
Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül"ün selefi Sayın Ahmet Necdet Sezer "herkesin Cumhurbaşkanı" imajı eşliğinde çıkmıştı Köşk"e. "Herkesin Cumhurbaşkanı" olma imajı, kırmızı ışıkta beklemesi, markette kasa kuyruğunda beklemesi ile sınırlı kaldı.
Sayın Ahmet Necdet Sezer Köşk"ü bekleyen bir Cumhurbaşkanı olarak görevini başarı ile ifa etti diyeceğim demesine de; Başbakan merhum Bülent Ecevit"i şoke eden Anayasa kitapçığını fırlatma hadisesi ve akabinde ortaya çıkan 2001 krizi, kuracağım cümlenin yolunu hakkaniyetle kesiyor.
Velhasıl "Herkesin Cumhurbaşkanı" herkesin Cumhurbaşkanı olamadı. Hem kendisi hem de cumhur için Köşk"ün kapılarını sıkı sıkı kapalı tuttu. İçerdekiler dışarı, dışarıdakiler içeri adımını atamadı.
Oysa "endişeli modernlerin", "bir kesimin Cumhurbaşkanı olacağını " öngördükleri" Sayın Abdullah Gül herkesin, her kesimin Cumhurbaşkanı oldu.
29 Ekim 2013 akşamı, Çankaya"nın salonunda bendenizi ziyadesiyle mutlu eden görüntü, engelli çocuk sporcuların kendilerini evlerinde olduğu kadar rahat hissetmelerine tanıklığım idi. Sayın Hayrunnisa Gül, Çankaya"nın mükrim ve zarif ev sahibesi olarak Çankaya Köşkü"nü, bütün Türkiye"nin evi kılmayı başardı. Cumhuriyet tarihinde bu bir ilktir.
29 Ekim 2013 akşamı herkesin aklında Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül"ün Köşk"te verdiği son resepsiyon mu acaba sorusu vardı. Son ya da değil, lakin tarihi bir resepsiyondu.
Cumhurbaşkanı"nın gün boyu sıktığı el sayısı itibariyle Guinness rekorlar kitabına girebileceği kadar "yoğun" bir gün.
Türkiye"nin resepsiyon boykotlarını nihayet geride bıraktığı tarihi bir akşam.
Sayın Abdullah Gül"ün Cumhurbaşkanı seçilmesini "endişeli modern" duruşun olmazsa olması olarak "tehlikeli" görenler, olaylara kimlikler değil kişilikler ve hizmetler açısından bakmayı başarabilirlerse, Cumhuriyet tarihi itibariyle herkese aynı mesafeden yaklaşan ilk Cumhurbaşkanı olarak Sayın Abdullah Gül"ün hakkını teslim edeceklerdir.
Anahtar kelime "yaklaşmak" .
Uzak durarak herkese eşit mesafenizi koruyabilirsiniz. Ama esas mesele yaklaşarak, içinde durarak aynı mesafeyi muhafaza edebilmekte.
Sayın Abdullah Gül Cumhuriyet tarihinde bunu gerçekleştirdi.
Odaklanmamız gereken kelime: Yakınlığın mesafesi.
Ne demek istediğimi Ertuğrul Özkök"ün Marmaray heyecanı üzerinden anlatmayı deneyeceğim.
29 Ekim Resepsiyonu"na katılmak üzere havaalanına vasıl olmak amacıyla yola iki saat önce çıktım. Marmaray"ın açılışı dolayısıyla gerçekleştirilen naklen yayını kaçırmamak niyetindeyim. Havaalanında oturup sakin sakin seyredeceğim.(Modern İpek Yolu projesini değerlendirmek bakımından sosyologlar olarak meselenin çok gerisinde olduğumuzu düşünüyorum.)
Yolda CNN Türk radyosunda Ertuğrul Özkök ile yapılmakta olan söyleşiyi dinliyorum. Ertuğrul Özkök Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım"ın kendisini davet etmesinden duyduğu memnuniyetin ışığında değerlendiriyor Marmaray projesini. Nasıl heyecan duyduğunu anlatırken "Bu proje Türkiye"nin projesi, hepimizin projesi; Tayyip Erdoğan"ın projesi değil ki…" diyor. Tam bu noktada yabancı mahallede misket oynamaya gitmiş çocuk alınganlığını tamir etmeye yönelik cümleler kuruyor.(Geçerken söylemiş olayım: Tayyip Erdoğan"ın tüp geçidinden geçmek çok tehlikelidir, kapıda muska dağıtsalar binmem diyenleri burada analiz etmeye kalkacak değilim.)
E.Özkök konuşurken Hürriyet gazetesinin Ulaştırma Bakanı"nın eşi için yapmış olduğu "kaba/hoyrat" haberi hatırladım.
Ahmet Kaya için atmış olduğu manşeti pişmanlıkla hatırlayan Özkök, Binali Yıldırım"ın sevgili eşi Seniha Hanım için yazdığı yazıdan acaba hicap duyuyor mu?
