
I-
Kaddafi''nin inşa ettiği, Kaddafi ile birlikte çöken, Libya Arap Halk Sosyalist Cemahiriyesi''nin "eylem planı" dünyanın dört bir tarafından merakla takip ediliyor.
Herkesin hayatı bir ölçüde etkilenecek Libya sarsıntısından. Ama en çok da Türkiye etkilenecek. 25 bin Türk''ten bahsediyoruz.
Alelacele Türkleri ve İtalyanları ortak düşman ilan eden Seyfulislam Kaddafi geçen hafta, dünyaya sesini, bir Türk gazeteci ile duyurmaya çalıştı.
Seyfülislam Kaddafi, dünyaya sesini Cüneyt Özdemir vasıtasıyla duyururken; Cüneyt Özdemir gazeteciliğin bir meslek olduğunu ve herkesin ihtiyacı olan bir meslek olduğunu hatırlattı, olağanüstü şartları göze alarak.
II-
Dünyanın sembolik sosyalist cumhuriyetinden biri daha sallanırken ben çocukluğumun sosyalist günlerine döndüm. Ne tuhaf değil mi? Ben ilkokulu idealist bir sosyalist öğretmenin tedrisatında tamamladım.
Cuma günü yayınladığım yazıyı yazarken; devamının böyle geleceğini bilmiyordum. Tam bir sürpriz oldu. Yeni Şafak gazetesine telefon eden çocukluk arkadaşım şu notu bırakmış: "Pazar günü Anet Ülker Kaya''nın öğrencileri olarak kahvaltıda buluşacağız. Lütfen bu notumuzu Fatma Barbarosoğlu''na iletin."
Bana bu notu bırakan Vildan''ı aradım. Sonra öğretmenimizi aradım. Eğitim hayatım boyunca üzerimde en çok etkisi olan kişilerden biri olarak hakkını daima şükranla kayıtlı tuttuğum Anet Ülker Kaya hakkında daha önce sizlere yazmıştım.
Yani bendeniz, yıllar sonra öğretmenini bulan değil, öğretmeni tarafından bulunan bir öğrenci olmanın saadetine erişmiş biriyim. Öğretmenimin sadece beni değil, hayatının ilk öğrencileri olarak kodladığı bütün öğrencilerine ulaşmış olduğunu daha sonra öğrenecektim. Biz birbirimizin ilk göz ağrısıydık. O bizde ilk öğrencileri ile karşılaşmış oldu biz onunla "en öğretmen"imizi bulmuş olduk.
Kahvaltı programına gitmem o kadar imkânsız görünüyordu ki cuma günü. Vildan''ın ısrarını içim sızlayarak reddettim. İçim sızlayarak öğretmenimi aradım. Herkesin birbirini bulma hikâyesini o kadar çok merak ediyorum ki bir taraftan.
Öğretmenimden kahvaltı programını düzenleyen Sabiha''nın numarasın aldım. Sabiha''yı aradım. Sabiha''da daha küçücük bir çocuk iken insana kendini çok güzel hissettiren billurdan bir gönül vardı. Onun gönlüne düşünce kendinizi güzelleşmiş hissederdiniz. Siyah dalgalı saçlarının çerçevelediği yüzündeki masum bakışları, herkesi ve her şeyi anlayışla karşılamaya hazır beklerdi.
Sabiha demek denge demekti. Sınıfın en zehir kafasıydı. Matematikte Ayhan ile kapışırdı, Türkçe''de Şima ve benimle. Ama o hem Türkçe''nin prensesi idi hem matematiğin. Fakat hiç prenses gibi davranmadı. Tevazu onun gümüşten bahçesi idi. Çünkü öğretmenimiz bize her vesile ile kimsenin kimseden üstün olmadığını anlatırdı. Kimse kimseden üstün değil diye sınıfımıza başkan seçmezdi/seçtirmezdi. Herkes kendinin başkanı derdi. Bir defasında müfettiş sınıfımızı basmış sınıf başkanı kim diye sormuştu. Bütün sınıf ayağa kalkmıştık.
Ama sınıfın dengesi ille de Sabiha idi. Zehir kafa Sabiha.
Tanpınar''ın Sahnenin Dışındakiler romanını okurken oradaki karakteri Sabiha olarak kabullenmekte zorlandım. Tanpınar''ın o delişmen Sabiha''sı ile benim Sabiha''mın hiç ilgisi yoktu.
Yıllar sonra Sabiha''nın hemşire olduğunu öğrenmiştim. Mesleklerin insana kattığı bir renk var. Bu renk bazı insanlarda çok güzel bir desene dönüşüyor, bazılarında müthiş bir hayal kırıklığı oluşturuyor.
Sabiha''nın içimde yaşamasını hep benimle kalmasını istediğim için bir kez bile internete girip adını soyadını yazmadım.
Cumartesi günü Sabiha ile telefonda konuştuk. Uzun uzun. Hiç değişmemiş. Mükemmel akıcı bir Türkçesi var. İnsanı anlayan zengin bir gönlü. Hafızamda sakladıklarımı hayretle dinlerken ona uzaktan akrabasını sordum. Oğlunun adı Vahap''tı dedim. Bir gün bize gelmişti. Makyajını tazelemek için benim kırmızı kalemimi kullanmıştı dedim. Vahap İngiltere''de dedi. Annesi de İngiltere''de. O kendini tamamen dine verdi.
Bütün sınıf arkadaşlarını buldun da Sabiha neden beni hiç aramadın dedim. Senin yazılarını gazeteden takip ediyordum dedi. Hiç seyretmediğim halde sen varsın diye TRT''de Ramazan programını seyrettim dedi. Sabiha beni niye hiç aramadın dedim tekrar. Başka birisi olsa sen beni niye hiç aramadın derdi. Çocukluğum Sabiha''sı demezdi. Çünkü o bütün hizmetlerden kendini mesul tutardı. İlk adımı atmaktan mesul tutardı.
Öğretmenimiz bize sen yoksan kimse yok derdi. Gelen var mı diye arkana bakma yürü derdi.
Sabiha sen beni niye aramadın demedi. Kusura bakma dedi. Haklısın dedi. Hayır dedim demek ki doğru zaman şimdi imiş.
III-
Bu yazıyı kahvaltıya gitmeden önce yazdım. Sabahın dokuz buçuğunda ta Merter''e gideceğim kahvaltı için. Karla karışık üşümüş bir pazar sabahında üstelik. Ne cehd değil mi?
Çocukluğuma gideceğim. Onca meşakkate değmez mi?
Belki size facebook karşılaşmalarının nasıl bir duygu olduğu üzerinden yazarım.
Ha bu arada Face demişken…Benim Face hesabım yok. Açmayı da düşünmüyorum. Fatma Barbarosoğlu adına açılmış bir hesap var. Sevgili okuyucularımın açmış olduğu bir hesap. Birkaç hesap olduğunu söylediler. Ama sadece Fatma Barbarosoğlu hesabını takip edebiliyorum. Arkadaşlar eksik olmasınlar benimle ilgili haberleri, söyleşileri ve köşe yazılarımı giriyorlar.
Gelen eleştirileri, beğenileri ince ince okuyorum. Ama takdir edersiniz ki cevap vermem mümkün değil. Neden mümkün değil? Cevap yazarsam kitap yazmaya fırsatım olamaz. Kalıcı olan ile geçici olan arasında tercih söz konusu olduğunda daima kalıcı olanı tercih ediyoruz değil mi?
Ama sizlerin neyi nasıl takip ettiğini bilmek elbette kalemimin ve kelamımın borcu.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.