
Ne yazayım ki ben size! "Yeni Şafak''tan Nalan Barbarosoğlu" diyerek adımı bile yanlış yazmış Milliyet''ten Ece Temelkuran''a cevap mı mesela. Sizin "çözüm" diye beklediğiniz başıörtülü kadınların başlarındaki örtüyü çözüvermesi diye bir cevap. Beyhude! Istırabın dili bile sert geliyorsa üstelik. Bu vesile ile Nalan Barbarosoğlu''na selam edip, en iyisi bir masal anlatayım:
Yusuf ile Zehra küçücük yaşta öksüz kalır. Babaları yeniden evlenir. Üvey annenin gelişiyle birlikte evde dirlik düzen kalmaz. Çocuklara türlü işkence yapar. Ama çocuklar babalarının huzurunu düşündüğünden bir gün de üvey annemiz bizi şunu yapıyor demezler. Üvey annenin tepegöz oğlunun türlü kahırlarına bile katlanırlar.
Aç bırakır üvey anne. Açık bırakır. Çocuklarda şikayet yok. Bu çocuklar bu açlığa nasıl dayanır! Her gün inekleri gütmek için kırlara gitmektedirler üstelik. O güneşin bağrında!
Sonunda üvey anne, Tepegöz''ü yanlarına gözcü olarak katar. Bu açlığa dayanmaların sırrı neymiş öğrensin diye… Esasında çocuklar sarı ineğin sütü içmektedirler kırlarda. Tepegöz gözcü olarak kırlara gelmeye başladığında Tepegöz''ün başındaki bitleri kırmak bahanesiyle sırayla dizlerine yatırırlar. O esnada bit kırmayan, gidip sarı ineğin sütünü emmektedir.
Tepegöz bir gün görür sarı ineğin sütünü içtiklerini. Annesine anlatır olanı biteni. Böyleyken böyle. Vay demek öyle. Derhal sarı inek kesilir.
Yusuf ile Zehra''ya hiç düşmez sarı ineğin etinden. Tepegöz yiyip içip kemikleri atarken iki kardeş kemikleri toplayıp toprağa gömerler. Değil mi karabaş böyle yapıyor. Acıktıkça kemikleri emerler.
Üvey anne yılmayan yıkılmayan çocuklar karşısında nefretini iyice büyütür.
Kocası yokken bir güzel yufka açar. Yufkaları bir güzel kurutur. Kurumuş yufkaları kilimin altına koyarak bekler. Çocukların babasının ayak sesini duyunca inlemeye başlar. Vay ne zormuş elin doğurduğuna analık yapmak. Vay ne zormuş.
Bir taraftan söylenir bir taraftan da yufkaların üzerinde yuvarlanır. Çatır çatır. Amanın dostlar, konular komşular dertten kederden kemiklerim kırılıyor takır takır.
Ne demişler babaların babalığı anaları sağ oldukçadır. Anasız çocuk babaya yüktür. Yükünden kurtulmak için çocuklarını ormana götürmeye karar verir babalığını unutmuş baba.
Yusuf ile Zehra babalarının niyetini anlar. Kuru bir ekmek parçasını ceplerine doldurup yola çıkarlar. Bir taraftan yürürler bir taraftan da ekmek kırıntıları bırakırlar arkalarında. Dönüşte ekmek kırıntılarına bakarak evlerinin yolunu bulacaklarını düşünmektedirler.
Baba, çocuklarını bir ağacın altına oturtur. Siz şurada bekleyin. Sakın korkmayın. Tak tak seslerini duydukça bilin ki ben yanınızdayım ve ağaç kesmekteyim, deyip gider. Tak tak sesleri geldikçe babalarının odun kestiğini düşünür çocuklar.
Lakin hiç kesilmez tak sesleri. Babaları bir ağaca bal kabağı bağlayıp gitmiştir. Rüzgar estikçe boş kabak ağaca vurup ses çıkarmaktadır. Karanlık olup da hâlâ, tak tak sesinin kesilmediğini gören çocuklar, arkalarında bıraktıkları ize bakarak evin yolunu bulmaya çalışırlar. Ama beyhude bir uğraş. Kuşlar çoktan yemiştir yerdeki ekmek kırıntılarını.
Aç, susuz ve uykusuzdurlar. Yürüdükçe karşılarına bir pınar çıkar. Her pınarın başında bir hayvan pençesi. Yusuf içmeye niyetlendikçe Zehra bağırır. Dur sakın içme. Bak aslan pençesi var burada. İçersen aslan olursun. Ninemin bize anlattıklarını unuttun mu? Yusuf susuzluktan kavrulmak üzeredir. Aslan izi, at izi, köpek izi. İzi olmayan bir pınar çıkmaz karşılarına. En sonunda bir pınarın başında kafasını suya daldırıverir Yusuf. Pınarda ceylan izi vardır. Suyu içmesiyle birlikte ceylana dönüşür Yusuf. Boynuzları büyür. Boynuzları büyürken gözlerinden yaş gelir. Sen der kardeşine, şu kavak ağacının üstüne çık. Gündüzleri orada bekle, geceleri ben sana yiyecek getiririm.
Zehra''nın saklandığı ağacı kesmeye ormancılar gelir. Onlar mola verince Yusuf yavaşça ağaca yaklaşmakta, ağacın kabuklarını gözyaşlarıyla yapıştırmaktadır. Bir gün iki gün üç gün ormancılar ağacı kesemediklerini görünce vazgeçerler bu için içinde iş var diye.
Tam Zehra ormancılar gitti rahata erdim diyerek saklandığı yaprakların içinden çıkmaya uğraşırken; ağacın dibindeki pınara aksi düşer. O sırada bey oğlu, atını sulamaktadır. Pınara aksi düşen kızı ille de ağaçtan indirmenin yolunu arar. Kıza dil döker. Vaad eder. İkna üstüne iknaya çabalar. Olmaz. Sonunda kötü kalbi, onu cadı kadından yardım almaya kadar götürür.
Üzülme der cadı ben onu aşağı indiririm. Ağacın başına oturur hamur yapacakmış gibi. Herşeyi tersinden tersinden koymaya başlar. Tekne ters. Sac ters. Ağacın tepesindeki Zehra yaşlı kadına merhamet eder. Nine der ters koydun sacı. A yavrum der cadı kadın, sesine merhamet tonu yükleyerek. Gözüm görmüyor. Benim de senin gibi bir torunum vardı. Allah aldı. Böyle gözüm görmez iş tutmaya çalışıyorum işte.
Zehra iner ağaçtan, tam kadının sacını, teknesini düzenleyecekken kötü kalpli bey oğlu, atına attığı gibi kaçırır Zehra''yı.
Bu masaldan geriye ağaçların kabuklarını göz yaşlarıyla yapıştırarak hayat vermeye uğraşan bir Yusuf kalır. Ceylan gözlü Yusuf. Gözü yaşlı Yusuf.
Rol dağılımı serbest. Babayı, üvey anneyi, ormancıları, cadıyı, bey oğlunu istediğiniz kişilere uygulayabilirsiniz.
Yusuf''u yaralı demokrasimiz, Zehra''yı da "başörtülüler" olarak bırakmak şartıyla. Liderlere, köşecilere, habercilere, süvarilere, yayalara, üniversitenin "anahtarını", belindeki kuşağa bağlamış olanlara… velhasıl herkese bir rol verebilirsiniz.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.