Dershaneler sorunu ya da sorunları tasvir etme "sorunu"!

00:0027/11/2013, Çarşamba
G: 9/09/2019, Pazartesi
Fatma Barbarosoğlu

Bu işte bir çapanoğlu var. İşler bizim bildiğimiz gibi değil. Var bunda da bir bit yeniği. Hele dur kasap et derdinde keçi can derdinde. Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmayalım!Yukarıdaki atasözlerini daha çok duyar olduk son zamanlarda.En iyisi ne vakittir dilimizde pek yer almayan atasözü ile başlayalım biz. Eğri oturup doğru konuşma bahsi ile.Post modern dönemde eğri oturup doğru konuşmak geçmiş zamanlara göre biraz daha zor. Çünkü post modern insan, kitlesel kodların ağırlığı altında

Bu işte bir çapanoğlu var. İşler bizim bildiğimiz gibi değil. Var bunda da bir bit yeniği. Hele dur kasap et derdinde keçi can derdinde. Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmayalım!

Yukarıdaki atasözlerini daha çok duyar olduk son zamanlarda.

En iyisi ne vakittir dilimizde pek yer almayan atasözü ile başlayalım biz. Eğri oturup doğru konuşma bahsi ile.

Post modern dönemde eğri oturup doğru konuşmak geçmiş zamanlara göre biraz daha zor. Çünkü post modern insan, kitlesel kodların ağırlığı altında ağrıyan başı ile, sadece olaylara taraftar olabiliyor. Bir konunun yanında ya da karşısında oluyor. Olayları derinlemesine algılamasını sağlayacak bütünlüklü bir bakış açısına sahip değil.

Neden değil?

Aşırı iletişim, haber ve bilgi akışı bireyin olguları bütünlüklü olarak görmesini engelliyor. Dolayısıyla içinde yaşadığımız zamanın en önemli sorunu tasvir sorunu.

Karşılaşılan sorunları çözmek için takip edeceğimiz yol: Tasvir, tahlil ve teklif.

En kolay gibi görünen "tasvir" bahsi en zoru aslında. Çünkü içinde yaşanılan zamanı tasvir etmek bir nefeste yapılabilecek bir işlem değil. "Zaten bilinen bir duruma" dair söylenenleri dinleyecek kimse bulmak çok zor olduğu gibi, tasvir eden açısından da olayları görmesini sağlayacak mesafeyi koruması zordur. Böylece sorun çözmenin birinci basamağı olan "tasvir" bahsi; içinde yaşadığımız zamana denk geldiğinde, olanları " bütün cepheleri ile bilmekte miyiz?" sorusunun cevapsız olduğunu fark etmemizi engeller.

Hayat akışının hızlandığı, dönüşümün baş döndürücü olduğu dönemlerde, içinde yaşanılan zamanı kavramak pek kolay değildir. Durumu etkileyen pek çok faktör vardır ne ki bunları layıkıyla değerlendirmek çok kolay olmadığı için, hâkim söylem indirgeyici yaklaşımlar üzerinden dallanıp budaklanır.

Velhasıl iletişim çağında kör noktamız giderek arttığı için, yaşadıklarımızdan arta kalan bir ibret bahsi olmaz. Yaşananlar tecrübenin ağırlığını değil; stresin, gerilimin, kavganın ağırlığını taşır.

Bu her konuda böyle. Dershane konusunda da...

Dershaneler kapatılsın diyenler de, kapatılmasın diyenler de konuyu eğitim üzerinden tartışmıyor/tartışamıyor. Neden tartışamıyor? Durumu bütün yönleri ile analiz etmek yerine hedefe kilitlendikleri için.

"Dershaneler olmasa gençler PKK"ya katılır" söylemi ile, "dershaneler olmayacak artık çocuklar çocukluğunu yaşayacak" yaklaşımının beslendiği ortam tasvir sorununun yokluğu üzerinden hükmünü ilan ediyor.

"Dershaneler olmasa gençler PKK"ya katılır" söyleminin alt metni şu: Okul gençlerin zaman ve mekânını örgütlüyor. Liseyi bitiren ama üniversiteyi kazanamayan gençlerin zamanını ve mekânını örgütleme yöntemi olarak, dershanelerin toplumsal dokuda oluşturmuş olduğu önemi görmezlikten gelirseniz, ilerde çok ciddi sorunlarla karşılaşırsınız.

O halde bu tasviri bütünleyecek kavram olarak, zaman ve mekân duyarlılığını merkeze almamız gerekiyor.

Gençlerinin sayısı ile övünen Türkiye"nin; gençlerin zamanını ve mekânı örgütleme sorunu üzerinde durmaz isek; "dershane boşluğu", "dershane steresi"nden daha büyük sorunlara yol açabilir.

Lakin gençliğin zamanını ve mekânını değerlendirme sorunu ile başa çıkmak için eğitim hayatını olabildiğince "sündürmek" bir çözüm müdür? Elbette hayır.

"Hafta sonlarını dershanede geçiren çocuklar, çocukluklarını yaşayamadı. Dershaneler kalkınca çocuklar çocukluğunu yaşayacak." Bu söylemin alt metni nostaljik bir geçmişe yaslanıyor. Bu geçmiş dershanelerin başladığı yakın geçmişi değil; "buralar hep bostanlıktı, şuralarda menekşeler açardı, şuradan böğürtlen toplardık" diyen uzak geçmişin nostaljisi.

"Dershaneler kalkınca çocuklar çocukluğunu yaşayacak." Ala! Güzel. Pek güzel.

Soru şu: Bu çocuklar çocukluğunu nerede yaşayacak? İnternet ortamında? Sokaklarda? Kafelerde?

Bizim Türkiye olarak; her kesim ve her görüşten veliler olarak, ortak sorunumuz şu: Çocuklarımızın vaktini sağlıklı ortamlarda üretken bir şekilde değerlendirmesini sağlayacak mekânlardan yoksunuz.

Dinimiz bize en başta zaman ve mekân duyarlılığı terbiyesi verir.

Adabı muaşeretin kodları zaman ve mekân duyarlılığı üzerinden ruh bulur.

Peki, bu terbiyeden nasibimizi almış görünüyor muyuz?

Esefle cevap vermek durumundayım ki kocaman bir HAYIR!