
Türkiye insanı olarak sağcısından solcusuna, demokratından muhafazakârına, gencinden yaşlısına, kadınından erkeğine ( ne kaldı? Fakirinden zenginine demem gerekiyor bakın onu demiyorum işte) ortak bir konumuz vardır: Vaktimizi örgütleyemeyiz. Diyetler pazartesi günü başlar (gelmez ayın ilk pazartesi), hasta ziyaretleri, sıla-ı rahimler, fakirlerin gönlünü hoş etme, yapılabilecekler listesinden, yapılamayıp zihinde taşınanlara, en sonunda zihinden bile çıkarılanlara doğru evrilir gider.
Şehirli modern insan, hayatı erteleme zamanı olarak yaşar.
Vaktimizi örgütleyemediğimiz için yapılacakları erteler; erteledikçe yaşam enerjimizi yitirir, gark olduğumuz nimetlere karşı şükrümüzü ifade edememenin ağırlığı ile hantallaşırız.
Hayatımızı örgütleyemeyiz çünkü boş zamanımız yoktur. Batı dillerinde serbest zaman olan kavram bize boş zaman olarak geçince, tüketim toplumunun misyonerleri tarafından ziyadesiyle tıkıştırılmış bir zaman örgütlenmesi içinde (bkz.o dizi, bu dizi, şu dizi, indirimli satışlar, filana merhaba, falana evlada oraya gittim, buraya da gittim etkinlikleri…) artık hiçbir şey için zamanımız, parmağımızı kıpırdatacak takatımız kalmamıştır. (Yaşam enerjisinin azalması ile vur kendini alışverişe/aktiviteye anlayışı arasında güçlü bir geçişenlik var.)
Genel hikâyenin bu fazlasıyla ağır havasında, okul çağında çocuğu olan annelere mahsus bir zaman ayırımı /ertelemesi vardır. Yaz tatili başlar başlamaz anneler bütün yapacaklarını okulların açılmasından sonraya ertelerler. Bütün yaz onlar için ziyadesi ile yorucu geçmiştir. Çünkü bütün yaz çocukların vaktini nasıl geçirdiğine (bütün gün/gece ekran karşısında)tanık oldukça içlerine derin bir hüzün çökmüş, ellerinde kalan tek teselli başkalarının çocukları da böyleymiş cümlesi olmuştur.
Ekran karşısında rengi küle, bedeni kümbete dönüşen çocuklarını korkarak izleyen annelerin bu korkusu yersiz midir?
Bizde çocuklar eskiden sokaklarda güler eğlenirdi. Bakınız bu hususu Tanpınar Sahnenin Dışındakiler adlı romanında ne güzel tasvir eder:
"Bereket versin sokak vardı. Çocuğun tek yardımcısı sokaktır. Her yerde ve her nesil çocuğu hayata sokak ayarlar. Büyükler orada evden, mektepten çok başka türlü ve tabi görünürler. Sokakta herkes kendisidir. Orada hayat sıcak bir ekmek gibi karşınıza çıkar."(sf.60)
Artık eski mahalle anlayışımız yok. Çocukların kendilerini idrak ettikleri sokaklar yok.
Geçerken söylemiş olayım; eski kadınlar, beş çocuğu nohut oda bakla sofalarda büyütürken günümüz kadını 120 metre kare evde iki çocuk büyütemiyor diyenler; mahallenin genişliği ile 120 metre karenin genişliğini, mahalle dayanışması/mahalle sosyalleşmesi ile ekran dayanışması/ekran sosyalleşmesini de mukayese etmek durumunda olduklarını unutmasınlar lütfen.
Çocuk daha önce bütün bir cemiyetin sorumluğu altında iken, şimdi her türlü başarısından/başarısızlığından annenin sorumlu olduğu bir projeye dönüştürülmüştür.
Tıpkı zihin gibi hayat da boşluk kaldırmıyor. Evvel olanların yerine yenilerinin gelmesi fazla uzun sürmüyor. Tuhafınıza gidecek belki ama sokakların hayatımızdan çekilişini dershane sosyalleşmesi içinde fazla idrak edemedik.
Hayatımızdan çekilip gidenlerin bıraktığı boşluğu hafta sonları bize mahsus bir çözüm olarak dershane sosyalleşmesi ile kapattığımızı, dershanelerin ortadan kalkacağı haberi eşliğinde düşünmeye başladık.
90"lı yıllardan itibaren hayatımıza yoğun bir dershane sosyalleşmesinin girmiş olduğu gerçeğini hafife almayın. Dershaneler arasındaki rekabet, dershane hocasını, öğrencisini başarıya ulaştırmak için manen ve madden seferber olmaya zorluyordu.( Hangi öğretmen evinize gelip çocuğunuzun masa düzenini ışık düzenini kontrol etti. Sınavdan bir hafta önce çocuğunuzun diyetini kontrol altına almaya çalıştı?)
Dershane hocaları, özellikle erkek öğrencilerin sportif faaliyetini de yürüten rehber idi.
Tam da burada hikâyeyi başa saralım. Lütfen okul hayatımız boyunca bize sporu, beden eğitimini sevdiren bir hocamızın adını hatırlayalım.19 Mayıs etkinliklerindeki mini etek/şort mecburiyeti yüzünden Anadolu coğrafyasında beden eğitimi dersi yüzünden eğitimi yarım kalan genç kızların dramını hatırlayalım.
Beden eğitimini küçük bedenleri baskı altına alma idmanı olarak algılayan eğitim sistemi sadece Türkiye"ye mahsus değil. Mısır mesela…(Çünkü onlar da Türkiye"yi taklit etmiş.)
Mısır ile "Duygularımızın ortak tarihini" damardan tespit etmek için Seyyid Kutup"un "Köyden Bir Çocuk " isimli kitabına odaklanalım. Kitap, hacim olarak küçük ama merhum Seyyid Kutup"un mektep-medrese çatışmasında medreseden nefretini ortaya koyması bakımından çarpıcı ve şaşırtıcı satırlarına tanık olmak bakımından önemli. (Aynı cümleyi Türkiye"den biri söylemiş olsa idi tavrımız ne olurdu diye sormaktan kendimi alamıyorum.)
Merhum Seyyid Kutup, "Köyden Bir Çocuk" adlı kitabında medrese"den nasıl tiksindiğini mektebi ne kadar sevdiğini anlatırken beden eğitimi öğretmeni yüzünden mektepten kaçışını da anlatıyor. Sebep, aşırı disiplin içinde, askeri eğitim veren beden eğitimi öğretmeninin ceberut tavrıdır.
2013–2014 öğretim yılının hayırlı olmasını temenni ederek, beden eğitimi ve sokak bahsini niçin merkeze aldığımı ifade etmek istiyorum.
"Çocuklar gülmesin mi?" mısrasını kendisine izlek olarak alan Sayın Milli Eğitim Bakanımız Nabi Avcı, eğitim üzerine yazan yazarlarla bir araya geldi geçtiğimiz hafta ve dershanelerin Etüt Merkezi olarak düzenleneceğini söyledi.
Dershaneler, Etüt Merkezi olarak düzenlenecek ise şu hususa bilhassa dikkat çekmek isterim: Etüt Merkezi olarak olabildiğinde kısıtlı imkânlar ile çocukların kafatasını açıp içine bilgi yüklemesi yapan ortamlar yerine, sportif aktivitelerin yapılabileceği, çocuklara odaklanma bilinci aşılayacak kütüphanelerin olması gerekiyor Etüt Merkezlerinde.
Adını değiştirmenin başka ne anlamı olabilir ki!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.