Cuma günü yayınlamış olduğum yazıya gelen eleştiri

00:0020/09/2010, Pazartesi
G: 3/09/2019, Salı
Fatma Barbarosoğlu

Zaman zaman sizlerden gelen mektupları bu sütunda paylaşıyorum biliyorsunuz. Bu paylaşımda eleştirel bakışlara öncelik veriyorum.Biraz sonra okuyacağınız mektubun sahibi bir kadın. Doktor.Marksist bir geçmişi var. Geçmiş kelimesi yanlış oldu esasında. Bakış açısı Marksist eleştiriden beslenmeye devam ediyor. Mektubu okuyunca siz de bunu fark edeceksiniz zaten. Ben satırlarına ziyadesiyle değer veriyorum. Sizin de değer vereceğinizi ümid ederek paylaşmayı uygun gördüm. Buyurun:Sayın Fatma hanım,Yazınızın

Zaman zaman sizlerden gelen mektupları bu sütunda paylaşıyorum biliyorsunuz. Bu paylaşımda eleştirel bakışlara öncelik veriyorum.

Biraz sonra okuyacağınız mektubun sahibi bir kadın. Doktor.

Marksist bir geçmişi var. Geçmiş kelimesi yanlış oldu esasında. Bakış açısı Marksist eleştiriden beslenmeye devam ediyor. Mektubu okuyunca siz de bunu fark edeceksiniz zaten. Ben satırlarına ziyadesiyle değer veriyorum. Sizin de değer vereceğinizi ümid ederek paylaşmayı uygun gördüm. Buyurun:

Sayın Fatma hanım,

Yazınızın başlığını gördüğümde, şükür dedim, Fatma hanım anlamıştır, günlerdir bir çok yazardan okuduğumuzdan, üstümüze savrulan sayısız hakaretten, aşağılamadan farklı bir şeyler yazmıştır.

Ama ne yazık ki bir miktar hayal kırıklığı oldu okuduklarım.

Ne kadar inanırsınız bilemem ama çevremde o “korkanlardan” çok var ve onların korkularının en önemlisini size içerden birisi olarak anlatacağım.

Önce yazdıklarınıza değineceğim:

“Ötekiler daha aşağıda, yani daha alt gelir düzeyinde, eğitim seviyesi düşük olduğunda sorun olmuyor. Çünkü o zaman hep “orada” kalıyorlar. Ama ne zaman gelir seviyesi artıyor, eğitim seviyesi yükseliyor o zaman bahşedilmiş alan olarak “burası” tehlikeye giriyor. “

Sizin oradan belki öyle görünüyor ama gerçekliğin bununla ne yazık ki hiç ilgisi yok. Hayır diyenlerin hepsinin refah içinde olduğunu varsayıyor olmalısınız, ki değil, iki yakasını zor bir araya getiren yüzbinlerce öğretmen, devlet memuru, işçi var bunların arasında. Eğitim düzeyinin düşüklüğüne gelince, referandumda evet diyenlern eğitim düzeyi orantısal olarak daha düşük olabilir. Ama o zaman şunun yanıtını vermeli, o eski elit diye aşağılanaların özellikle eski kuşakları bu ülkede cahil gördüklerinin sayısını azaltmak için delicesine uğraşmadılar mı? Köy enstitüleri neydi, okuma yazma kampanyaları neydi. Doğruydu yanlıştı bazı uygulamalar ama halkı cahil bırakmak ve sonra da bundan ontolojik bir yarar sağlamayı kimse düşünmedi. Başarılı olamadılar ama suç sadece onların değil.

“Şimdiye kadar ontolojik duruşlarını “bahşedilmiş haklar” ile perçinledikleri için rekabetin dilini öğrenmeleri gerekmedi. Oysa öteki ile karşılaşmak aynı zamanda rekabete hazır olmayı, kendini yeniden gözden geçirmeyi gerektiriyor.”

Bu dediğiniz tüm sınıfsal çatışmalar için doğrudur. Korkan kitlenin içinde de derin sınıfsal farkılılıklar mevcuttur. Kavramsal ve söylemsel olarak olarak eşitliğin varsayıldığı ama bireylerin asla eşit olamadığı toplumlarda , ki bireylerin eşit olduğu toplum zaten ütopik bir fantazidir, hem dini hem seküler ideolojilerde, çok daha katı, kast sistemleri, aristokratik farklılıklar veya her cemaatin konumunun belli olduğu sistemlere oranla “resentment” duygusu çok daha güçlüdür. Çünkü, güya herkes eşittir, fırsat eşitliği vardır, rekabet içinde herkes istediği yere varır, ama aslında bu doğru değildir. Bu Türkiye''de sadece dindarlar ile laikler arasında değil zengin dindarlarla fakir olanları ya da zengin laiklerle fakir olanları arasında da gelişecek bir duygudur. Buna engel olmak mümkün değildir. Her ne kadar bazıları dinin derleyip toparlayıcı özelliği, resentment duygularını azaltıcı yönünün üstünde dursalar da, bu ancak modernite öncesi zamanlarda söz konusu olabilir. Zaten modernite ile karşılaşan dindarların nasıl bir çözülme içine girebildiği de bizim bu taraftan bile görülmektedir. Daha önce modernite ile karşılaşan laiklerin çözülmesini onlar da yaşayacaktır.

