
Emekli komşusu bir şiir hediye etmişti sabahın en mahmur saatlerinde. Yürüyüşten dönerken. “Cumhuriyet solarsa sarışın güzel kadınlar da solar” diyerekten. Sarışın güzel kadınlar solunca cumhuriyet solmayacak paşam(!) diye bağırmıştı boş bulunup. Mitinge hazırlanıyor ya. Ses öyle en üst perdeden çıkıyor ancak. Adam iyi korkmuştu sabah sabah. Ben öğretmen emeklisiyim. Paşa değilim. Olabilseydik iyi idi. Lakin. Emekli başöğretmenim ancak.
Hay Allah! Heyacandan bütün gece uyumamıştı.
Ama değerdi. Uykusuz gecelere değerdi. Karşısında binlerce bakış. Binlerce. Kalbi ferahladı. İçi içine sığmaz oldu. İlk aşkının çoşkusunu bütün bedeninde hissetti yeniden. Evet bireysel aşk, toplumsal aşka çevrilince sinerji ne kadar da büyük oluyormuş. Gökyüzünün derinliklerine doğru uçmakta olduğunu sandı bir an.
Bunca yıl adının önüne hep birtakım sıfatlar ilave ettirebilmek için yaşamıştı. Bir şey olmak istemişti her defasında. O derneğe üye olurken, bu dernekten istifa ederken, siyasi görüşlerini değiştirirken. Ama ol(A)mamıştı. Prof unvanı bile yetmiyordu. Her yeri doldurmak istiyordu. Hayran, hayran bakılmak. Güzelliğini kaybetmişti. Bu kadar çabuk olacaktı! Daha kırklı yaşlarına bile alışamamışken. Şimdi ellinin, hızlı tahkkümünde. Saçlarını boyuyordu. Rujunu sürüyordu. Ama olmuyordu. “Oooovv çok güzelsiniz . Mavi de size pek yakışmış” iltifatları eşliğinde karşılanmaz olmuştu ne vakittir.
Bunca yıl hep birilerinin nazarında var olmuştu. Ona bakan bir göz olmalıydı. Evet oldu demeliydi. Doktor unvanını aldığında, fakültenin bütün erkek akademisyenleri, siz bir tarih yazıyorsunuz dememişler miydi? Bilim hep çirkin kadınlara yakıştırılmıştır. İşte ilk defa sizin şahsınızda İ.Ü. güzel bir kadın akademisyenle tarihe geçecek. Tarihe geçmek. Ah evet. Aslolan buydu. Öncü kadın olmak! Kadınların öncüsü olmak! En öndeki kadın olmak!
Annesi hayatta olsaydı da görseydi. Aynaya öyle bakılmaz diye azarlardı. Bak şimdi ayna koca bir İstanbul. Düşür aynalara güzelliğini ey gözleri mahmur! Aynada kendini seyretmiyordu. Ayna da onu seyrediyordu. Yüz binler. Yüz binler ona inanmıştı. Ona? Sahiden bu kalabalığı ben mi topladım diye düşündü bir an. Tevazu göstermeye gerek yoktu. Hemcinlerinin katkısını inkar ediyor değildi. Hemcinler… Hemcinler… Erkekler ile çalışmayı daha çok sevmişti daima. Onun için hemcins yerine hencinler derdi kadın mesai arkadaşları için. Sevmezdi kadınlarla çalışmayı esasında. Ama kaderde bütün kadınların sesi olmak varmış. Bütün kadınlar adına tarih yazmak. Yazım her zaman çok güzel oldu diye düşündü kalabalığa son bir defa bakarken. Yazım çok güzel oldu. Tek derdi ne yazacağını hiç bilememişti. Bir dikte ettiren olsa. Kaymak gibi yazardı. Steno bilen sekreter hızıyla üstelik.
Söyleşi vermişti. Tarih yazdığınız şu an diye sormuştu muhabir heyecanla. Tarihi yazıyordu. Ve evet tarihle birlikte, kendi talih de yazıyordu.
