok güzel bir seçim olmuş. Arabası ile gelenler için biraz zor olmuş lakin. Arabalarını park edecek yer konusunda epey sıkıntı yaşamışlar. Ama benim gibi İstanbul''u yaya dolaşmayı sevenler için muhteşem bir konumu ve muhteşem bir manzarası var otelin.

Masada Mehmet Ziya Gökalp, Ömer Bolat, Kürşat Bumin, Cevdet Akçalı, İbrahim Karagül ve bir bey var. İşte o bey, masadaki sohbet ile o an programın sunuculuğunu yapan Murat Aksoy''un sunumunu harika nükteler ile birbirine bağlıyor. Bir ara Cem Yılmaz''ı geçecek bu diyor Murat Aksoy için. Sizin espri anlayışınız da Cem Yılmaz''ı aratmıyor diyorum.

Yayın yönetmenimiz Yusuf Ziya Cömert, Yeni Şafak''ı yuva sıcaklığına kavuşturan iki ismi çağırıyor kürsüye. Ahmet Çoban ve Osman Çelik. Bu arkadaşlar daima güler yüzlüdür diyor. Yusuf Ziya Cömert''in ne dediğini anlamanız için onları tanımanız gerekir. Onlar size hoş geldiniz der. Öyle içten öyle samimi. Hemen çay getirirler. Öğün vakti ise yiyecek bir şeyler teklif ederler. Onlar benim dünya ahret kardeşlerim. Rabbim birlerini bin eylesin. Gönüllerini her daim güzel eylesin.

Yusuf Ziya Cömert''in konuşmasından o kadar çok etkileniyorum ki. Denize bakıyorum. Gönlüm hüzün biriktiriyor.

Masadaki bey her çekilişten sonra benim adımı oraya yazmadınız mı diyor.

Mehmet Ziya Gökalp''e bu bey kim diyorum. Mustafa Albayrak diyor. Mahcup oluyorum.

Çekilişte adı çıkmayan Mustafa Albayrak''ı “ödülünü” takdim etmek üzere Yusuf Ziya Cömert kürsüye davet ediyor. Mustafa Albayrak “ödülünü” memnuniyetle kabul ediyor.

İcra kurulu Başkanımız Mustafa Albayrak''ın ödül paketini açmasını merakla bekliyoruz.

Velhasıl On yedimizden gün aldığımız şu günlerde önce birbirimizden sonra dünyadan selamı ve kelamı esirgemeyelim diyorum. Ahmet ile Osman''ın güzel gönlünden kabarsın gazetemizin muhabbet mayası.