"Dağı Delen Irmak": Kemal Karpat

00:0030/06/2009, Salı
G: 3/09/2019, Salı
Fatma Barbarosoğlu

I-TBMM Onur Ödülü bu yıl Kemal Karpat''a verildi. Ödüller en çok yaşarken verilmeli. Bu yıl TBMM sayesinde düşünce dünyamda izi olan üç mütefekkirin ödülü ile mutlu mesudum. Edebiyatı sosyal tarih olarak okumayı öğrendiğim Prof Dr. Kemal Kaprat; gördüklerimi ne kadar edebiyatın konusu yapabileceğimi öğrendiğim Rasim Özdenören; zamanların ve mekanların insan yüzleri gibi okunabileceğini öğrendiğim, kaleme aldığı denemelerle edebiyatın, felsefenin, tarihin sınırlarını birbirinin içinden geçiren Beşir

I-

TBMM Onur Ödülü bu yıl Kemal Karpat''a verildi. Ödüller en çok yaşarken verilmeli. Bu yıl TBMM sayesinde düşünce dünyamda izi olan üç mütefekkirin ödülü ile mutlu mesudum. Edebiyatı sosyal tarih olarak okumayı öğrendiğim Prof Dr. Kemal Kaprat; gördüklerimi ne kadar edebiyatın konusu yapabileceğimi öğrendiğim Rasim Özdenören; zamanların ve mekanların insan yüzleri gibi okunabileceğini öğrendiğim, kaleme aldığı denemelerle edebiyatın, felsefenin, tarihin sınırlarını birbirinin içinden geçiren Beşir Ayvazoğlu.

II-

Mevlana bir şey haddini aşarsa zıddına inkılâp eder der. Ben bunu her vesile ile yaşarım. Sonuncusunu Abant''ta yaşadım. Onca muhabbetime ve soracağım onca soruya rağmen Kemal Karpat hocanın yanına gidip bir selam veremedim. Oysa gitmeden önce Timaş Yay. Yönetmeni Emine Eroğlu "lütfen bu muhabbetinizi hocaya ifade edin" demişti. Başlangıçlar konusunda nasibe fazlasıyla inanan bendeniz, ilk adımı atmakta daima çekingen davranırım. Ya şimdi uygun zaman değilse, ya vaktini alıyorsam ya şu ya bu. Bir şey beni tutar.

İki gün boyunca hocadaki "Biz" şuurunu gördüm. Hoca 86 yılı geride bırakmış olmasına rağmen idealizminden ve BİZ şuurundan beslenen bir dinamizm ile Abant''ın en dinç en enerjik katılımcısıydı. Ondaki enerji hiç kimsede yoktu desem abartmış olmam zannederim. Türkiye''de çok kaliteli işlerin yapıldığını ancak bunu dış dünyaya duyurmak konusunda yeterince gayret göstermediğimizi söyleyen Kemal Karpat hoca; sunulan tebliğlerin İngilizce yayınlanması için elinden geleni yapacağını söyleyerek itina ile iletişim bilgilerini verdi.

Ömrünün önemli bir kısmını ABD''de geçirmiş bir akademisyen olarak, Türkiye''ye çok berrak bir noktadan bakıyor Kemal Karpat. 26 yaşından bu yana demokrasi etüt eden bir bilim adamı olarak, tepeden inme demokrasinin halk tarafından nasıl içselleştirildiğini umudunu tüketmemiş bir dinamizm eşliğinde analiz ederek; demokrasi şuurunda halkın elitleri geçtiğini söylüyor.

III-

Kemal Karpat hocayı tarihçi olarak değil, edebiyat sosyolojisi dalında yazmış olduğu makaleler ile tanıdım ilkin. Moda ve Zihniyet benim ikinci tezim. Uzunca bir vakit edebiyat sosyolojisi üzerine çalıştım. Kemal Tahir üzerine çalışmaktı niyetim. Bu esnada Türk edebiyatına dair bütün metinleri okuyordum. İşte bu sancılı ve sıkıntılı dönemlerimde Kemal Karpat''ın Varlık Yay. çıkmış ebatları küçük ama mahiyetiyle benim için oldukça ufuk açısı olan kitabıyla tanıştım. Edebiyatı sosyal tarihin içinde ele almayı diyebilirim ki ilk bu kitap ile öğrendim.

Abant''tan döndükten sonra, neredeyse bavulumu bile açmadan, Kemal Karpat''ın Ahmet Mithat Efendi ile Çehov''u mukayese eden makalesini okudum. Ahmet Mithat Efendi''nin edebiyatı araçsallaştıran tavrı ile edebiyattan asla taviz vermeyen çağdaşı olan batılı yazarlar üzerine konuşabilmeyi başarabilseydim ne kadar verimli bir sohbete dahil olacaktım hayıflanması eşliğinde.

Her türlü araçsallaştırmaya karşı olmayı, Ahmet Mithat Efendi okuya okuya vardım diyebilirim. İyi niyetler her zaman yeterli olmuyor. Ahmet Mithat Efendi onca iyi niyetine, gayretine, azmine, kütüphaneleri çökertecek kadar fazla olan kitaplarına rağmen, bugün bir edebiyatçı olarak yaşamıyor. Onun yazdıklarını daha çok sosyolojinin konusu içinde değerlendirebiliyoruz. Ahmet Mithat Efendi''nin onca kol kanat gerdiği dönemin yazar kadınları da hocalarından aldıkları feyz ile edebiyatı modernleşmenin aracı olarak kullanmışlardı.

IV-

Edebiyatı araçsallaştırmayan bir edebi kamumuz olsaydı bu gün yaşadığımız sıkıntıların pek çoğunu yaşamazdık diye düşünüyorum.

Edebiyatımız bireyi görmeyince adı demokrasi olan yönetimimizin de bireyi görmesi pek mümkün olmuyor.