
Sevda kırk yaşında üst düzey yönetici olarak çalışıyordu. Çok para-çok başarı kazanıp iktidarını pekiştirirken; aldığı başarılarla beraber içindeki boşluğun giderek çukurlaştığını fark etti. İçindeki çukuru genişletip derinleştiren bir şey vardı. Ne!?
Dışardan bakanlar Hollywood filmlerinin İstanbul versiyonu derdi. Başarılı ve güzel bir kadın, karısının başarılarıyla gurur duyan yakışıklı bir eş ve güzel bir ev. Sevda, Sevda diyen bir kayınvalide. Aklınıza ne geliyorsa onların hepsine sahipti Sevda.
Çukur büyüyordu fakat. Onca varlığa ve sevgiye rağmen.
Şimdiye kadar her şeyini paylaştığı eşine açtı bu durumu. Bir karşılık alamadı. Her sabah evden çıkarken gördüğü, evine temizliğe gelen Naciye onu bir gün arkadaşına dert yanarken buldu. Sevda boğulacak gibi oluyorum dedikçe muhatabı kim olursa olsun susuyordu. Yüzüne çarpan sükut Sevda''nın içini daha da boşaltıyordu.
Naciye bir evladın yok ya ondan dedi, muhatabı bulunamamış bir telefon konuşmasının ardından.
Bunu uzun uzun düşündü. İçindeki çukur azman bir göle dönüşüyordu. Çocuğu olmamıştı bunca yıl. Ve o bir çocuğunun olmadığını bile işte şimdi şu gündelikçi kadının ağzından duyuyordu. “Artık genç değilsin Sevda Hanım.”
Evet genç değildi. Gençliği nereye gitmişti! Çok yorgunum diyerek işinden istifa etti. Eşi işini bırakmasını gecici bir durum olarak gördü. Nasıl olsa eve sığamazdı Sevda.
Sevda, Naciye ile daha çok vakit geçirir oldu. İçindeki çukura su doluyordu. Gölün sularının taşmadığı tek an Naciye''nin sohbetine kendini bıraktığı demlerdi. Naciye''nin çocuklarına İngilizce öğretmeye adadı kendini önce. Derken çocukların gittiği okuldaki bütün öğrencilerin İngilizce öğrenmesinden mesul tuttu kendini. Kitaplar, cd''ler getirtti yurt dışından.
Üç ay sonra İngilizce öğretmek için kurduğu düzen rayına girmişti bile. Daha iyi bilen çocukları az bilen öğrencilerin öğretmeni yapmıştı. Böylece çocuklar öğretirken öğrenen bir düzenek içinde yol almaya başlamışlardı.
Bu düzeni kuruncaya kadar mutluydu Sevda. Sonra yeniden aynı sıkıntılar başladı.
Naciye bir gün “Ben olsam senin yerinde Sevda Hanım, umreye giderdim” dedi.
Umreye gitmeye karar verdi. Bu kararın, hayatının en keskin virajı olduğunu bilmiyordu. Önce eşi, sonra kayınvalidesi ve annesi karşı çıktı umreye gitme fikrine. Ne oluyordu canım. Bir bunalıma düşmüştü. Kırk yaş bunalımı olmalıydı. Önemli bir şey değildi. Bir yurt dışı gezisi iyi gelirdi. Nereyi görmemişti. Hatta kocası ile Paris''e gitsinlerdi. Nişan yüzüklerini Paris''te takmamışlar mıydı? Ama umre de ne!? Yoktur bizim ailemizde böyle gerilikler.
Sevda hayrete düştü. Şimdiye kadar dünyanın dört bir yanına seyahatler yapmıştı. Kimseye sormamıştı bile. Sadece gidiyorum demişti ve gitmişti. Şimdi “Allah''ın evine” gitmesine niye bu kadar karşı çıkılıyordu ki! Ateist bir aile filan olmadıklarına göre…
Eşini hiç tanımadığına işte o zaman karar verdi. İçindeki boşluğun kendini yutacak kadar büyümesine aldırmıyordu. İşine dön diyordu. Kariyerinle oynama diyordu. Umreye gidersen iyice madara olursun diyordu.
Umreye gitti. Nasıl gideceğini ne giyeceğini Naciye''ye sora sora. Ben Naciye''yi Bostancı''da, hanımı için umre alış-verişi yaparken tanıdım.
Sonra da Sevda''nın hikayesini dinledim. Önce Naciye''den sonra Sevda''nın kendisinden. Naciye''nin aşırı ısrarı sonucu telefon arkadaşı olduk. Sokakta görsem tanımam. Ama hikayesine ve hikayesindeki yangına tanık oldum. Her konuşmada tekrar tekrar sorduğu kolay dua ezberlemek için bildiğim bir yöntem olup olmadığıydı. Cat Stevans nasıl ezberleyebilmişti. Ben diyordu İngilizce''yi ne kadar kolay öğrendim. Şimdiye kadar pek çok kişiye İngilizce ders verdim. Ama Fatiha suresini on gündür ezberleyemedim. Bir tek Süphaneke. Çocukluğumda bana bir tek bunu öğretmişler.
Posta ile Garaduy''nin kitabını gönderdim Sevda''ya. Belki bir dayanak olur diye.
Hikayesi hâlâ devam ediyor. Onu bu yazıda misafir etmemin sebebi kırk yaşında dili dönmeye dönmeye dua ezberlemeye çalışması. Uzun bir aradan sonra geçen gün tekrar aradı. Tunus''taymış. Küçük yaşlarda çocuklara dini bilgi verilmemesi, onların ilerde bir dindar olarak yaşama hakkını, yani tercih hakkının elinden alınması, lütfen bunu böyle yaz dedi. Küçükken dua ezberleyenler istedikleri zaman o duayı yeniden hatırlayabiliyor. Ama küçükken dua ezberlemeyenler ileriki yaşlarında dindar olmaya karar verince ne kadar büyük sorunlarla karşılaşıyor. Aileler bunu bir düşünsünler. Hiçbir çocuk sadece dua ezberleyerek İslam''ın şartlarını öğrenerek dindar olmuyor. Ama küçük yaşlarda bu bilgiye sahip olan çocuklar, ilerde istedikleri zaman kolaylıkla yollarına devam ediyorlar.
Sevda bunları bana söylemek için ta Tunus''tan aradı. Ben de sizlerle paylaştım. Vakti zamanında seküler çevrelerde bulunmuş bir kalp, gönül ehli, iman ehli olunca nelere dikkat ediyor bilin istedim.
Yani… Böyle hayatlar da yaşanıyor.
Lisede namaz olayına başka bir açıdan bakmanıza vesile olabilir mi?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.