BİZ ile biz / Ecevit ile Ecevit farkı

00:0010/11/2006, Cuma
G: 28/08/2019, Çarşamba
Fatma Barbarosoğlu

Aldığım iletileri köşeye taşıyan birisi değilim. Bazen çok uzun yazmak zorunda olsam bile, kişiye özel cevap vermekten kaçınmıyorum. Ancak Ecevit için yazmış olduğum yazı, kişiye özel satırlarla halledilemeyecek boyutlara ulaşınca, okumakta olduğunuz metin yoluyla, aramıza bir köprü kurma ihtiyacı hasıl oldu. Çünkü iletiler ikiye ayrılıyordu. Üçe ayrılsaydı bu yazı yazılmayacaktı. Önemli bir kısmı nasıl olur da “Ecevit''i BİZ kılarsınız” diye itiraz ederken, diğer kısım da “dinciler ölüye bile hakaret

Aldığım iletileri köşeye taşıyan birisi değilim. Bazen çok uzun yazmak zorunda olsam bile, kişiye özel cevap vermekten kaçınmıyorum. Ancak Ecevit için yazmış olduğum yazı, kişiye özel satırlarla halledilemeyecek boyutlara ulaşınca, okumakta olduğunuz metin yoluyla, aramıza bir köprü kurma ihtiyacı hasıl oldu. Çünkü iletiler ikiye ayrılıyordu. Üçe ayrılsaydı bu yazı yazılmayacaktı. Önemli bir kısmı nasıl olur da “Ecevit''i BİZ kılarsınız” diye itiraz ederken, diğer kısım da “dinciler ölüye bile hakaret ediyor, sizin Müslümanlık''la ne ilginiz var zaten” ifadesiyle hakaret ediyordu. Üçüncüler yoktu. Yani beni anladığını düşündüğüm/düşüneceğim üçüncüler.

“BİZ” ile “biz” üzerinden başlayalım.”BİZ” bir eliyle meleklerin, bir eliyle şeytanın elinden tutan fani. Yani hepimiz. Ahlaki olarak kötücül olmayan, başkalarına zarar vermeyi, incitmeyi hayat tarzı haline getirmemiş herkes. Dikkat ediniz hiç kimseyi incitmemiş değil incitmeyi hayat tarzı haline getirmemiş. Yani dünyalı. Daha iyi anlatabilmek için Mars''ta hayat olduğunu farz edin. Marslılar dünyamıza geldiğinde o Marslıya göre kendimizden sayacağımız herkes BİZ. Bu zamanda yani 21. yüzyılda ve bu mekanda yaşayan herkes. Şimdilik Marslılar dünyamızı basmadığına göre “BİZ” Türkiye''de yaşayanlar olarak sınırlanıyor. Büyük harf ile yazmamın sebebi geniş bir zaman dilimini ve geniş bir mekanı, yani bir ülkeyi ihtiva etmesinden kaynaklanıyor.

“Biz” ise aynı yerde durduğumuz ve aynı yöne baktıklarımızdır. Meşrebimiz, mizacımız yoluyla biz olmayız da, çoğu defa hayallerimiz, tutkularımız, ideallerimiz yoluyla biz oluruz. Tutkumuzun, idealimizin frekansı arttıkça ve bu frekansı nisbeten sınırlı mekanlarda paylaştıkça “biz” duygusu yoğunlaşır. Maç esnasında bir stadyumda toplanmış aynı takımı tutan taraftarlar postmodern dünyanın en kuvvetli “biz”leridir. “BİZ” bütünleşmek ister. “Biz” ise ayrılmak. Bölündükçe, varlığını ötekine karşı konumlandırdıkça, kendini daha fazla “biz” kıldığını farz eder. Cemaat üzerinden örneklendirmeye çalışayım. Türkiye''de İslam''a mensup olmak “BİZ”e mensup olmaktır. Ama bir tarikata-cemaate mensup olmak “biz” olmaktır. Fakat bu “biz” tekrar alt gruplara ayrılmaya devam eder.

Ecevit''in ölüm haberini aldığında bütün Türkiye, onu “BİZ” olarak bağrına bastı. Ama Rahşan hanım, “BİZ” e değil, “biz”e dahil olmak istediği için cenazeyi bekletti. Cenaze üzerinden ahir ömrü için yeni “biz” resimleri oluşturacak kadar hırslı olduğunu bir defa daha gösterdi. Böylece misyoner faaliyetlerinden üzüntü duyan “mümin Rahşan portresi”, dini hükümleri değil kendi hayallerini önceleyen hırsıyla yer değiştirdi.

Ecevit, Özbilgin''in cenazesinde de ruhunu teslim edebilirdi. Birkaç gün sonra da. Ama tam 171 gün sonra öldü. Hastanede “beklemekte” oluşunun, haber değeri taşımadığı bir zamanda. Pazar günü ruhunu teslim eden beden, en geç birkaç gün sonra ait olduğu yere, toprağa verilseydi, cenazesi bir devlet adamının hak ettiği “BİZ “in bir parçası olarak ülkenin birlik ve bütünlüğüne katkı sağlamış olacaktı.

2001''den beri azar azar öldürülen Ecevit, nasıl birileri için altın yumurtlayan tavuk olduysa, Cumartesi günü aynı çevreler, bu defa ölüm üzerinden yumurta toplamaya bir daha tevessül edeceklerdir. Çünkü, Rahşan Ecevit''in 11 Kasım''ın “unutulmazlığını” sağlayacak hayalleri var. O kimliğini eklemlenme üzerine kurmuş bir kadın. Bazıları buna “aşk” diyor ama…