Budist ayini... Kadın üniversitesi

00:0030/11/2007, Cuma
G: 29/08/2019, Perşembe
Fatma Barbarosoğlu

Sizi sıkmadığını umarak Seul izlenimlerimi aktarmaya devam ediyorum. Pazar günü bir Budist ayinine tanık olduk. Özel kıyafetler giymiş kadınları görünce, ayakkabılarımızı çıkarıp tapınaktan içeri girdik. Söylemeyi unuttum, Seul''de pek çok lokantaya ayakkabılar çıkarılarak giriliyor.Ayine kadar sokaklarda ara sıra görmüş olduğum kurşuni ya da donuk pembe kıyafet giymiş kadınları ve Fatih Çarşamba cemaatinin kıyafetleriyle dolaşıyormuş intibaı veren erkekleri tam olarak bir yere oturtamıyordum. Ayinin

Sizi sıkmadığını umarak Seul izlenimlerimi aktarmaya devam ediyorum. Pazar günü bir Budist ayinine tanık olduk. Özel kıyafetler giymiş kadınları görünce, ayakkabılarımızı çıkarıp tapınaktan içeri girdik. Söylemeyi unuttum, Seul''de pek çok lokantaya ayakkabılar çıkarılarak giriliyor.

Ayine kadar sokaklarda ara sıra görmüş olduğum kurşuni ya da donuk pembe kıyafet giymiş kadınları ve Fatih Çarşamba cemaatinin kıyafetleriyle dolaşıyormuş intibaı veren erkekleri tam olarak bir yere oturtamıyordum. Ayinin yapıldığı tapınağa yakın dükkanlarda bu kıyafetlerin satıldığını görünce sorma imkanım oldu. Kapitone, mütevazı dikişli ve adete insanda pijama takım izlenimi uyandıran kıyafetleri kadınlar giyiyor. Aynı kumaştan pantolon ve dizlerin altına kadar uzanan “cüppe” giyen erkeklerin kafaları dazlak. Bunlar Budist rahiplermiş. Saygın ve mesafeli bir vücut dilleri, kimliklerinin sembolü gibi. Hıristiyanlığı seçmiş olanlar bile, Budist rahiplere saygı ile yaklaşıyor.

Seul''de kaldığım altı gün içinde ikisi genç ikisi de yaşlı olmak üzere dört Katolik rahibe gördüğüm halde, hiç Budist rahibeye rastlamadım. Onları görmemin mümkün olmadığını, tapınaktan çıkmadıklarını öğrendim.

Bütün mabetlere önce kapısından değil sanki kubbesinden girerim. Göklerle temas kurmasının sembolü niyetine dakikalarca tavanlara bakarım. Yeşil, mavi ve turuncu rengin hakim olduğu tapınağın tavanındaki boşluklardan nizami bir şekilde minik iplerle sarkıtılmış kağıtlar sallanıyordu. Bu kağıtlarda isimler ve dilekler yazılıymış. Entelektüel Koreliler, Kore Budizmi''nde Şamanizm''in etkilerinin devam etmekte olduğunu ve Kore Budizmi''nin diğer ülkelerdeki Budist anlayışlardan özellikle farklı olduğunun altını çiziyorlar. Dilek ağacı geleneğinin Budizm''e, Şamanizm''den girdiğini söylediler. Kuzey sınırına yakın bir bölgede yapılmakta olan Fasulye Festivali''nde de orta yere bir dilek ağacı konulmuştu.

Tapınaklarına en güzel kıyafetleri ve ellerinde inanılmaz güzellikteki çiçek demeti ile gelen Budistler dileklerinin bir an önce gerçekleşmesi için tapınak bağışını, estetik bir hale getirmişler. Tapınağın bahçesinde bir nevi çanak olarak tarif edebileceğimiz siyah taşlar satılıyor. Yaklaşık on dolar karşılığı bu taşlardan bir tane alarak ad ve dilek yazdırılıyor. Çatıda yeni bir taşa ihtiyaç olduğunda bu taşlar konuyor. Taşın sahibi artık isminin ve dileğinin tapınağın çatısında olduğunu bilmenin emniyeti ile dileğinin gerçekleşeceği günleri bekliyor.

Seul''de on bin Müslüman olduğu söylendi bize. Kimler Müslüman oluyor? Perhizkar bir hayat yaşayan Budistlerin Müslüman olma ihtimalleri çok yüksek. Ancak nüfusun yarıdan fazlası Hıristiyan. Hıristiyan olduktan sonra Müslüman olan Koreli sayısı pek yok gibi. Çünkü Budist iken Hıristiyan olanlar bir inancın oluşturmuş olduğu atmosferden başka inancın oluşturmuş olduğu atmosfere geçmekten ziyade, modern dünyanın seküler kalıplarına intibak etmiş oluyorlar. Daha modern ve daha dünyalı. Ruha getireceği katkıdan ziyade dünyevi bir konum ile alakalı Hrıstiyan olmak.

Yeni Şafak Kitap eki için söyleşi yapmış olduğum Eunkyung OH, Kore''deki ataerkil kültürün Budizm''den değil Konfüçyüs etkiden kaynaklandığını söyledi daha ziyade. OH''un anlattıklarından hareketle Kore modernleşmesi ile Türk modernleşmesi arasındaki paralelliği görmek oldukça şaşırtıcı. Şöyle ki, 1894 Kabu Fermanı''yla birlikte kızların eğitim alabilmesi için kadın üniversiteleri kuruluyor Kore''de. Tıpkı bizde II.Abdülhamit döneminde kurulan Dar''ül Malumat''lar gibi. Ama aramızda önemli bir fark var. Kore''de kadın üniversiteleri varlığını günümüze kadar devam ettirmiş. Sadece Seul''de beş kadın üniversitesinin olduğunu öğrendim. Bizde ise Dar''ül Malumatlar varlığını sürdüremediği gibi,tesettürlü genç kızlarla mücadele edebilmek adına her türlü engel itina ile eğitimin içine yerleştirilerek olmadık barikatlar çıkarılıyor dindar zihniyetli kadınların eğitim hakkının elinden alınabilmesi adına. (Kompozisyon birincisi Tevhide Kütük''ün başına gelenleri hatırlatmama gerek var mı? Başörtülü diye ödül almak için çıktığı kürsüden indirilen öğrenciyi hani…)

OH, kadın üniversitesinde öğretim görevlisi. Soyu, bir Çin prensesine dayanan oldukça güzel bir hanım. Kendinden bahsederken “Türkiye''ye gitmem bir nasipti” diyecek kadar “biz”den bir dil ile konuşuyor. Karşılıklı kitaplarımızı konuştuk onunla. Ben onun “Hicabın İçindeki Kadın” adlı çalışmasını merak ettim o benim Şov ve Mahrem, İmaj ve Takva isimli kitaplarımla ilgilendi. Oysa bu kitapları yanıma almamıştım. Bavulumda sadece hikaye kitaplarım ve romanlarım vardı. OH, Seul''de Müslüman kadınların çok merak edildiğini söyledi. Ona uzun uzun Fatma Aliye''yi anlattım. Çok ilgisini çekti. Çünkü Kore''de Budist anneler ve Hristiyan kızları “en sıcak” anne kız diyalogunu oluşturan konuların başında geliyor.