Aslında bu rekabet işi batının özgürlük anlayışının doğrudan bir sonucudur ve “flight from freedom” analizlerinin de üstünde durduğu noktalardan biridir. Kişi rekabet içinde bunalır, kişisel sorumluluk üzerine üzerine gelir ve koşullar da uygunsa gidip totaliter ideolojilere teslim olur. Demek istediğim bu ifadeniz insanlığı geneline has bir özelliktir, sadece muhafazakarlar ile laikler arası bir yarılmanın sonucu değildir. Daha da önemlisi sizin kastettiğiniz “bahşedilmiş” haklar aslında bu ülkede sınıfsal bir özellik taşımaz. Yönetici elitin koyduğu “kurallara” uyan herkes bir şans yakalayabilirdi. Köyden gelen bir çok yetenekli insanın cumhuriyette çok yüksek yerlere geldiği bir gerçektir. Tabii ki eski elitlerin arasında son derece yetersizlerin yeteneksizlerin de de sırf elit oldukları için çok önemli yerlere geldikleri bir gerçektir, ama bu nasıl eski elitlerde böyleyse şimdi yeni elitlerde de böyledir. Bu onun veya bunun ontolojisi ile değil doğrudan insan doğası ile ilgilidir. Tüm sistemlerde var olan bir gerçektir. Güya eski elit kabul edilen kitle içinde herhangi seküler bir cemaat üyesi olmayan, örneğin masonik bağlantıları bulunmayan, torpili olmayan çok eğitimli birisinin hakkı olan yerlere sınavları kazandığı halde giremediği çok rastlanan bir örnektir, karşınızda bir örneği var. Dünya ne yazık ki böyle bir yer.

“Rekabete hazır olmayanlar, karşılaşma anlarını “çatışma anına” çevirerek “zinde güçlere” yaslandı bunca yıl. Yaslandıkları yerler onlara kol kanat gerdikçe ne Türkiye''nin yeni sorunları ile ilgilendiler ne de dünyanın yeni ilişki, üretim biçimleri ile. “

Burası tamamen doğru bir analiz. Zaten bu yüzden kaybettiler. Ama bir faktör de aslında AKP''nin yükselişini sağlayan dinamiği çok önceden şimdi aşağılanan eski elitlerin bizatihi kendi ideolojilerinden saparak islamı, akılları sıra sola karşı kullanmak için soğuk savaş ideolojisine bağlanmaları yoluyla açmalarıdır. Güçlü olmanın rehaveti, islamı küçük görmenin ve anlamamanın, yani pür dini cehaletleri ile islamı istedikleri zaman kullanabilecekleri, istedikleri zaman da zinde güçlerini göreve çağırıp hizaya getirebileceklerini sanmalarının getirdiği bir yenilgi. Ama bu kesim yani bu işlerden sorumlu olanlar korkan kitlenin ufacık bir azınlığıdır.

Korkanlar esasen çocukları için korkuyor. Çocukları ne kadar iyi eğitimli olsa da, ne kadar akıllı olsalar da artık yeni elitlerin “kuralları”na uymazlarsa, yani ya bir cemaate ya da belli bir partiye ait olmazlarsa bu ülkede hiç bir geleceği olmayacağını düşünüyorlar. Eskinin kurallara uymayan dindarlarının başına gelenin aynısının olacağına. Çocuklar için duyulan korku en güçlü korkudur, siz bir annesiniz, çok iyi anlarsınız bunu.

Olayın bir demokratikleşme olmadığını, sadece bir dünya görüşü ile diğerinin yer değiştirdiğini, ezenle ezilenin rollerinin değiştiğini görüyorlar. Özellikle cemaat haberleri, KPSS skandalları, ihaleler, yargıda olanlar vesaire gibi şeyleri duyup okudukça.

Eğer alma garibin ahını çıkar aheste aheste olayı söz konusuysa buna bir itirazım yok, o zaman bu bir intikam öyküsüdür, tarihin derin ve sonsuz sayıdaki trajedisinden birisidir Binlercesi olmuştur, daha da olacaktır.

Ama bu ne demokratikleşmedir, ne de özgürleşmedir, yeni elitlere de bir haklılık kazandırmaz, güya karşı oldukları yanlışları, adaletsizliği aynen tekrarlıyorlar demektir.

Bunu böyle okuyorsa milyonlarca insan ki esas korkutan okuma tarzı budur, onların korkmalarından daha doğal bir şey olamaz.

Korkanların korkmamaları için yegâne yol, dünya görüşlerini terk etmeleri ve yeni yönetici sınıfın yeni kurallarına uymaları olarak okununca bu tabii son kertede bir ontolojik korkuya varır.

Yani Batı cephesinde yeni bir şey yok, sadece oyuncular yer değiştirdi.

Saygılarımla

Dr. F.B.