"Dar Alanda Kısa Paslaşmalar"

00:0012/01/2001, Cuma
G: 10/09/2019, Salı
Fatma Barbarosoğlu

Oynanan her oyunu ille de anlamaya çalışmam futbol seyircisi olmamı engelliyor. Fakat sporun psikolojisi üzerine ilk psikanalitik metnin bir kadın -Freud''un öğrencisi HeleneDeutsch- tarafından yapıldığını bilmenin verdiği merakla futbola toplumun resmini gösteren bir ayna olarak bakmaktan vazgeçemiyorum. Dünyaları verseler bir maçı on dakikadan daha fazla seyredemeyeceğim halde, futbolu tartışan insanlara; sokaklara çıkıp kendinden geçercesine bağıranlara; taraftar kanı dökenlere; saklamaya çalıştıkları

Oynanan her oyunu ille de anlamaya çalışmam futbol seyircisi olmamı engelliyor. Fakat sporun psikolojisi üzerine ilk psikanalitik metnin bir kadın -Freud''un öğrencisi HeleneDeutsch- tarafından yapıldığını bilmenin verdiği merakla futbola toplumun resmini gösteren bir ayna olarak bakmaktan vazgeçemiyorum. Dünyaları verseler bir maçı on dakikadan daha fazla seyredemeyeceğim halde, futbolu tartışan insanlara; sokaklara çıkıp kendinden geçercesine bağıranlara; taraftar kanı dökenlere; saklamaya çalıştıkları zaaflarıyla futbol yardımıyla barışmalarının hikayesi olarak bakıyorum. Çünkü her geçen gün kendine rastlamak ya da kendinden geçmek için bir yolculuğa değil de futbol maçına gidenlerin sayısı artıyor. Bu merakla hazır futbola dair bir film yapılmışken ve de üzerinde olağanüstü güzel eleştiriler kaleme alınmışken oturup bu filmi seyretmek iyi bir fikir gibi göründü.

Son yıllarda Türkiye''de başkalarının ayak izinden gitmeyi, söylenmiş sözleri başka kelimelerle sil baştan yeniden söylemeyi gazetecilik ve eleştirmenlik zannedenlerin sayısı gittikçe artıyor. Neden artıyor? Bir defa başkalarının ayak izinden yürümek kolay. Çaba ve enerji gerektirmiyor. Üstelik adınız en kolayından gündem takipçisine çıkabiliyor. Diğer taraftan başkalarının ayak izinden yürüdüğünüz zaman seyrettiğiniz, okuduğunuz hiçbir eser için kafa yormanız gerekmiyor. Birileri sizden önce ayak izlerini siz üstüne basıp geçesiniz diye çıkarıp koymuştur. Size kalan bu ayak izlerinden sek sek sekerek mi basacağınız, yoksa atlamadan her ayak izine mili milimine riayet mi edeceğinizdir. Bu olağanüstü kolaylık içinde günde birkaç tane kapağını bile açmadığınız kitaplar üzerine kalem oynatabilir, gidip de uyuduğunuz filmler hakkında en ince sinema eleştirmeni kesilebilirsiniz.

Filme gitmeden önce film hakkında çok olumlu yazılar okumuştum. Filmde de sık sık geçen "hayat futbola benzer, fena halde" tanımı daha filme gitmeden bende bir beklenti uyandırmıştı. Çünkü bu cümlede benzetilen futbol, benzeyen ise hayat. Basit bir dil bilgisi kuralıdır; benzetilen herkesin bildiği benzeyen ise herkesin bildiğinden yola çıkarak yeniden tanımlanmaya çalışılandır. "Hayat futbola benzer, fena halde" dendiğinde hayatın daha az bilindiği, tanındığı, ama futbolun hayatı açıklayacak kadar kolay, aynı zamanda derin manalar içerdiği kabulü vardır. Bu tanımdan yola çıkarak ve de okuduklarımın etkisinde kalarak futbolun oynayanlar ve oynayanları seyredenler arasındaki ilişkisinden, hayatın da oyun olduğuna göndermenin sinema diliyle olmasını beklerken; bu beklenti "hayat fena halde futbola benzer" tekrarının didaktik unsuruna takılı kaldı. Üstelik bu filmde de "hayatı öğreten" bir hayat kadını.

Senaryo üzerinde iki yıl çalışıldığını okuyunca dantel gibi işlenmiş bir senaryo umuyordum. Deli tiplemesi, mektupların bırakılacağı taş kovuğu, sahibine ulaşmayan mektup motifleri güzeldi şüphesiz. Mahallenin cumbalı evleri Bursa''ya gidip gelmişlik duygusu uyandırmaya yetmese de hoştu; fakat hayat ile futbol benzerliği arasına kurulmaya çalışılan köprü gerçeklik kazanamadan film tekerlemesine dönüştü kaldı.

Okuduğum eleştirilerde dönem filmi olduğuna vurgu yapılıyordu. Filmin başına Bursa 1982 yazmak ve ilgili ilgisiz birkaç sahnede askerlerin varlığını görmek o filmi dönem filmi yapmaya yetmiyor. Futbol, dönemi yansıtan bir ayna olacaksa eğer 12 Eylül döneminden sonra futbolun halkın kendisini unutması için çağdaş bir başarı öyküsü şablonunda verilmeye çalışılmasına bir göndermede bulunulması gerekmez miydi?

Hayat ile futbol arasında kurulan ilişkide futbolcuya kız isteme sahnesinin hiç işlenmemiş olması da filmin sıcaklığını engelleyen unsurlardan biri. Bilinir ki, on on beş yıl önce aileler kızlarını bir futbolcuya hiç de gönül ferahlığı içinde vermezlerdi.

Futbol hayatımızın bir parçası değil. Hayatımız futbolun bir parçası gibi. "Önemli" bir maç olduğu günler ekranlar kelli felli adamların pasları, golleri tekrar tekrar tahlil ettikleri spor saatlerine kilitleniyor. Her maç sonrası muhakkak birkaç kişinin hayatı fena halde tehlikeye giriyor. Futbol takımlarının kazandığı başarıların dışında hiçbir başarı hikayesi haber değeri taşımıyor.

Globalleşen dünyada aidiyet sorununun insanları gittikçe yalnız bıraktığı, insanların bir yerlere ait olmak, ortak bir heyecanı paylaşmak için kendisini takımıyla özdeşleştirerek kimlik edinmeye kalkması bundan sonra yazılacak senaryoların bakir konuları olarak varlığını koruyor.