Hicap duyup duymadığını bilmiyorum. Bildiğim şu ki; iktidarın, Köşk"ün davetlerinde ilk sırayı almadığı için kırıldığını her vesile ile hissettiriyor. Bendenizi esas şaşırtan ise Doç.Dr. unvanı ile üniversiteyi terketmiş sosyolog E.Özkök"ün bir sosyal bilimci olarak daima koruması gereken mesafe kavramına meşrep olarak çok uzak oluşu. Anlamak için yakınlaşmak, anlaşmak için aynı mekânı paylaşmanın şart olduğuna inanıyor Özkök. Mesela koyu bir Menderes"çi olan babasının tek oğlu Ertuğrul, nişan töreninde nişan yüzüklerini takan İsmet İnönü"yü yakından tanıyınca bütün fikrini değiştirdiğini söylüyor.
Anahtar cümle: Sizi anlamam için bana yakın olun. Beni yanıbaşınızda tutun.
Özkök bu konuda münferit bir örnek olsa idi üzerinde durmamız gerekmeyebilirdi. Lakin postmodern durumun inşa ettiği atmosfer sağlıklı bir mesafe üzerinden birbirimizi "görme"mizi engelliyor. Dijital teknolojinin mesafeyi imha eden "yakın"lığı ilişkilerdeki kamusal özel sınırı da imha ediyor.
Gelelim Cumhuriyet"in 90. Yıl resepsiyonuna… Sayın Abdullah Gül"ün Cumhurbaşkanı olmasından bu yana sanırım ilke defa eksiksiz bir katılımın gerçekleştiği ender resepsiyonlarda biri oldu. Başbakan Sayın Recep Tayyip Edoğan resepsiyonda değildi ve eksikliği hissedildi. Lakin Marmaray"ın gündemi dolayısıyla katılmadığı bilindiği için Başbakan"ın katılmadığı bir resepsiyon algısı oluşmadı.
29 Ekim 2013 Cumhuriyet resepsiyonuna katılan davetli sayısının 1600 olduğu söyleniyor.
2009, resepsiyona davet edildiğim ilk yıl. 2009"da Prof.Dr.Halil İnalcık Hoca"yı tek başına kırlarda dolaşırcasına serapa dolaştığı bir resepsiyon salonu içinde hatırlıyorum. 29 Ekim 2013"te kabul salonu iğne atsan yere düşmeyecek bir yoğunluğa sahipti.
Aynı uçakta yolculuk yaptığımız genç milli voleybol takımından dünya güzeli iki genç kız, "Cumhuriyet balosu"na gitmekte olduklarının heyecanını uçaktaki yolculara/hosteslere ziyadesiyle hissettiriyor, daha önce bu "balo"ya gitmiş olan tecrübeli erkek gazeteciye hararetle soruyorlardı: "Kimler davet ediliyor? Hadi biz sporcuyuz başkaları neye göre davet ediliyor?"
Anahtar cümle: "Ben buraya davet edilmeyi hak ediyorum ya diğerleri? Onlar neye göre davet ediliyorlar? Onları seçen kriter ile beni seçen kriter nasıl birbirine denk olabilir?"
Genç kızların olanca temiz kalp ile sordukları bu soru "oraya" davet edilmiş olan pekçok kişinin zihninde kayıtlı duran bir soru esasında.
Mesafe üzerinden son örneğim mezarında bile rahat bırakamadığımız merhum 8.Cumhurbaşkanı Turgut Özal"ın, "sevgili eşi" Semra Hanım. Bir zamanlar ev sahibesi olduğu Köşk"e davetli olarak ilk icabet edişi Semra Özal"ın.
Kabul salonu için kapıların açılmasını oturarak beklerken, Semra Özal"ın geldiğini gördüm. Oturmakta olduğum koltuğu kendisine takdim ederek hemen yanındaki ikili koltuğa geçtim ve bir zamanlar etrafında pervane olan insanlar şimdi hangi mesafede bulunuyorlar acaba diye merakla gözlemlemeye başladım.
"Orada" oturmakta olduğu, ilk etapta fark edilmedi. Fark edenler de ilk merhaba diyen olmayı göze alamadı sanırım. Selam verenlerin ilki BDP milletvekili Sırrı Sakık idi. Semra Özal "Oğlun için çok ağladım çok" dedi. Sırrı Sakık kabul sırasında Semra Özal"a memnuniyetle eşlik edeceğini söylerken "eski dostlar" görünmeye başladı.
Ama Semra Özal en çok magazin dünyasının öznelerini görmekten mutluluk duyduğunu hiç saklamadı.
Kim kime yakındır ve kim kime uzak!
Kalkıp kendisine yer veren ve hemen yanındaki koltuğa geçen bendenizle göz teması bile kurmadığını bilmeniz gerekiyor mu? İşte bunu anlatıp anlatmamak konusunda karar veremedim.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.