Bir zamanlar bir arkadaşı olmuştu. Dindar bir kız. Niye onu hatırladıysa. Her başı sıkıştığında dua isterdi. Her sınav öncesi. Hem dua edeceğine söz verir hem de sen duanı kendin etsen derdi. Allah''a doğrudan yalvarsan. Aman ne vardı şimdi bunu hatırlayacak.
Meydanın keyfini sürmek varken. Nasıl başarmışlardı!!! Nasıl. Nasıl. Başarısından gözleri yaşardı. Meydanda toplanmış kalabalığa, bir zamanlar bir türlü pişirmeyi beceremediği kurabiyelere bakarkenki gibi baktı.
Hepsi pişmişti işte. Ne güzel duruyorlardı tepside. Ay ne tepsisi!? Meydanda. Meydanda. Bütün NLP kitaplarını uygulamanın, satır satır uygulamanın semeresini topluyordu işte şimdi. Ellerini nereye koyacaktı. Hah tamam böyle. Dudak kıvrımları biraz yukarı doğru. Yüz kaslarını son bir defa çalıştır. Üç derin nefes al. Kalabalığın seni alkışlamak için toplandığını sakın unutma.
Ah hay aksi. Çorabı kaçtı. Sırası mıydı şimdi. Şurada çaktırmadan ojesini çıkartsa da sürseydi kaçığın üstüne. Kimse görmese bari. Tv programından önce bir yerde değiştirir. Ay ya bir gören olursa kaçmış çoraplarını. Şunca yıl şıklığına halel gelmesin diye uğraşmışken. Sen kalk yüzbinlerin karşısına kaçık çorap ile çık. Olacak iş miydi?!!
Kürsünün tam önünde toplanmış genç kızlara baktı. Ah canlarım nasıl da şık, nasıl da bakımlıydılar. İşte bu. İşte bu. Türkiye''nin modern yüzü. Tarih, tarih olalı bu kadar bakımlı, şık protestocu görmüş müdür? Vücutlarını sımsıkı saran bodyleri ile ne kadar modern ve ne kadar şıklar. Kimsenin gücü yetmeyecek bu kırmızı bodyleri çıkarttırmaya!!! Bir kaç cd yaptırmalı bu görüntülerden. Yurt dışına giderken götürmeli. Kendisi için ayrı bir kameraman kiralaması iyi olmuştu. Avrupa''da hiç bize ait olmayan o görüntülerle başa çıkmak mümkün mü? Bize ait olan tek resim bu. İşte bu. Bu kırmızı body''li uzun ince kızlar.
Kırmızı tişörtlü kızlar tamam da! Kendisi nasıl resim veriyordu acaba? Kamera açıları önemli. Yandan aldıkları zaman pek kilolu çıkıyor. Kolej arkadaşları şimdi nasıl bir kıskançlık ile seyrediyorlardır kendisini.
Mehtap aramıştı sabah sabah. Ne çok ortak noktamız var hâlâ seninle diyerek. Ortak nokta bulacak tabii. Yok aynı Mehtap. Sıpa gelmiş merkep gideceklerin Mehtap''ı. “Ah şekerim düşünüyorum da seninle ortak rakamlarımız var. Ben dört koca eskittim. Sen de dört dava eskittin. Biz birbirimizi takip edemiyoruz ama bak rakamlarımız birbiri sıra diziliyor. Ha ne diycem. Sen bu muhafazakarlara fazla bulaşma. İçlerinde harika doktorlar var. Bir gün diyorum nasıl olsa ihtiyacın olacak.”
Salak karı. Mehtap''mış. Ne Mehtabı be! Karanlık kuyu.
Kapat gözlerini. Kendini sev. Kendini sev. Kendinden enerji al. Kendine dokun.
Oldun işte. Hadi başla! Kitle senin. Oyun hamuru gibi yoğur kitleni. Kitlenin sevgisi senin. Bu sevgi sana iyi gelecek. Kırışıklıklarına. Gözaltı torbalarına. Artık saklayamadığın kilolarına…
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.